2024 yazında Artvin’de tanıştığım “silor” kafama dank etti. Makarna desen değil, mantı hiç değil. Hamuru ince ince açıp kurutuyorlar, sonra et suyunda pişirip sarımsaklı yoğurt ve kızgın tereyağı ile buluşturuyorlar. Tam kıvamında yapınca, insan yemeye doyamıyor. Çayeli’nde 80 yaşında bir teyze, “biz bunu bayram sabahı yaparız, misafir varsa porsiyon büyür” dedi, mutfağa girdim, elini gösterdi: “kıvamı bu.”
Bir de Sivas’ta “hingel” yedim geçen ay. Mantıdan büyük, içi patatesli. Dışarıda satılanı hamurdan ibaret ama köyde, özellikle Hafik tarafında, iç harcı sarımsakla karıştırılmış patates, üstüne kızgın tereyağı dökülüyor. İlk lokmada “biz ne yiyormuşuz yıllardır” dedim. Yanında ayran, üstüne odun ateşinde pişmiş biber turşusu. Fiyatı şehirde 80-100 TL civarı ama köyde gönlünce doymak serbest.
Karadeniz’in bilinmeyen bombası “gongoç.” Temmuz’da Bulancak’ta, bi evin avlusunda denk geldim. Deniz fasulyesi gibi, tuzlu suda haşlanıyor, üstüne bol limon, zeytinyağı. Hafif acımsı, yedikçe damağa alışıyor. Balıkla ya da tek başına. İstanbul’da bulmak imkansız, getirtenler olmuş ama tadı bir türlü oradaki gibi olmuyor.
Bir de Kayseri’nin “yağlama”sı. Lahmacunla gözleme arası, kat kat yufka, araya salçalı kıymalı harç. Sıcak sıcak, yoğurtla. Ben Malatya’da yedim en iyisini, Ocak 2025’te bir düğünde. Sofrada en hızlı tükenen oydu. “Bir tabak daha” dedim, yaşlı bir amca, “ilk kez yiyorsan tekrar yemen lazım, bu iş böyledir” dedi.