2022’de Adana’da 3+1 bir daireye 1,5 milyon lira isteyen emlakçıyla tartıştığım günü unutamıyorum. Aynı dairenin kirası o dönem 4.500 TL’ydi. Hesap ortada: 1,5 milyon lirayı faize atsaydın, aylık getirisi o günün şartlarında 18-20 bin lirayı buluyordu. Yani ev sahibi olacağım diye yıllarca dişini tırnağına takıp borçlanıyorsun, sonunda sana kalan tek şey “evim var” huzuruysa, ona da paha biçmek zor.
Kiracıysan bir çırpıda taşınma özgürlüğün var. Başına komşu bela olursa, mahalle değiştirirsin. Ev sahibi takla atarsa, sırtında yük yok. Hele son yıllarda kira artışları devlet eliyle sınırlandığından, eski kiracılar tam olarak piyasanın on kat alta oturuyor. Bunu 2019’da İstanbul’da 1.100 TL’ye oturan kuzenim üzerinden gördüm; 2024’te aynı daireye yeni kiracı 17 bin veriyor, kuzenim hâlâ eski fiyatla oturuyor. Kiracıdan yana şansın varsa, sistemde açık bulabiliyorsun.
Ev almak ise başka bir psikoloji. “Kira ödeyeceğime kredi taksiti öderim” kafası hâlâ çok yaygın. Ama artık işin içi boşaldı; bankalar 120 ay vadeye 3,5 milyon krediye öyle bir faiz bindiriyor ki, 10 yıl sonunda evi ikinci defa satın almış oluyorsun. Bir de üzerine tapu, emlak vergisi, tadilat masrafı, apartman aidatı... Hele eski bina ise, yandın. Müteahhit iki yıl sonra “kentsel dönüşüm” diye kapına dayanıyor.
Bir de mevzuya yatırım gözüyle bakanlar var. 2010’larda Adana’da sıfır daire almak, üç beş yıl sonra sağlam kâr ediyordu. Artık öyle bir piyasa yok. Satmaya kalksan, ilanı üç ayda gören çıkmıyor. Hele yeni konutlarda fiyat köpüğü öyle bir şişti ki, balonu patlatanlar zararla çıkıyor. Yani “ev aldım, köşeyi döneceğim” dönemi kapandı gibi.
Tabii işin duygusal tarafı da var. “Ulan ay sonunda kapıma kimse dayanmaz, çocuklar rahat uyur” diyorsan, orası başka. Ama soğukkanlı bakınca, Türkiye’de taşınmaz almak artık tam anlamıyla lüks oldu. Hele Adana gibi göç alan şehirlerde, kiracı olmak çoğu zaman daha akıllıca.
Kendi cebini, riskini, işini iyi tartmak lazım. Ayda 20 bin kredi ödemek mi, 12 bin kira verip kalanıyla yaşamak mı? Hesap ortada. Elinde sağlam birikim, sabit gelir yoksa, şu dönemde ev almak öyle kolay “kurtuluş” değil. İlle de tapu görmek isteyenlerin, borç batağına saplanmadan iki kere düşünmesi gerek.
Kiracıysan bir çırpıda taşınma özgürlüğün var. Başına komşu bela olursa, mahalle değiştirirsin. Ev sahibi takla atarsa, sırtında yük yok. Hele son yıllarda kira artışları devlet eliyle sınırlandığından, eski kiracılar tam olarak piyasanın on kat alta oturuyor. Bunu 2019’da İstanbul’da 1.100 TL’ye oturan kuzenim üzerinden gördüm; 2024’te aynı daireye yeni kiracı 17 bin veriyor, kuzenim hâlâ eski fiyatla oturuyor. Kiracıdan yana şansın varsa, sistemde açık bulabiliyorsun.
Ev almak ise başka bir psikoloji. “Kira ödeyeceğime kredi taksiti öderim” kafası hâlâ çok yaygın. Ama artık işin içi boşaldı; bankalar 120 ay vadeye 3,5 milyon krediye öyle bir faiz bindiriyor ki, 10 yıl sonunda evi ikinci defa satın almış oluyorsun. Bir de üzerine tapu, emlak vergisi, tadilat masrafı, apartman aidatı... Hele eski bina ise, yandın. Müteahhit iki yıl sonra “kentsel dönüşüm” diye kapına dayanıyor.
Bir de mevzuya yatırım gözüyle bakanlar var. 2010’larda Adana’da sıfır daire almak, üç beş yıl sonra sağlam kâr ediyordu. Artık öyle bir piyasa yok. Satmaya kalksan, ilanı üç ayda gören çıkmıyor. Hele yeni konutlarda fiyat köpüğü öyle bir şişti ki, balonu patlatanlar zararla çıkıyor. Yani “ev aldım, köşeyi döneceğim” dönemi kapandı gibi.
Tabii işin duygusal tarafı da var. “Ulan ay sonunda kapıma kimse dayanmaz, çocuklar rahat uyur” diyorsan, orası başka. Ama soğukkanlı bakınca, Türkiye’de taşınmaz almak artık tam anlamıyla lüks oldu. Hele Adana gibi göç alan şehirlerde, kiracı olmak çoğu zaman daha akıllıca.
Kendi cebini, riskini, işini iyi tartmak lazım. Ayda 20 bin kredi ödemek mi, 12 bin kira verip kalanıyla yaşamak mı? Hesap ortada. Elinde sağlam birikim, sabit gelir yoksa, şu dönemde ev almak öyle kolay “kurtuluş” değil. İlle de tapu görmek isteyenlerin, borç batağına saplanmadan iki kere düşünmesi gerek.
101