İran'ın bu saldırısı 2024'teki Nisan harekatından tamamen farklı bir ölçekte. O zaman 300+ drone ve füze attıkları halde çoğu abartılı şekilde gösterilmişti; bu sefer çok daha hedefli, koordineli ve sessiz bir operasyondan bahsediyoruz.
Mart 2026'da yapılan saldırı, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının üçüncü yılında gerçekleşiyor. Ortadoğu bu dönemde daha da kutuplaşmış durumda. Hizbullah'ın 2025 sonunda zayıflatılması, Husi güçlerinin bölgedeki konumunun değişmesi, Suriye'deki rejim değişiklikleri—bunların hepsi İran'ın bölgedeki müttefiklerini ve nüfuzunu sarsmış. Bu saldırı bir anlamda o kayıpların telafisini gösterme girişimi.
ABD üslerine saldırı yapması ise tamamen farklı bir mesele. Orta Doğu'da US Central Command'ın altında faaliyet gösteren birkaç üs var: Irak'taki Al-Asad, Bahreyn'deki 5. Filo Karargahı, Katar'daki Al-Udeid. Bu üslere yönelik doğrudan hamle, İran'ın artık dolaylı yollardan değil, açıktan açığa bir karşılık verme stratejisine geçtiğini gösteriyor. Ama burada çok önemli bir nokta var: İran bu saldırılarda aşırı yüksek hassasiyet gösteriyor. Halkın yaşadığı yerlerden ziyade askeri hedefleri seçiyor. Bu da bir mesaj stratejisi—yani "biz de yapabiliriz" demek, ancak tam savaş çıkarmamak istiyorlar.
İsrail'in yanıt vermesi kaçınılmaz olacak. Geçmiş örneklerden biliyoruz: 2024'teki saldırıya karşılık İran'ın radar sistemlerini ve bazı üs tesislerini vurmuşlardı. Bu sefer daha ağır olabilir. Hatta nükleer tesisleri hedef alması bile tartışılıyor.
Türkiye'nin bu durumda nerede durduğu da kritik. Bölgesel dengelerde Ankara, İsrail ile ekonomik ilişkilerini korurken İran'a da stratejik mesafe bırakmaya çalışıyor. Ama böyle bir krizde tarafsızlık sürdürmek gittikçe zorlaşıyor.
Mart 2026'da yapılan saldırı, İsrail'in Gazze'deki operasyonlarının üçüncü yılında gerçekleşiyor. Ortadoğu bu dönemde daha da kutuplaşmış durumda. Hizbullah'ın 2025 sonunda zayıflatılması, Husi güçlerinin bölgedeki konumunun değişmesi, Suriye'deki rejim değişiklikleri—bunların hepsi İran'ın bölgedeki müttefiklerini ve nüfuzunu sarsmış. Bu saldırı bir anlamda o kayıpların telafisini gösterme girişimi.
ABD üslerine saldırı yapması ise tamamen farklı bir mesele. Orta Doğu'da US Central Command'ın altında faaliyet gösteren birkaç üs var: Irak'taki Al-Asad, Bahreyn'deki 5. Filo Karargahı, Katar'daki Al-Udeid. Bu üslere yönelik doğrudan hamle, İran'ın artık dolaylı yollardan değil, açıktan açığa bir karşılık verme stratejisine geçtiğini gösteriyor. Ama burada çok önemli bir nokta var: İran bu saldırılarda aşırı yüksek hassasiyet gösteriyor. Halkın yaşadığı yerlerden ziyade askeri hedefleri seçiyor. Bu da bir mesaj stratejisi—yani "biz de yapabiliriz" demek, ancak tam savaş çıkarmamak istiyorlar.
İsrail'in yanıt vermesi kaçınılmaz olacak. Geçmiş örneklerden biliyoruz: 2024'teki saldırıya karşılık İran'ın radar sistemlerini ve bazı üs tesislerini vurmuşlardı. Bu sefer daha ağır olabilir. Hatta nükleer tesisleri hedef alması bile tartışılıyor.
Türkiye'nin bu durumda nerede durduğu da kritik. Bölgesel dengelerde Ankara, İsrail ile ekonomik ilişkilerini korurken İran'a da stratejik mesafe bırakmaya çalışıyor. Ama böyle bir krizde tarafsızlık sürdürmek gittikçe zorlaşıyor.
00