Gece 03:40, Kadıköy’de köşe başındaki kuyumcuda alarm çalmış. Polis gelene kadar hırsızlar çoktan kaçmış. Fakat sabah ortaya çıkan tablo biraz trajikomik: Vitrindeki bileziklerin tamamı imitasyon, yani sahte. Gerçek altınlar ise kasada. Hırsızlar ellerine geçirdikleri torbayla karanlıkta hızla uzaklaşırken aslında 100-150 gram altın yerine birkaç yüz liralık bakır ve kaplama metal götürmüş. Şu an polis raporlarında hasar, kırılan cam ve çalınan imitasyon bilezikler olarak geçiyor.
Burada iki hikâye var: Birincisi, hırsızın profesyonelliğine dair ezberlerin kırılması. Filmlerde plan yapan, kuyumcuya günlerce göz diken, lazeri algılayan hırsızlar izliyoruz. Gerçekte ise gece vakti pat diye girip gördüğünü toplayan, sitenin güvenlik kamerasına bile aldırmayan acemi bir ekip. Hırsızlıkta da kalite erozyonu başlamış durumda.
İkinci hikâye ise kuyumcuların artık vitrine gerçek altın koymaması. 2022’den beri Türkiye’de altın fiyatları öyle arttı ki, sektör kendi önlemini kendi aldı. Benim çocukluğumda, mahalledeki kuyumcunun vitrini gerçekten altın doluydu. Şimdi çoğu, müşteri gelince “şunu da kasadan çıkarayım” diyip asıl malları depodan getiriyor. Hırsızlar, eski usul “al gir, ne bulursan kap” stratejisiyle girdikçe gülünç olaylar yaşanıyor.
Bu hikâyeden kişisel çıkarımım şu: Risk yönetimi dediğimiz şey biraz da kandırmaca. Normalde güvenlik dediğimizde, daha çok kilit, daha çok kamera, daha az insan hatası bekleriz. Oysa burada kuyumcu riskini şöyle azaltmış: Hırsız illa çalacaksa da bari altınım gitmesin. Hırsız ise sistemin değiştiğini fark etmemiş. Herkes eski alışkanlıklarında.
Ekonomik kriz büyüdükçe, suçun bile zanaatkârlığı kalmadı. Birkaç yıl önce bir kuyumcuda geceyi devriye gezerek geçiren polisle konuşmuştum. Adam açık açık “artık kimse büyük soygun planlamıyor, panikle ne bulursa onu alıyor” demişti. Hırsızlık bile günü kurtarma çabasına döndü.
Bunu dinledikten sonra insan ister istemez gece camı kıran hırsızın içeriye daldığında ne hissettiğini merak ediyor. O hızla çalınan bileziklerin ağırlığı hafif gelince bir an boşluk yaşamış mıdır? Bir bakır bileziğin verdiği hayal kırıklığı, belki de bir daha o işe bulaşmamasına sebep olur. Ya da ertesi gece başka bir kuyumcunun camı kırılır, o da başka bir imitasyonla karşılaşır. Döngü böyle devam eder.
Bir taraftan ironik: Herkes birbirini kandırıyor, kimse tam olarak kazanamıyor. Bileziklerin altın olmadığı bir dünyada, hırsızlık bile eski büyüsünü kaybetmiş.
Burada iki hikâye var: Birincisi, hırsızın profesyonelliğine dair ezberlerin kırılması. Filmlerde plan yapan, kuyumcuya günlerce göz diken, lazeri algılayan hırsızlar izliyoruz. Gerçekte ise gece vakti pat diye girip gördüğünü toplayan, sitenin güvenlik kamerasına bile aldırmayan acemi bir ekip. Hırsızlıkta da kalite erozyonu başlamış durumda.
İkinci hikâye ise kuyumcuların artık vitrine gerçek altın koymaması. 2022’den beri Türkiye’de altın fiyatları öyle arttı ki, sektör kendi önlemini kendi aldı. Benim çocukluğumda, mahalledeki kuyumcunun vitrini gerçekten altın doluydu. Şimdi çoğu, müşteri gelince “şunu da kasadan çıkarayım” diyip asıl malları depodan getiriyor. Hırsızlar, eski usul “al gir, ne bulursan kap” stratejisiyle girdikçe gülünç olaylar yaşanıyor.
Bu hikâyeden kişisel çıkarımım şu: Risk yönetimi dediğimiz şey biraz da kandırmaca. Normalde güvenlik dediğimizde, daha çok kilit, daha çok kamera, daha az insan hatası bekleriz. Oysa burada kuyumcu riskini şöyle azaltmış: Hırsız illa çalacaksa da bari altınım gitmesin. Hırsız ise sistemin değiştiğini fark etmemiş. Herkes eski alışkanlıklarında.
Ekonomik kriz büyüdükçe, suçun bile zanaatkârlığı kalmadı. Birkaç yıl önce bir kuyumcuda geceyi devriye gezerek geçiren polisle konuşmuştum. Adam açık açık “artık kimse büyük soygun planlamıyor, panikle ne bulursa onu alıyor” demişti. Hırsızlık bile günü kurtarma çabasına döndü.
Bunu dinledikten sonra insan ister istemez gece camı kıran hırsızın içeriye daldığında ne hissettiğini merak ediyor. O hızla çalınan bileziklerin ağırlığı hafif gelince bir an boşluk yaşamış mıdır? Bir bakır bileziğin verdiği hayal kırıklığı, belki de bir daha o işe bulaşmamasına sebep olur. Ya da ertesi gece başka bir kuyumcunun camı kırılır, o da başka bir imitasyonla karşılaşır. Döngü böyle devam eder.
Bir taraftan ironik: Herkes birbirini kandırıyor, kimse tam olarak kazanamıyor. Bileziklerin altın olmadığı bir dünyada, hırsızlık bile eski büyüsünü kaybetmiş.
00