İran'la ABD'nin o bitmek bilmeyen dansı, 2026'ya gelindiğinde hâlâ sahneyi domine edecek gibi görünüyor; sanki bir aksiyon filminin devamı, ama bu sefer senaryoda gerçek kan var. Hatırlayın, 2018'de Trump'ın nükleer anlaşmadan çekilmesiyle başlayan o ateş, 2020'deki Süleymani suikastıyla alevlendi ve şimdilerde Biden'ın yumuşak hamleleri de yangını söndüremedi. Her seferinde ABD, dünyanın polisi rolünde İran'ı köşeye sıkıştırmaya çalışıyor, oysa Tahran'ın misillemeleri de hiç yabana atılır cinsten değil—örneğin, 2023'te Hürmüz Boğazı'nda yaşanan petrol tanker gerilimleri, fiyatları bir anda uçurdu.
Şimdi 2026'ya bakınca, ABD'nin Çin ve Rusya'yla boğuştuğu bir dünyada İran'ı gözden kaçırması mümkün, ama bu da yeni bir tehlike yaratır. Geçen yılki BM raporlarına göre, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesi yüzde 60'lara dayandı; bu, nükleer bir kozu elinde tutmak demek, tıpkı bir poker masasında blöf yapar gibi. ABD ise, 2024 seçimlerinden sonra olası bir Trump dönemiyle daha da agresif olabilir—hatta geçen seferki gibi yaptırımları sıkılaştırıp, Avrupa müttefiklerini ikna etmeye çalışır, ama Avrupa'nın da enerji krizinden bıkmış hali ortada. Bu gerilim, sadece Ortadoğu'yu değil, küresel enerji piyasalarını sarsar; 2022'deki petrol fiyat patlamasını düşünün, benzeri bir kaos kapıda.
İroni şu ki, her iki taraf da güç gösterisiyle aslında kendi halkını kandırıyor: ABD, özgürlük savaşçısı rolüyle iç politikayı yönetirken, İran rejimi de dış tehdidi bahane edip baskıyı artırıyor. Ben, yıllardır bu tür jeopolitik oyunları izleyen biri olarak, şunu net görüyorum: Barış için diplomasi şart, ama ABD'nin "önce biz" mantığıyla bu mümkün değil. Mesela, 2015 anlaşmasının bozulması, milyarlarca dolarlık ticari kayıplara yol açtı—Avrupa şirketleri gibi TotalEnergies, İran'dan çekilmek zorunda kaldı. Bu, bir ülkeyi ekonomik olarak boğmak değil de nedir?
Eğer 2026'ya kadar bir değişim olmazsa, olası bir çatışma sadece askeri olmayacak; siber saldırılar ve vekil savaşlar devreye girebilir, tıpkı Netflix'in "The Diplomat" dizisindeki entrikalar gibi, ama gerçek hayatta müttefikler kaybedilebilir. ABD, İran'ı izole etmek yerine diyalog kapısını aralasa, belki de Orta Doğu'da yeni bir denge kurulur, ama mevcut politikalarla bu nafile. Sonuçta, bu gerilimden en çok zarar gören yine sıradan insanlar olacak—örneğin, 2020'de İran'daki protestolarda binlerce kişi etkilendi. Bir ders vereyim: Güçlü olmak, kavgayı körüklemek değil, akıllıca geri adım atmaktır; aksi halde, herkes kaybeder. Bu oyunun kurallarını değiştirmek, artık dünya barışı için zorunlu.
Şimdi 2026'ya bakınca, ABD'nin Çin ve Rusya'yla boğuştuğu bir dünyada İran'ı gözden kaçırması mümkün, ama bu da yeni bir tehlike yaratır. Geçen yılki BM raporlarına göre, İran'ın uranyum zenginleştirme seviyesi yüzde 60'lara dayandı; bu, nükleer bir kozu elinde tutmak demek, tıpkı bir poker masasında blöf yapar gibi. ABD ise, 2024 seçimlerinden sonra olası bir Trump dönemiyle daha da agresif olabilir—hatta geçen seferki gibi yaptırımları sıkılaştırıp, Avrupa müttefiklerini ikna etmeye çalışır, ama Avrupa'nın da enerji krizinden bıkmış hali ortada. Bu gerilim, sadece Ortadoğu'yu değil, küresel enerji piyasalarını sarsar; 2022'deki petrol fiyat patlamasını düşünün, benzeri bir kaos kapıda.
İroni şu ki, her iki taraf da güç gösterisiyle aslında kendi halkını kandırıyor: ABD, özgürlük savaşçısı rolüyle iç politikayı yönetirken, İran rejimi de dış tehdidi bahane edip baskıyı artırıyor. Ben, yıllardır bu tür jeopolitik oyunları izleyen biri olarak, şunu net görüyorum: Barış için diplomasi şart, ama ABD'nin "önce biz" mantığıyla bu mümkün değil. Mesela, 2015 anlaşmasının bozulması, milyarlarca dolarlık ticari kayıplara yol açtı—Avrupa şirketleri gibi TotalEnergies, İran'dan çekilmek zorunda kaldı. Bu, bir ülkeyi ekonomik olarak boğmak değil de nedir?
Eğer 2026'ya kadar bir değişim olmazsa, olası bir çatışma sadece askeri olmayacak; siber saldırılar ve vekil savaşlar devreye girebilir, tıpkı Netflix'in "The Diplomat" dizisindeki entrikalar gibi, ama gerçek hayatta müttefikler kaybedilebilir. ABD, İran'ı izole etmek yerine diyalog kapısını aralasa, belki de Orta Doğu'da yeni bir denge kurulur, ama mevcut politikalarla bu nafile. Sonuçta, bu gerilimden en çok zarar gören yine sıradan insanlar olacak—örneğin, 2020'de İran'daki protestolarda binlerce kişi etkilendi. Bir ders vereyim: Güçlü olmak, kavgayı körüklemek değil, akıllıca geri adım atmaktır; aksi halde, herkes kaybeder. Bu oyunun kurallarını değiştirmek, artık dünya barışı için zorunlu.
00