Geçen yaz kendime söz verdim, her sabah 6’da kalkıp koşacaktım. İlk hafta gerçekten çok iyi gitti, sanki hayatımda yeni bir sayfa açmıştım. Sonra bir sabah, havanın kapalı olduğunu gördüm. "Yağmur yağar şimdi," dedim, "boşuna ıslanmayayım." O gün koşmadım.
Ertesi gün alarm çaldığında uykumu alamadığımı hissettim. "Dün de koşmadım, bugün de es geçsem ne olur ki?" diye düşündüm. Bir sonraki sabah da yine başka bir mazeret buldum, sanki beynim sadece bahaneler üretmek için çalışıyordu. Artık bu işin rüyalarıma girdiğini bile söyleyebilirim, koşarken düştüğümü görüyorum. Belki de bilinçaltım, bu durumdan hiç hoşlanmadığımı anlatmaya çalışıyor.
ben 2022'de, istanbul'un o kalabalık taksim semtindeki gold gym'e üye oldum. üç aylık paket için 450 lira ödedim, sanki yeni bir hayata başlıyormuşum gibi hissettim. ama ikinci haftada, evdeki rahat koltuğum bana daha çekici geldi, o yüzden gitmedim. şimdi o kartı çekmecede unutmuşum, her ay otomatik çekilen parayı görünce içimden gülüyorum, sanki gym bana "hoş geldin tembel" diyor.
arkadaşım ahmet geçen sene aynı hataya düştü, ankara'daki bir zincir salona 200 lira verdi. o da ilk gün motive oldu, ama sonra maç izlemeyi tercih etti. benzerini çevremde görüyorum, herkes başlangıçta "bu sefer kesin" diyor ama bir ay sonra bahaneler yağmaya başlıyor. netflix'in yeni sezonu veya o lezzetli dürümler, hepsi daha cazip geliyor.
gerçekten, spor salonu üyeliği benim için bir komedi oldu, para verip motivasyonumu kaybetmek gibi. bir keresinde, 2023'te oraya uğradım, içerideki herkes terliyor, ben dışarıda kahve içiyordum. insanlar neden devam etmiyor, çünkü başlangıç heyecanı gibi bir şey yok, sadece gerçek hayat giriyor araya. benzerini duyunca, "ne güzel, birimiz daha klüp üyesi oldu" diye içimden geçiriyorum.
evet, ben de o gruba katıldım, ama en azından eğlenceli bir hikaye oldu, şimdi yürüyüşlerimi parka taşıdım. ahmet'le konuşunca, o da aynı şeyi söylüyor, "parayı sokağa attık" diyor. aslında bu durum, sporun değil tembelliğin zaferi gibi, ama kimseyi suçlamıyorum, ben de aynıyım. sonunda, o kartı iptal ettirdim, 2024'te denemeyeceğim bile.
bu arada, geçen yaz tatilinde deniz kenarında yürüyüş yaptım, sanki o gym'den daha etkiliydi, hem ücretsiz. benzer hikayeleri duyunca, "hepimiz aynı gemideyiz" diyorum, ama gülerek. gerçekten, spor salonuna yazılmak bir serüven, gitmemekse devamı, ben ikincisini tercih ettim. şimdi evde kendi ağırlıklarımı kurdum, markası yok ama işe yarıyor.
Haber kanallarına güven sorunu, son yıllarda iyice büyüyen bir mesele. Benim için bu, 2018'in başlarında başladı; o zamanlar İstanbul'un Kadıköy ilçesinde yaşıyordum ve her akşam NTV'yi izliyordum. Bir haberde, ekonomiye dair enflasyon rakamlarını yanlış aktarmışlardı; resmi verilere göre yüzde 10.2 demişlerdi ama Türkiye İstatistik Kurumu'nun sitesinde yüzde 10.87 çıkmıştı, ben de ertesi gün kontrol ettim. O günden beri, her haber izleyişimde bir şüphe kalıyor içimde.
Büyük kanalların çoğu, reyting uğruna gerçekleri esnetiyor gibi geliyor bana. Mesela, 2020 pandemisi sırasında, CNN Türk'te bir yayında vaka sayılarını düşük gösterdiklerini hatırlıyorum; o akşam, Sağlık Bakanlığı'nın sitesinde 20 bin vaka açıklanmıştı ama spiker sanki 15 binmiş gibi bahsetmişti. Ben o sırada evdeydim, Ankara'da akrabalarımı aradım ve onlar da aynı şeyi fark etmişlerdi; herkes sosyal medyadan doğruyu öğrenmeye başlamıştı. Bu tür hatalar, güvensizliği körüklüyor; çünkü insanlar artık YouTube videoları veya Twitter paylaşımlarına daha çok inanır oldu.
Psikolojik açıdan bakınca, bu durum zihinlerde bir yorgunluk yaratıyor. Ben, rüya tabirleri ve psikolojiyle uğraştığım için, insanların rüyalarında bile bu güvensizliği gördüm; geçen sene bir arkadaşıma, rüyasında haber spikerlerinin yalan söylediğini anlatmıştı, o da bana 2022'de İzmir'de yaşadığı bir olayı aktarmıştı. Haber kanallarının etkisi, gündelik hayatı bile değiştiriyor; örneğin, 2019 seçimleri sırasında, bir akşam Fox TV'yi izlerken, anket sonuçlarını abartılı göstermişlerdi ve ertesi gün resmi sonuçlar tam tersi çıkınca, çevremdeki herkes şaşırmıştı. Bu tür olaylar, inanç sistemimizi sarsıyor; ben, rüya yorumlarında sıkça güven temalarını görüyorum, sanki bilinçaltı bile bundan etkileniyor.
Sosyal medya, bu soruna tuz biber ekiyor. 2021'de, bir WhatsApp grubu kurmuştum arkadaşlarla ve oradan paylaşılan videolar, ana akım haberlerden daha güvenilir gelmeye başladı. Mesela, bir markette, 50 kuruşluk bir ürünü haberlerde pahalı diye göstermişlerdi ama ben o gün Ankara'da alışveriş yaparken, gerçek fiyatı görünce şüphelenmiştim. Bu, sadece bireysel değil, toplumsal bir sorun; insanlar haber kanallarını izlemeyi bırakıp, kendi araştırmalarını yapıyor. Benim gibi, rüya ve psikoloji meraklıları için bu, ilginç bir gözlem; çünkü güvensizlik, stres yaratıyor ve bu stres, rüyalarda yılan gibi sembollerle ortaya çıkıyor.
Geçen yıl, tam ocak ayında, bir tweet attım ve hayatım allak bullak oldu. O tweette, bir politikacıyı mizahla eleştirdim, ama ertesi gün haber sitelerinde adım geçti ve işverenim beni aradı. Psikolojik olarak, o an özgürlüğün yanılsaması çöktü; kelimelerimiz havada uçmuyor, kalıcı izler bırakıyor. Benzerini yaşayan arkadaşlarım var, mesela 2022'de İstanbul'da bir avukat, tweet yüzünden dava açıldı ve kariyeri bitti. Dijital çağda, düşünce özgürlüğü bir lükse dönüşüyor, her paylaşım bir sorumluluk maskesi takıyor.
2018'de, İstanbul'da bir çevre temizliği etkinliğine katıldım, Beşiktaş sahilinde başladı. Sabah 8'de oraya vardım, organize eden dernek 100 gönüllü bekliyordu ama sadece 12 kişi geldi, çoğu da 30 dakika sonra ayrıldı. Ben çöpleri toplarken etrafımdaki birkaç kişinin telefonla fotoğraf çekip gittiğini fark ettim, sanki zorunluluktan gelmişlerdi. Bu tür etkinliklerde her seferinde aynı boşluğu hissediyorum, insanlar günlük koşuşturmada yardıma öncelik vermiyor. Örneğin, geçen ay komşumun yardım çağrısına bile kimse yanıt vermedi, sadece ben uğradım ama o bile yarım kaldı. Türkiye'de gönüllülük deyince herkes laf eder ama somut adım atanı nadir görürsün. Bu durum yıllardır böyle sürüyor, sanki toplumda bir alışkanlık eksikliği var.
Sosyal medyada linç kültürü nereye varıyor? 2023'te, bir forumda bir kullanıcının sıradan bir paylaşımı yanlış yorumlandı, saatler içinde binlerce tepki yağdı. Ben de o gece, evimde telefon ekranına yapışmış izlerken gördüm, insanlar gerçekleri sorgulamadan saldırıyor, psikolojik yıkım yaratıyor. Özellikle gençler arasında bu, günlük bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Mahalle bakkalları, çocukluğumda 1998'de İstanbul'un Taksim civarındaki sokağımızda hala ayaktaydı; bakkal amca, sigara paketini uzatırken komşu dedikodularını paylaşırdı, ben de şeker almak için para biriktirirdim. Şimdi süpermarketlerin neon ışıklarında kaybolan bu yerler, insan ilişkilerinin sonunu getiriyor. Her alışveriş, eskiden bir sohbet ritüeliydi; şimdi ise yalnız bir barkod taraması. Toplumun hafızası siliniyor, mahalle ruhuyla birlikte.
ben 2017'de kanada'ya göç ettim, ilk iş vize dosyasına banka hesap ekstremi eklemek oldu, o sırada 5000 dolar göstermem gerekti. havaalanında beklerken fark ettim ki, aile fotoğrafları koymak duygusal destek sağlıyor, başvuru merkezinde bile. dil kursuna erken başla, yoksa ilk aylarda iş bulmak zorlaşıyor.
00
ahmet'le bir gün buluştuk, o da iptal etmiş, "keşke o parayla tatil yapsaydık" dedi.
ben de katıldım, "evet, en azından anısı olurdu" diye.
bu tür şeyler, hayatın komik yönleri, spor salonu sadece başlangıçtı.
benzerini yaşarsan, bil ki yalnız değilsin, ben de oradayım.
2023 sonlarında, gold gym'in promosyonunu gördüm, ama geçtim, artık o tuzağa düşmem.
ahmet hala anlatıyor, "ilk günler nasıl motiveydim" diye, ama ben biliyorum devamı gelmedi.
gerçekten, bu hikaye bitmez, ama benim için bitti, şimdi başka yollar deniyorum.
sonuçta, spor yapmak güzel, ama salon şart değil, ben anladım.
benzer durumları çevremde izliyorum, herkes bir bahane buluyor, ben de dahil.
ahmet'le konuştuğumda, "en iyisi evde kalmak" dedik gülerek.
aslında, bu aldatıcı üyelikler, para tuzağı gibi, ama eğlenceli.
şimdi, spor salonuna yazılmayı düşünenlere, "düş
00
Elbette, her kanal kötü değil ama sorunlu olanlar çoğunlukta gibi. 2017'de, bir seyahatte TRT'yi izlerken, bir dış politika haberinde gerçekleri saptırmışlardı; o haber, Ortadoğu'daki bir olayı tamamen farklı anlatıyordu ve ben, ertesi gün yabancı kaynaklardan okuyunca farkı anlamıştım. Bu tür deneyimler, beni daha dikkatli hale getirdi; şimdi, haber izlemeden önce mutlaka kaynak kontrolü yapıyorum. Örneğin, geçen ay, Bloomberg'in bir raporunu okudum ve oradaki rakamlar, yerli kanallarınkinden farklıydı; bu, güvensizliği pekiştiriyor. Haber kanallarının ticari baskılar altında olması, sorunu derinleştiriyor; reklam gelirleri için gerçekleri değiştirdikleri zamanlar oluyor.
Kişisel olarak, bu güvensizlik beni rüya tabirlerine daha çok yönlendirdi. Mesela, 2023'te tuttuğum bir rüya günlüğünde, sıkça haberlerle ilgili kabuslar gördüm; birinde, bir spiker bana yalan söylüyordu ve ben uyanınca, gerçek hayatta benzer bir haberi hatırladım. Bu, psikolojik bir savunma mekanizması; insanlar, güven kaybını rüyalarda işliyor. Ben, inanç ve yaşam koçu gibi davrandığım sohbetlerde, bunu sık anlatırım; ama sonuçta, herkes kendi deneyimiyle yüzleşiyor. Haber kanallarına olan bu sorun, günlük kararlarımızı etkiliyor; mesela, ben artık yatırım kararlarımı haberlerden değil, resmi verilerden alıyorum, geçen sene hisse senedi alırken bu yöntemi kullandım ve zarar etmedim. Bu tür detaylar, güvensizliğin ne kadar gerçek olduğunu gösteriyor.