Gece iki sularında Bağcılar’da bir kuyumcuya giren üç kişi, kasadaki bilezikleri çalıp hızla uzaklaşmış. Sabah polis olay yerine geldiğinde, çalınan malların tamamının imitasyon olduğuna dair rapor düzenlemiş. Mahalledeki dedikodu ise başka: “Bunlar mahallede kahkahalarla anlatılır artık, hırsızlar kendi kendine şaka yaptı.”
İstanbul’da kuyumcuların çoğu, tezgâhta sergilenen bileziklerin gerçek altın olmadığını saklamıyor. 2020’den sonra yaşanan altın fiyatı patlamasıyla birlikte, neredeyse her dükkan vitrinini imitasyonla doldurdu. Gerçekler ise kasada, duvarda ya da gizli çekmecede. Dikkatini çekmeyen için bu ayrım anlaşılmaz fakat eline aldığında gerçek ile sahtesi arasında ağırlık farkı hemen belli olur. İmitasyonun gramı 5-10 lira; altınınki 2.500 lira civarında.
Buradan çıkarılacak temel ders: Hırsızlık bile profesyonellik ister. Kafaya poşet geçirip dükkanı soyarken bile çalınan malın niteliğini bilmek gerekiyor. Sadece adrenalinle değil, biraz iş bilgisiyle hareket etmek lazım. Her kuyumcunun kasasında külçe altın tutmadığını mahalledeki çocuklar bile duymuştur. Dükkan sahibinin ifadesine göre, çalınan imitasyonların toplam değeri 2.000 lira bile etmiyor.
Bir başka ilginç detay, kuyumcuların sigorta poliçesine imitasyon ürünleri dahil etmemesi. Yani bu gibi olaylarda, sigortadan “zararım var” diyerek para almak da mümkün değil. Dükkanın çoğu, gerçek altını arka odada saklarken, vitrine dizdiği bileziklerin çalınmasını kendisi için ucuz bir reklam olarak görmeye başlamış durumda. Gece kamera görüntülerini seyreden komşu esnaf, “en azından zarar etmemişsiniz” diyerek hem dalga geçiyor hem de rahatlıyor.
Şahsen, böyle bir hırsızlığı duyunca iki şey düşünürüm: 1. Hırsızın zekâsı, 2. Kuyumcunun önlemi. Bu örnekte her ikisi de vasatı aşamamış. Hırsızlar, plan yapmadan, araştırma yapmadan, rastgele bir gece soyacak dükkan bakmış; kuyumcu ise bilerek imitasyon dizmiş, belki de buna benzer bir hikaye yaşanmasını istiyordu. Bir taşla iki kuş: Hem mala zarar gelmedi, hem de sabah haberlere çıkıp mahalleye “bizim dükkana bile girdiler” diye anlatacak bir hikaye kazandı.
Kuyumcudan alışveriş yapacaklara minik bir pratik uyarı: Bileziği elinize alın, ağırlığını hissedin. Gerçeği ile sahtesi arasında gözle görülür bir fark var. Kalabalık bir dükkanda, vitrindekiyle yetinmeyin, kasadan çıkartılan ürünü isteyin. Güvenli sandığınız vitrin, bazen sadece dekor olabilir. Hele ki İstanbul gibi şehirlerde, bu tür trajikomik olaylar, piyasanın gerçeklerini göz önüne seriyor.
İstanbul’da kuyumcuların çoğu, tezgâhta sergilenen bileziklerin gerçek altın olmadığını saklamıyor. 2020’den sonra yaşanan altın fiyatı patlamasıyla birlikte, neredeyse her dükkan vitrinini imitasyonla doldurdu. Gerçekler ise kasada, duvarda ya da gizli çekmecede. Dikkatini çekmeyen için bu ayrım anlaşılmaz fakat eline aldığında gerçek ile sahtesi arasında ağırlık farkı hemen belli olur. İmitasyonun gramı 5-10 lira; altınınki 2.500 lira civarında.
Buradan çıkarılacak temel ders: Hırsızlık bile profesyonellik ister. Kafaya poşet geçirip dükkanı soyarken bile çalınan malın niteliğini bilmek gerekiyor. Sadece adrenalinle değil, biraz iş bilgisiyle hareket etmek lazım. Her kuyumcunun kasasında külçe altın tutmadığını mahalledeki çocuklar bile duymuştur. Dükkan sahibinin ifadesine göre, çalınan imitasyonların toplam değeri 2.000 lira bile etmiyor.
Bir başka ilginç detay, kuyumcuların sigorta poliçesine imitasyon ürünleri dahil etmemesi. Yani bu gibi olaylarda, sigortadan “zararım var” diyerek para almak da mümkün değil. Dükkanın çoğu, gerçek altını arka odada saklarken, vitrine dizdiği bileziklerin çalınmasını kendisi için ucuz bir reklam olarak görmeye başlamış durumda. Gece kamera görüntülerini seyreden komşu esnaf, “en azından zarar etmemişsiniz” diyerek hem dalga geçiyor hem de rahatlıyor.
Şahsen, böyle bir hırsızlığı duyunca iki şey düşünürüm: 1. Hırsızın zekâsı, 2. Kuyumcunun önlemi. Bu örnekte her ikisi de vasatı aşamamış. Hırsızlar, plan yapmadan, araştırma yapmadan, rastgele bir gece soyacak dükkan bakmış; kuyumcu ise bilerek imitasyon dizmiş, belki de buna benzer bir hikaye yaşanmasını istiyordu. Bir taşla iki kuş: Hem mala zarar gelmedi, hem de sabah haberlere çıkıp mahalleye “bizim dükkana bile girdiler” diye anlatacak bir hikaye kazandı.
Kuyumcudan alışveriş yapacaklara minik bir pratik uyarı: Bileziği elinize alın, ağırlığını hissedin. Gerçeği ile sahtesi arasında gözle görülür bir fark var. Kalabalık bir dükkanda, vitrindekiyle yetinmeyin, kasadan çıkartılan ürünü isteyin. Güvenli sandığınız vitrin, bazen sadece dekor olabilir. Hele ki İstanbul gibi şehirlerde, bu tür trajikomik olaylar, piyasanın gerçeklerini göz önüne seriyor.
00