Geçen hafta Antalya’da, tarım fuarında domates üreticileriyle çay içerken konu yine gübreye geldi. “Bakandan açıklama geldi, stokta sıkıntı yokmuş,” dediler. Fakat masadaki adamların suratına bakınca, lafa değil, tarladaki gerçeğe inandıklarını fark ediyorsun. Sadece bu sene mart başında, 50 kiloluk üre gübresi çuvalı 1400 liradan 2200 liraya çıkmış durumda. Depoların önünde sıraya giren çiftçi hâlâ çok.
Eskiden köyde gübre almak mesele değildi. 2004’te, babamın yanında, TİGEM’in deposundan, peşin parayla 8-10 çuvalı minibüse yükleyip çıkardık. Kimse “acaba bulabilir miyiz” diye düşünmezdi. Hatta bir ara devlet teşvikiyle fiyatlar ucuzlamıştı. Şimdi ise çoğu üretici, krediyle, vadeyle ve her defasında daha pahalıya almak zorunda kalıyor. Herkesin dilinde aynı laf: “Yok diyorlar, ama fiyatı uçmuş, demek ki yine stokçuluk var!”
Devletin gübre stoklarının ‘yeterli’ olması, piyasada gübreye herkesin erişebildiği anlamına gelmiyor. Raflarda mal varsa da, çiftçinin cebinde para yoksa, o mala ulaşamıyor. Bir de ithalat bağımlılığı var: En ufak kur artışında ithal gübrenin fiyatı uçuyor, dağıtıcılar anında zam yapıyor. Geçen yıl, Ukrayna savaşı patladığında, bir gecede tabelalar değişmişti. O günleri unutmak kolay değil.
Çiftçi psikolojisi de değişti. Eskiden tarlada ne ekersek, gübresini bolca atardık. Şimdi, adam başına düşen çuval sayısı azaldı. Adam diyor ki, “Bu sene az atayım, belki fiyat iner.” Ama fiyat hiçbir zaman inmez, sadece artar. Verim düşüyor, maliyet artıyor, hal böyle olunca sofradaki domatesin, patatesin fiyatı da coşuyor.
Sadece Antalya’da değil, Konya’dan Trakya’ya, herkes aynı dertten mustarip. Tarım Bakanı çıkıp “stokta sıkıntı yok” dediği an, sahadaki insanların gözünde o açıklamanın karşılığı kalmıyor. Çünkü çiftçi, bakanın televizyonda anlattığının aksine, kendi yaşadığı pahalılığa ve yokluğa bakıyor. Aslında sorun stok değil, alım gücü ve şeffaf piyasa yokluğu.
Bir de işin depolama kısmı var. Büyük firmalar, fiyat artacağını sezince malı depoya kaldırıyor. Küçük üretici ise eline geçeni anında satmak zorunda. Fiyat farkının temel kaynağı burada. Yani sorun sadece stokta değil, sistemde.
Devletin görevi, sadece “stokta sorun yok” demek değil, piyasadaki manipülasyonu ve fırsatçılığı engellemek. Çocukluğumda babamın “Her şeyin başı ucuz gıda” dediği günler geliyor aklıma. O laf hâlâ geçerli. Gübre fiyatı yükseldi mi, zincirleme her şey pahalanıyor. Stok varmış, yokmuş, çiftçi için tek gerçek: Cebinde para olmadan gübre hayal.
Eskiden köyde gübre almak mesele değildi. 2004’te, babamın yanında, TİGEM’in deposundan, peşin parayla 8-10 çuvalı minibüse yükleyip çıkardık. Kimse “acaba bulabilir miyiz” diye düşünmezdi. Hatta bir ara devlet teşvikiyle fiyatlar ucuzlamıştı. Şimdi ise çoğu üretici, krediyle, vadeyle ve her defasında daha pahalıya almak zorunda kalıyor. Herkesin dilinde aynı laf: “Yok diyorlar, ama fiyatı uçmuş, demek ki yine stokçuluk var!”
Devletin gübre stoklarının ‘yeterli’ olması, piyasada gübreye herkesin erişebildiği anlamına gelmiyor. Raflarda mal varsa da, çiftçinin cebinde para yoksa, o mala ulaşamıyor. Bir de ithalat bağımlılığı var: En ufak kur artışında ithal gübrenin fiyatı uçuyor, dağıtıcılar anında zam yapıyor. Geçen yıl, Ukrayna savaşı patladığında, bir gecede tabelalar değişmişti. O günleri unutmak kolay değil.
Çiftçi psikolojisi de değişti. Eskiden tarlada ne ekersek, gübresini bolca atardık. Şimdi, adam başına düşen çuval sayısı azaldı. Adam diyor ki, “Bu sene az atayım, belki fiyat iner.” Ama fiyat hiçbir zaman inmez, sadece artar. Verim düşüyor, maliyet artıyor, hal böyle olunca sofradaki domatesin, patatesin fiyatı da coşuyor.
Sadece Antalya’da değil, Konya’dan Trakya’ya, herkes aynı dertten mustarip. Tarım Bakanı çıkıp “stokta sıkıntı yok” dediği an, sahadaki insanların gözünde o açıklamanın karşılığı kalmıyor. Çünkü çiftçi, bakanın televizyonda anlattığının aksine, kendi yaşadığı pahalılığa ve yokluğa bakıyor. Aslında sorun stok değil, alım gücü ve şeffaf piyasa yokluğu.
Bir de işin depolama kısmı var. Büyük firmalar, fiyat artacağını sezince malı depoya kaldırıyor. Küçük üretici ise eline geçeni anında satmak zorunda. Fiyat farkının temel kaynağı burada. Yani sorun sadece stokta değil, sistemde.
Devletin görevi, sadece “stokta sorun yok” demek değil, piyasadaki manipülasyonu ve fırsatçılığı engellemek. Çocukluğumda babamın “Her şeyin başı ucuz gıda” dediği günler geliyor aklıma. O laf hâlâ geçerli. Gübre fiyatı yükseldi mi, zincirleme her şey pahalanıyor. Stok varmış, yokmuş, çiftçi için tek gerçek: Cebinde para olmadan gübre hayal.
00