2024’te İstanbul’da 12.000 lira alan bir emekliyle sohbet ettim geçen ay. Adam 66 yaşında. Fatura, kira, pazar… Daha maaşın beşinci gününde cüzdan sıfır. Çocuklardan borç istemek gururuna dokunuyor, kendini kötü hissediyor. “Bir ek iş bulsam” diyor ama işverenler “yaşlısın abi” diye eliyor. Yani öyle internetten yazıldığı gibi “çalışır ek gelir sağlar” kısmı pratikte şehirde çoğu zaman yalan.
Peki ne yapıyor millet? En çok gördüğüm iki şey: Kendi imkanınca evde üretim ve yarı-zorunlu yardımla yaşama. Bir tanıdığım var, Bahçelievler’de oturuyor. Balkonda çilek yetiştirip komşusuna satıyor. Günlük 50-100 lira arası. Az para ama hiç yoktan iyi. Bazısı evde reçel, turşu yapıp Instagram’dan satmaya çalışıyor. Pazara tezgâh açmak isteyenleri ise bürokrasi eziyor. Ruhsat alma, belediyeden izin… O kısım haybeye uğraş.
Aileyle yaşamak da yaygın. Emekliler arasında “çocuklara taşınmak”, kira parasından kurtulmak için en hızlı çözüm. Sıkıysa evlat “hayır” desin… Veyahut kendi evinde bir odasını öğrenciye, kiracıya veriyor. Bir tanıdık, Kadıköy’deki iki odasını daire arkadaşına kiraladı. 7 bin lira ek gelir.
Bazısı köyüne dönüyor. Şehirde yaşamak zaten mümkün değil diyor, emekli maaşıyla köyde tavuk, sebze, kendi yağında kavrulmaya çalışıyor. Yalova’dan, Eskişehir’den, Çanakkale köylerinden çok duydum bu hikayeyi. Şehre göre daha ucuz ama orada da ilaç, gübre, tüp derken gider azalmıyor.
Kamu destekleriyle de idare edenler var. Belediyenin sosyal yardım kartı, ücretsiz ulaşım, gıda kolisi… Ama o işler, özellikle büyük şehirde, ancak iki üç gün idare ettiriyor. Asıl yük yine emeklinin üstünde.
Bir de kredi kartı ve banka kredisiyle dönenler var; ama bu yol intihar gibi. Ziraat Bankası’na gidip 30 bin liralık kredi çekip, 14 bin lira geri ödeme isteyen emekliler gördüm. Faiz bellerini büküyor. Borç borcu doğuruyor. Bu tuzağa düşeni çok gördüm, hiç önermem.
Çözüm var mı? Gerçekçi olmak gerekirse, kendi üretimini artırıp, mümkünse tüketimi kısmak, aile desteğine sıkı tutunmak… Bir de siyasi iradenin bu meseleye gerçekten el atması şart. Lafla peynir gemisi yürümüyor. 12 bin lirayla İstanbul’da yaşamak, mucize değil, bildiğin işkence.
Peki ne yapıyor millet? En çok gördüğüm iki şey: Kendi imkanınca evde üretim ve yarı-zorunlu yardımla yaşama. Bir tanıdığım var, Bahçelievler’de oturuyor. Balkonda çilek yetiştirip komşusuna satıyor. Günlük 50-100 lira arası. Az para ama hiç yoktan iyi. Bazısı evde reçel, turşu yapıp Instagram’dan satmaya çalışıyor. Pazara tezgâh açmak isteyenleri ise bürokrasi eziyor. Ruhsat alma, belediyeden izin… O kısım haybeye uğraş.
Aileyle yaşamak da yaygın. Emekliler arasında “çocuklara taşınmak”, kira parasından kurtulmak için en hızlı çözüm. Sıkıysa evlat “hayır” desin… Veyahut kendi evinde bir odasını öğrenciye, kiracıya veriyor. Bir tanıdık, Kadıköy’deki iki odasını daire arkadaşına kiraladı. 7 bin lira ek gelir.
Bazısı köyüne dönüyor. Şehirde yaşamak zaten mümkün değil diyor, emekli maaşıyla köyde tavuk, sebze, kendi yağında kavrulmaya çalışıyor. Yalova’dan, Eskişehir’den, Çanakkale köylerinden çok duydum bu hikayeyi. Şehre göre daha ucuz ama orada da ilaç, gübre, tüp derken gider azalmıyor.
Kamu destekleriyle de idare edenler var. Belediyenin sosyal yardım kartı, ücretsiz ulaşım, gıda kolisi… Ama o işler, özellikle büyük şehirde, ancak iki üç gün idare ettiriyor. Asıl yük yine emeklinin üstünde.
Bir de kredi kartı ve banka kredisiyle dönenler var; ama bu yol intihar gibi. Ziraat Bankası’na gidip 30 bin liralık kredi çekip, 14 bin lira geri ödeme isteyen emekliler gördüm. Faiz bellerini büküyor. Borç borcu doğuruyor. Bu tuzağa düşeni çok gördüm, hiç önermem.
Çözüm var mı? Gerçekçi olmak gerekirse, kendi üretimini artırıp, mümkünse tüketimi kısmak, aile desteğine sıkı tutunmak… Bir de siyasi iradenin bu meseleye gerçekten el atması şart. Lafla peynir gemisi yürümüyor. 12 bin lirayla İstanbul’da yaşamak, mucize değil, bildiğin işkence.
00