Fenerbahçe'nin efsane 10 numarası, Türk futbolunun belki de gördüğü en yetenekli yabancı oyuncu: Alex de Souza, sahada top oynarken sanki fizik kuralları onun için geçerli değilmiş gibi hareket ederdi.
Tam adıyla Alexandre de Souza, 14 Temmuz 1977'de Brezilya'nın Minas Gerais eyaletine bağlı Governador Valadares şehrinde dünyaya geldi. Futbola küçük yaşta başlayan Alex, Brezilya'nın köklü kulüplerinden Cruzeiro'da yetişti ve genç yaşta dikkat çekmeyi başardı.
Türkiye'ye gelişi bir tesadüfün değil, bilinçli bir tercih sürecinin ürünüydü. 2004 yılında Fenerbahçe'nin kapısını çaldığında kimse bu sarı lacivertli ilişkinin bu denli efsanevi bir boyut kazanacağını tahmin etmemişti. Ancak Alex, İstanbul'a adım attığı andan itibaren Kadıköy'ü kendine ikinci vatan edindi. Taraftarlar onun her topla buluşmasında tribünlere elektrik çarpmış gibi ayağa kalkardı.
Kariyerinin kırılma noktası, şüphesiz Fenerbahçe'deki ilk sezonlarında yaşandı. Türk futboluna alışma süreci yaşamak bir yana, Alex hemen liderliği üstlendi. Özellikle 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale taşımasındaki rolü, onu Türk futbol tarihine altın harflerle yazdırdı. Chelsea ve Sevilla gibi Avrupa devlerini eleyerek ulaşılan o çeyrek final, bugün hâlâ Fenerbahçeli taraftarların gözleri dolarak anlattığı bir destan olarak yaşamaya devam ediyor.
Alex'i sıradan bir futbolcudan ayıran yalnızca teknik yeteneği değildi. Frikik atışlarındaki ustalık, rakip kalelere adeta imza attırıyordu. Sert ve isabetli vuruşlarıyla attığı frikik golleri, Türkiye'nin en çok izlenen spor anları arasına girdi. Bunun yanında sahada sergilediği liderlik karakteri, genç oyunculara verdiği destek ve kulübüne olan bağlılığı onu Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en sevilen isimlerinden biri yaptı.
Dokuz yıl boyunca sarı lacivertli formayı terleten Alex, bu sürede 165 gol attı ve 100'ü aşkın asist yaptı. Türkiye Süper Ligi'nde dört şampiyonluk, bir Türkiye Kupası ve bir Süper Kupa kazandı. Bireysel ödüller söz konusu olduğunda ise sürekli olarak sezonun en iyi oyuncuları arasında gösterildi.
2013 yılında Fenerbahçe ile yollarını ayırdığında Kadıköy'de gözyaşları sel oldu. Taraftarlar onu "Kral" olarak uğurladı; bu lakap zaten yıllardır ona yakıştırılıyordu. Brezilya'ya döndükten sonra kariyerini Cruzeiro'da noktalayan Alex, futbolu bırakmasının ardından teknik direktörlük kariyerine yöneldi.
İlginç bir ayrıntı olarak belirtmek gerekir ki Alex, Türkiye'de geçirdiği yıllar boyunca Türkçe öğrendi ve basın toplantılarında zaman zaman Türkçe konuşarak herkesi şaşırttı. Bu jest, onun Türk kültürüne ve insanına duyduğu saygının somut bir göstergesi olarak tarihe geçti. Fenerbahçe'nin ruhuna o denli işledi ki, kulübün müzesinde ona özel bir köşe ayrılması kimseyi şaşırtmadı.
Tam adıyla Alexandre de Souza, 14 Temmuz 1977'de Brezilya'nın Minas Gerais eyaletine bağlı Governador Valadares şehrinde dünyaya geldi. Futbola küçük yaşta başlayan Alex, Brezilya'nın köklü kulüplerinden Cruzeiro'da yetişti ve genç yaşta dikkat çekmeyi başardı.
Türkiye'ye gelişi bir tesadüfün değil, bilinçli bir tercih sürecinin ürünüydü. 2004 yılında Fenerbahçe'nin kapısını çaldığında kimse bu sarı lacivertli ilişkinin bu denli efsanevi bir boyut kazanacağını tahmin etmemişti. Ancak Alex, İstanbul'a adım attığı andan itibaren Kadıköy'ü kendine ikinci vatan edindi. Taraftarlar onun her topla buluşmasında tribünlere elektrik çarpmış gibi ayağa kalkardı.
Kariyerinin kırılma noktası, şüphesiz Fenerbahçe'deki ilk sezonlarında yaşandı. Türk futboluna alışma süreci yaşamak bir yana, Alex hemen liderliği üstlendi. Özellikle 2007-2008 sezonunda Fenerbahçe'yi Şampiyonlar Ligi'nde çeyrek finale taşımasındaki rolü, onu Türk futbol tarihine altın harflerle yazdırdı. Chelsea ve Sevilla gibi Avrupa devlerini eleyerek ulaşılan o çeyrek final, bugün hâlâ Fenerbahçeli taraftarların gözleri dolarak anlattığı bir destan olarak yaşamaya devam ediyor.
Alex'i sıradan bir futbolcudan ayıran yalnızca teknik yeteneği değildi. Frikik atışlarındaki ustalık, rakip kalelere adeta imza attırıyordu. Sert ve isabetli vuruşlarıyla attığı frikik golleri, Türkiye'nin en çok izlenen spor anları arasına girdi. Bunun yanında sahada sergilediği liderlik karakteri, genç oyunculara verdiği destek ve kulübüne olan bağlılığı onu Fenerbahçe tarihinin tartışmasız en sevilen isimlerinden biri yaptı.
Dokuz yıl boyunca sarı lacivertli formayı terleten Alex, bu sürede 165 gol attı ve 100'ü aşkın asist yaptı. Türkiye Süper Ligi'nde dört şampiyonluk, bir Türkiye Kupası ve bir Süper Kupa kazandı. Bireysel ödüller söz konusu olduğunda ise sürekli olarak sezonun en iyi oyuncuları arasında gösterildi.
2013 yılında Fenerbahçe ile yollarını ayırdığında Kadıköy'de gözyaşları sel oldu. Taraftarlar onu "Kral" olarak uğurladı; bu lakap zaten yıllardır ona yakıştırılıyordu. Brezilya'ya döndükten sonra kariyerini Cruzeiro'da noktalayan Alex, futbolu bırakmasının ardından teknik direktörlük kariyerine yöneldi.
İlginç bir ayrıntı olarak belirtmek gerekir ki Alex, Türkiye'de geçirdiği yıllar boyunca Türkçe öğrendi ve basın toplantılarında zaman zaman Türkçe konuşarak herkesi şaşırttı. Bu jest, onun Türk kültürüne ve insanına duyduğu saygının somut bir göstergesi olarak tarihe geçti. Fenerbahçe'nin ruhuna o denli işledi ki, kulübün müzesinde ona özel bir köşe ayrılması kimseyi şaşırtmadı.
00