2006 yılında başladığında “kim izler ki?” diyerek dalga geçiyordum, sonra 2026’ya kadar evrim geçirmesini izledim. Hâlâ yeni bölüm fragmanı yayınlandığında sosyal medyada TT olmasını aklım almıyor, ama milletin vazgeçilmezi olmuş. Geçen hafta 666. bölümü gördüm, afalladım. Bir dizi 20 sene boyunca bu kadar değişip aynı anda bu kadar aynı kalabilir mi? Resmen Türk televizyonlarının metrobüsü: Herkes binmiş, kimse inmiyor.
Çocukken annemler yemek hazırlarken arka fonda sürekli bu müzik çalardı. Hüsnü’nün replikleri, Mesut’un bakışları arka planda beynime kazındı. Özellikle Rıza Baba’nın “Emniyet güçleri gereğini yaptı” cümlesiyle büyüdüm. Hâlâ eve geç gittiğimde içimde ufak bir ses “Rıza Baba’dan fırça yiyecekmişsin” gibi sızlanıyor. Kafada o kadar yer etmiş.
Geçen sene Beşiktaş’ta sahilde otururken yan masada bir grup genç, dizinin küfürsüz repliklerini arka arkaya söylüyordu. Bayağı eğleniyorlardı, bense içten içe “ulan çocuklar hâlâ izliyor” diye şaşırdım. Belli ki jenerasyonlar arası bağ kurmuş. Adamlar senaryoda “bu adam kesin ölecek” dedirtiyor sonra 3 sezon sonra tekrar hortlatıyorlar. Şaka gibi ama kimse şikayetçi değil.
Pratik olarak, Türk dizilerinde “zamana karşı yarış”, “abartılı aksiyon” ve “imkânsız tesadüfler” denince akla gelen ilk iş. Bir ara şöyle bir şey denemiştim: Her bölümde en az üç kez “koş, koş, adam kaçıyor” repliği geçiyor mu diye not tutmak. Cidden geçiyor. Bir bölümde aynı zanlının Üsküdar’dan Bakırköy’e 7 dakikada kaçması ayrı mesele. İstanbul trafiğinde bu mucizedir, kendim denedim, 47 dakika sürdü. Diziye göre, ekibin arabası uzay gemisi herhalde.