Garsona menüyü uzattıkları an ilk baktığım şey fiyatlar. Hele ki İstanbul’da, hele ki 2026’da, kafadan ikiye katlamış rakamları görünce insanın iştahı kaçıyor. Geçen hafta Kadıköy’de bir ocakbaşına oturdum; 30’luk su 55 lira, sade makarna 175 lira… Fiyatı görmeden önce biraz aç gözlülük yapıp “karışık ızgara mı alsam acaba” diye içimden geçiriyordum, menü gelince direkt çoban salata ve ayranla kurtardım.
Bir de porsiyonun büyüklüğü var. Menüde gramaj yazıyorsa, işim kolay. 120 gramlık köfteyi görünce “Ulan ben bununla doymam” diyorsun. Fotoğraf varsa, daha da iyi. Ama birçok yerde hâlâ menüde görsel yok, hayal gücüne kalıyor. Burada birkaç defa acı tecrübem oldu; dışarıdan gösterişli görünen bir yemek, tabakta kuş kadar gelince insan kazıklanmış hissediyor. 2024’te Antalya’da bir balıkçıda, menüdeki “levrek izgara – kişi başı” ibaresine kanıp 500 liraya tabakta minnak bir balık gelmişti, hâlâ içim yanar.
Lezzet ve malzeme kalitesini anlamak için menüde kullanılan kelimelere dikkat ediyorum. “Gerçek tereyağı”, “ev yapımı”, “organik”, “Antep fıstığı” gibi detaylar varsa, orada biraz para harcamaya değer. Ama “bitkisel margarin”, “soslu tavuk”, “karışık garnitür” gibi yuvarlak ifadeler genelde hayal kırıklığı demek. Bazen de öyle uyduruk havalı isimler koyuyorlar ki, insan ne sipariş ettiğini anlamıyor. Geçen ay bir burgercide "trüf yağlı patates" aldık, bildiğin marketten alınan patates, üstüne 5 damla garip kokulu bir yağ gezdirmişler.
Yöresel yemeklerde de dikkatli olmayı öğrendim. İstanbul’da ya da yurtdışında “Adana kebap”, “Trabzon usulü pide” gibi şeyler genelde hayal kırıklığı. 2025 yazında Berlin’de bir “Anadolu mutfağı” restoranında kuru fasulye söyledim, bildiğin haşlanmış fasulyeye ketçap dökmüşler. O yüzden artık yöresel bir şey canım çekerse, hakiki yerinde yemeyi bekliyorum.
Bir de sağlık ve alerji meselesi var. Son bir yılda glutenden uzak durmaya çalışıyorum. Menüde içerik net yazılmışsa çok rahat oluyorum. Ama “gizli gluten” olayına da dikkat etmek gerekiyor: salata sosunda, çorbada, hatta kızartma yağında bile gluten çıkabiliyor. Ankara’da bir kafede “unsuz kek” diye gelen şeyde, sonra fişine bakınca normal un yazıyordu. Rezillik.
Kısacası, üç ana kritere bakıyorum artık:
- Fiyat/porsiyon oranı
- Malzeme kalitesi ve net içerik
- Mekanın önceki tecrübeler üzerinden güvenilirliği
Bazen menüde ne kadar “cool” dursa da, garsona “Sen ne yiyorsun abi?” diye sormak en sağlam yol. Yılların esnafı, çoğu zaman en doğru yönlendirmeyi yapıyor. Ama en güzeli, beklentiyi düşük tutmak. Çünkü 2026 Türkiye’sinde, menüye bakarken hayal kurmak tehlikeli.
Bir de porsiyonun büyüklüğü var. Menüde gramaj yazıyorsa, işim kolay. 120 gramlık köfteyi görünce “Ulan ben bununla doymam” diyorsun. Fotoğraf varsa, daha da iyi. Ama birçok yerde hâlâ menüde görsel yok, hayal gücüne kalıyor. Burada birkaç defa acı tecrübem oldu; dışarıdan gösterişli görünen bir yemek, tabakta kuş kadar gelince insan kazıklanmış hissediyor. 2024’te Antalya’da bir balıkçıda, menüdeki “levrek izgara – kişi başı” ibaresine kanıp 500 liraya tabakta minnak bir balık gelmişti, hâlâ içim yanar.
Lezzet ve malzeme kalitesini anlamak için menüde kullanılan kelimelere dikkat ediyorum. “Gerçek tereyağı”, “ev yapımı”, “organik”, “Antep fıstığı” gibi detaylar varsa, orada biraz para harcamaya değer. Ama “bitkisel margarin”, “soslu tavuk”, “karışık garnitür” gibi yuvarlak ifadeler genelde hayal kırıklığı demek. Bazen de öyle uyduruk havalı isimler koyuyorlar ki, insan ne sipariş ettiğini anlamıyor. Geçen ay bir burgercide "trüf yağlı patates" aldık, bildiğin marketten alınan patates, üstüne 5 damla garip kokulu bir yağ gezdirmişler.
Yöresel yemeklerde de dikkatli olmayı öğrendim. İstanbul’da ya da yurtdışında “Adana kebap”, “Trabzon usulü pide” gibi şeyler genelde hayal kırıklığı. 2025 yazında Berlin’de bir “Anadolu mutfağı” restoranında kuru fasulye söyledim, bildiğin haşlanmış fasulyeye ketçap dökmüşler. O yüzden artık yöresel bir şey canım çekerse, hakiki yerinde yemeyi bekliyorum.
Bir de sağlık ve alerji meselesi var. Son bir yılda glutenden uzak durmaya çalışıyorum. Menüde içerik net yazılmışsa çok rahat oluyorum. Ama “gizli gluten” olayına da dikkat etmek gerekiyor: salata sosunda, çorbada, hatta kızartma yağında bile gluten çıkabiliyor. Ankara’da bir kafede “unsuz kek” diye gelen şeyde, sonra fişine bakınca normal un yazıyordu. Rezillik.
Kısacası, üç ana kritere bakıyorum artık:
- Fiyat/porsiyon oranı
- Malzeme kalitesi ve net içerik
- Mekanın önceki tecrübeler üzerinden güvenilirliği
Bazen menüde ne kadar “cool” dursa da, garsona “Sen ne yiyorsun abi?” diye sormak en sağlam yol. Yılların esnafı, çoğu zaman en doğru yönlendirmeyi yapıyor. Ama en güzeli, beklentiyi düşük tutmak. Çünkü 2026 Türkiye’sinde, menüye bakarken hayal kurmak tehlikeli.
00