Menüyü kafadan ezberleyip garsona “Ne önerirsiniz?” diye soranlardan değilim, önce mekânı koklarım. Masalar temiz mi, kapıdan girince ekşi bir koku mu var, mutfağa göz ucuyla bakılabiliyor mu? Özellikle Kadıköy’de ya da Ankara Kızılay’da bir yere oturuyorsam, bunlara dikkat etmeden asla sipariş vermem. Bir keresinde, Şubat 2023’te İzmir Alsancak’ta, menüdeki tavuk çorbası günlerdir bekliyormuş, limon sıktım, bir tuhaf doku vardı. “Bu bozuk,” dedim, tartışmaya girdim. O günden beri, çorba sipariş ederken önce koklarım.
Fiyat listesi net olmayan veya menü göstermeyip “abimiz var abimiz” diye kasada sürpriz yapan yerlerden koşarak uzaklaşmak lazım. Geçen ay Beşiktaş’ta, menüde yazan fiyat ile hesapta gelen rakam arasında %20 fark vardı. “Enflasyon var abi” dediler, menüyü yenilememişler. Zaten bu ülkede fiyatlar ayda bir değişince, menüden sipariş vermeden fiyatı teyit etmek şart.
Etli, tavuklu, deniz ürünlü bir şey yiyeceksem, pişirme süresine dikkat ederim. 10 dakikada gelen dana şişten korkulur. Şüpheli bir balık kokusu varsa, “Taze mi?” diye sormak ayıp değil. Bazen garsonlar da dürüst oluyor, “Abi bugün taze mezgit gelmedi, levrek yiyin” diyorlar. Bu cevabı almak bana güven verir.
Yemekle birlikte gelen suyun markası önemli. Geçen yaz Antalya’da, adı sanı duyulmamış bir marka getirdiler; kapağı oynuyordu. Pet şişe şakaya gelmez. Açık suyu, özellikle 2020’den beri, ağız tadıyla içemiyorum. Cam şişe, bilindik marka öncelik.