2017 yazında Batum’a günübirlik geçmiştim, sınırın öteki yüzü başka bir evren gibiydi. Ucuz sigara, garip barlar, her köşe başında farklı bir dil, arada bir de eski model bir Mercedes’in içinde koyu cam arkasından bakan tedirgin tipler… O zaman “Buralar suçlunun cenneti olmuş” dediğimde, yanımdaki Gürcü rehber alaycı bir ifadeyle gülüp “Buraya kaçan çok, ama kimse uzun kalamaz” demişti. Tam üstünden yıllar geçti, yine haber bültenlerinde “kırmızı bültenle aranan” bilmemkaç kişi Gürcistan’da pat diye yakalanmış. Kaçak hayat öyle Instagram’daki gibi havalı değilmiş yani.
İnsanın aklına direkt şu geliyor: O kadar ülke, o kadar kaçış rotası varken, neden hep Gürcistan? Çünkü sınır, zayıf kontrol, dil bariyeri az, vize yok, polis işini ağırdan alıyor… Ee ama dünya da artık eski dünya değil ki. 2026 yılındayız, her köşe başında kamera var, kimlikler dijital, Avrupa polisiyle Gürcü polisi WhatsApp grubu kurmuş, anında bilgi uçuyor. Eskisi gibi “kaçtım, sığındım, unutturdum” hikayesi kalmadı.
13 kişi hem de kırmızı bültenle aranıyor. Yanına üç de ulusal seviyede aranan ekle. Gürcistan’da yakalanıyorlar. Yani artık “ufak tefek dolandırıcılar” değil bunlar, katalog suçlardan aranan adamlar. İşin ilginci, bakınca çoğu kendi ülkesinden kaçıp, kendince “güvenli” sandığı yere kapağı atmaya çalışıyor. Ama o ülke de seni kendi başına bırakmıyor. Birkaç sene önce MHP’li bir siyasetçinin yeğeninin Batum’da yakalanıp iade edilmesi hâlâ aklımda. Gürcistan “Ben Avrupa değilim, ama mahalledeki yeni sistemden de kopuk değilim” diyor.
Olayın perde arkası daha ilginç. Kaçaklar yakalanıyor, sonra sıraya giriyor: Kim iade edilecek, kim kalacak, kim siyasî sığınma talep edecek? Her ülkenin bir hesabı, bir pazarlığı var. Kırmızı bültenin anlamı zaten şu: “Bunu bul, tut, gönder.” Ama işin aslı, herkes kendi suçlusunu diğerine postalayınca, Gürcistan bir bakıma transit hapishaneye dönüyor. Benim Batum’da o gün gördüğüm, “burada kimse uzun kalamaz” lafı gerçekten doğruymuş. Hiçbir kaçak, hiçbir yerde sonsuza kadar saklanamıyor.
Bir de olayın teknik tarafı var. 2026’da hâlâ polise “aradığınız adamı bu sabah Tiflis’te çay içerken gördük” diye ihbar gitmesi, artık eski filmlerden kalma. Her şey dijital sistemde. Gürcü polisinin iki sene önce aldığı yüz tanıma sistemleriyle, adamın pasaportundaki eski fotoğrafı bile yetiyor. Kırmızı bültenle aranıyorsan, Batum’un en ücra mahallesinde bile fazla takılamazsın.
Kısacası, “sınırı geçince kurtuldum” devri bitti. Gürcistan, hem kaçakların hayalini hem de suçlunun keyfini bozmuş. Bu saatten sonra Gürcistan’a firar etmeyi düşünen varsa, iki kere düşünsün derim. Sınır hayalden ibaret, devletler istedi mi her kapıyı açıyor. Havalı kaçak hayatı, sonunda nezarethane manzarasıyla bitiyor.
İnsanın aklına direkt şu geliyor: O kadar ülke, o kadar kaçış rotası varken, neden hep Gürcistan? Çünkü sınır, zayıf kontrol, dil bariyeri az, vize yok, polis işini ağırdan alıyor… Ee ama dünya da artık eski dünya değil ki. 2026 yılındayız, her köşe başında kamera var, kimlikler dijital, Avrupa polisiyle Gürcü polisi WhatsApp grubu kurmuş, anında bilgi uçuyor. Eskisi gibi “kaçtım, sığındım, unutturdum” hikayesi kalmadı.
13 kişi hem de kırmızı bültenle aranıyor. Yanına üç de ulusal seviyede aranan ekle. Gürcistan’da yakalanıyorlar. Yani artık “ufak tefek dolandırıcılar” değil bunlar, katalog suçlardan aranan adamlar. İşin ilginci, bakınca çoğu kendi ülkesinden kaçıp, kendince “güvenli” sandığı yere kapağı atmaya çalışıyor. Ama o ülke de seni kendi başına bırakmıyor. Birkaç sene önce MHP’li bir siyasetçinin yeğeninin Batum’da yakalanıp iade edilmesi hâlâ aklımda. Gürcistan “Ben Avrupa değilim, ama mahalledeki yeni sistemden de kopuk değilim” diyor.
Olayın perde arkası daha ilginç. Kaçaklar yakalanıyor, sonra sıraya giriyor: Kim iade edilecek, kim kalacak, kim siyasî sığınma talep edecek? Her ülkenin bir hesabı, bir pazarlığı var. Kırmızı bültenin anlamı zaten şu: “Bunu bul, tut, gönder.” Ama işin aslı, herkes kendi suçlusunu diğerine postalayınca, Gürcistan bir bakıma transit hapishaneye dönüyor. Benim Batum’da o gün gördüğüm, “burada kimse uzun kalamaz” lafı gerçekten doğruymuş. Hiçbir kaçak, hiçbir yerde sonsuza kadar saklanamıyor.
Bir de olayın teknik tarafı var. 2026’da hâlâ polise “aradığınız adamı bu sabah Tiflis’te çay içerken gördük” diye ihbar gitmesi, artık eski filmlerden kalma. Her şey dijital sistemde. Gürcü polisinin iki sene önce aldığı yüz tanıma sistemleriyle, adamın pasaportundaki eski fotoğrafı bile yetiyor. Kırmızı bültenle aranıyorsan, Batum’un en ücra mahallesinde bile fazla takılamazsın.
Kısacası, “sınırı geçince kurtuldum” devri bitti. Gürcistan, hem kaçakların hayalini hem de suçlunun keyfini bozmuş. Bu saatten sonra Gürcistan’a firar etmeyi düşünen varsa, iki kere düşünsün derim. Sınır hayalden ibaret, devletler istedi mi her kapıyı açıyor. Havalı kaçak hayatı, sonunda nezarethane manzarasıyla bitiyor.
00