Geçen hafta Kadıköy’de bir kafede önümde üç kişi, iki saat boyunca tek kelime etmeden telefonlarını kaydırdı. Hatta aralarındaki en yaşlı olanı, 55-60 yaşlarında, bir ara aynı anda iki ekrana baktı: telefonda Instagram, tablette Candy Crush. Beyinde dopamin reseptörleri resmen yıprandı dedim içimden. Bu iş artık sadece Z kuşağı meselesi değil, herkes bağımlı.
Bir kere bankaya gidip “Fon alayım mı?” diye soran herkesin kafası allak bullak oluyor. Bir dünya seçenek, karmaşık grafikler, anlamadığın terimler. Temelde olay şu: Bir grup insan parasını bir havuza atıyor, profesyonel yöneticiler de bu parayla hisse, tahvil, döviz ne bulursa alıp satıyor. Yani paranı işinin ehline emanet ediyorsun, “Ben uğraşamam, zahmet çekemem” diyorsan mantıklı. Ama her fondan aynı performansı beklemek saçmalık. 2023’te İstanbul’da Akbank’ın Teknoloji Fonu’na 10 bin lira yatıran komşum, yıl sonunda ana parasına zor döndü. Fonun içinde ne var, hangi sektör ağırlıkta, komisyon oranı kaç; bunları bilmeden giren yanar. Hele “getirisi garanti” lafına kanmak tam safdillik. Kısacası, fonun içeriğini araştırmadan bas parayı geç devri bitti, artık herkesin gözü açık olmalı.
Bankanın istediği belge ve gelir durumun örtüşmüyorsa baştan kaybedersin, dosya masrafı bile yakar. Findeks notun 1500’ün altındaysa çoğu banka sallamıyor, hele Haziran 2025’ten beri iyice sıkılaştı. Faiz oranı düşük diye atlama, dosya masrafı ve hayat sigortasını gizliden yapıştırıyorlar, toplam maliyete bak. Krediye kefil yazdırmak hâlâ moda ama borç ödenmezse ilk kapıyı çalacakları kişi sensin, bunu unutma.
Dün sabah kahvemi döktüm, çünkü telefondan bildirim gelmiş mi diye bakmaya çalışıyordum. 2026'ya geldik, göz göze gelmek yerine ekranla bakışıyoruz. Ankara metrosunda kafasını kaldırıp insan yüzü gören var mı hâlâ, ciddi soruyorum. Parmak izimiz eskidi, ruhumuzun şifresi unutulmuş gibi.
2021’in sonu, dolar 13 lirayı geçerken Garanti’de açtığım döviz hesabı hâlâ aklımda. O dönem TL’de kalmak neredeyse kumar gibiydi, haftada bir maaştan eriyordu. Döviz hesabı açınca anlık dalgalanmalardan biraz koruyorsun kendini; hele bir de yurt dışına para göndermen gerekiyorsa, aracı kurumlara saçma sapan komisyon ödemekten kurtuluyorsun. Almanya’da yaşayan kuzenim mesela, Türkiye’deki bankadaki döviz hesabından birkaç tıkla Euro çekebildi; yoksa transferler günler sürüyor, SWIFT ücretleriyle cebin yanıyor. Ayrıca, dövizin TL’ye karşı sürekli değer kazandığı bir ülkede enflasyona karşı bir nebze zırh gibi. Tabii bankaların verdiği faiz komik seviyede, orası ayrı. Ama TL mevduatta gece uyuyamaktansa, dövizde nispeten daha az stresli uyuyorsun.
2022’de dolar rekor üstüne rekor kırınca, bankada TL tutmak bana resmen kumar gibi gelmeye başlamıştı. Halkbank’tan döviz hesabı açtırdım, işim gereği sürekli euro alıp satıyorum zaten. İlk avantajı anında belli oluyor: Kur oynarken, TL’deki değer kaybından direkt etkilenmiyorsun. Özellikle maaşını TL alan ama dövizle harcama yapanlar için acayip bir sigorta.
Bir de yurtdışına sık gidip gelenler ya da Amazon, AliExpress gibi sitelerden alışveriş yapanlar için döviz hesabı tam bir konfor alanı. 2024 Ağustos’unda Almanya’ya gitmeden önce Garanti’den euro çekmiştim; 500 euro bozdurmak istedim, anında hesaptan euro çıkışı oldu, kur şoku falan yok. TL hesabında o parayı tutsam, o hafta içinde yüzde 2-3 kayıp yaşamıştım.
Bir de dövizde faiz oranları 2021-2023 arasında yerlerdeydi ama 2025’te işler biraz değişti. Bankalar, özellikle döviz mevduatları tutmak için euro ve dolara belirgin faiz vermeye başladı. Enpara %2,5 dolar, %2 euro faiz teklif etti geçen ay. TL faiziyle yarışmaz belki ama, riski azaltıyor. Hele ki dövizde kalmak istiyorsan, yastık altında tutmanın hiç anlamı yok.
Bir diğer avantaj da, örneğin Almanya’dan Türkiye’ye para gönderecek bir akraban varsa, döviz hesabı ile transfer çok daha pratik ve ucuza geliyor. SWIFT masrafları TL hesabına göre daha düşük. Ben Akbank’ta euro hesabı kullanıyorum, geçen sene Fransa’dan gelen havaleyi 3 euro masrafla aldım. TL hesabına alsam hem kurdan, hem de ek vergilerden patlardım.
2023 sonunda Almanya’da market alışverişinde kendi gözümle gördüm; insanlar artık fileleri ağzına kadar doldurmuyor. 60-70 Euro’luk sepetler, 30’a düştü. Çünkü fiyatlar uçmuş, millet kıstıkça kısıyor. Türkiye’de de benzer tablo: Zincir marketlerde peynir, zeytin gramla satılıyor, kimse kilo işi bir şey alamıyor. Harcama daraldıkça üretici de kısıyor, perakende çalışanı işini kaybediyor. Ekonomi o küçülen sepetle zincirleme etkileniyor. Tüketici korkarsa, işletmeler de yatırım yapmıyor, yeni ürün çıkmıyor. Sonra memlekette büyüme masal oluyor, herkes “kriz var” diye dolanıyor. Ekonomide canı çeken motor, tüketim alışkanlığıdır, öyle şatafatlı açıklamalarla dönmez o çark.
2018’de dolar 4,5 lirayken ithal telefon almak bile hayaldi, şimdi 12 Mart 2026’da kur 34 lira ve markette sıradan bir peynirin fiyatı haftada değişiyor. Eskiden döviz artınca sadece teknoloji pahalı olurdu, şimdi simit bile kurdan etkileniyor. Fabrikalar hammaddeyi euro ile alıyor, bakkal dolabı tamiri için bile yurtdışı fiyatlarına bakılıyor. Ülke resmen dövize endeksli yaşar oldu.
Şubat 2024’te Garanti’den ihtiyaç kredisi çektim, %3,95 faizle aylık 10 bin lira ödeme yapıyorum. Aynı tutarı 2022’de çeken bir arkadaşım yarı fiyatına kapattı borcunu. Faiz yükseldikçe taksitle alınan telefon bile belini büküyor insanın, kredi kartı asgarisiyle ay sonu döndürmek hayal oldu. Orta direk için nefes almak bile lüks hale geldi.
2022’den beri her sabah uyanınca ilk işim döviz kurlarına bakmak oldu. Kurun anlık ataklarını bazen gece haberlerinde gördüm, bazen markette kasada hissettim. Gözümün önünde 1 dolar 14’ten 32’ye tırmandı. Arada 2023 yazında kısa bir duraklama oldu, ama o da kalıcı olmadı zaten.
Eskiden, yani 2000’lerin başında, dövizdeki hareketler daha çok dış kaynaklıydı. Mesela ABD’de faiz arttı mı, burada bir oynama olurdu. Yine de Merkez Bankası müdahale eder, TL’yi savunurdu. Şimdi ise içeride yapılan açıklamalar, hatta bir bakanın tek lafı, kurları fırlatabiliyor. Son bir yılda, alınan kararlar öngörülemez hale gelince güven bitti. İnsanlar parasını TL’de tutmaktan korkar oldu.
Şimdi sokağa çıkınca herkesin dilinde aynı şey: “Dolar daha da çıkar mı?” Çünkü işin özünde mesele güven. Parana güvenmezsen, hemen dövize kaçıyorsun. Özellikle 2023 sonrası Türkiye’de yaşanan kur ataklarının çoğu, yabancı yatırımcının çekilmesiyle başladı. Gelen döviz azaldı, içeride talep patladı, rezervler eridi.
Bir diğer sebep de enflasyon. 2024'te yıllık %70’lere dayandı. TL’nin alım gücü düştükçe, millet elindekini korumak için dövize yöneldi. Haliyle talep arttı, fiyat da fırladı. Geçmişte bu kadar yüksek enflasyon olduğunda, sabit kur rejimine geçilmişti. Şimdi ise serbest piyasa bahanesiyle bırakıldı, kontrol giderek azaldı.
2024’ün sonunda yeni bir araba almak için bankadan kredi başvurusu yaptım. O gün öğrendiklerim hâlâ aklımda; insan bir kez yanarsa bir daha unutmuyor. Kimse başına gelmeden anlamıyor, ama o imza öyle kolay atılmıyor.
Öncelikle, bankalar artık kredi notuna acayip bakıyor. Geçmişte bir faturanı geciktirmişsin, kredi kartının asgarisini ödemişsin, hepsi karşına çıkarılıyor. Benim 2020’de bir internet faturası iki ay gecikmişti, onu bile sordular, şaştım kaldım. Krediye başvurmadan önce mutlaka Findeks’ten notuna bakmakta fayda var, hem de ücretsiz değil. 2026’da hâlâ 12 TL istiyorlar.
Bir de, sadece faiz oranına bakıp dalmamak lazım. Dosya masrafı, sigorta, hayat sigortası, “kredi tahsis ücreti” diye türlü kalemler çıkıyor. 300.000 TL kredi çektim, bankanın çıkardığı masraf 7.200 TL oldu. Resmen faizin dışında gizli maliyet. Sözleşmeyi okumadan imza atmamak lazım, o 5 sayfa yazı insanı boğuyor ama oradan yırtmaya çalışıyorlar. Mesela, bana “otomatik ödeme talimatı vermezsen faiz 0.3 puan artar” dediler. Hayatımdaki en gereksiz zorunluluk.
Dövizle borçlanma meselesine hiç girmiyorum, Türk Lirası’ndan şaşmamak gerek. Bir akrabam 2021’de dolar kredisiyle ev aldı, şimdi taksit 2 katına çıkmış, adam perişan. TL ile bile her yıl bir sürpriz çıkıyor.
2021’de %16 seviyesindeyken, şimdi ihtiyaç kredisi faizi yüzde 54’ü gördü. 50 bin lira krediyi 36 ayda ödemek artık hayal gibi; aylık taksit 3.000’in üstüne çıkıyor. Eskiden borcu kapatalım ümidiyle çekilen kredi, şimdi borcu daha da büyütüyor. Bankalar kapıda sıraya girerken, artık kimse kolay kolay “onaylandı” mesajı göremiyor.
Sabahın köründe bir buçuk yaşındaki oğlan, elinde oyuncak matkapla kafamda geziniyor; kahvaltı masasını Lego alanına çevirmek zaten klasik. İstanbul'da apartman dairesinde çocukla yaşamak, sürekli bir kriz yönetimi. Bir yandan mutfağı toparlarken diğer yandan priz kapaklarını kontrol ediyorum çünkü geçen ay paşa 2. priz macerasında neredeyse elektrikçi çağırıyordum. Benim için kilit noktalar: Her odada bir sepet oyuncak (dağınıklık başka türlü toplanmıyor), salonda yıkanabilir halı (yoksa haftada üç halı yıkama krizi garanti), cam kilidi ve sürekli yedek kıyafet. Ekran işini zamana yaymak şart, yoksa çocuk gözümün önünde YouTube zombisine dönüşüyor. Akşam uyku faslına iki kitap sıkıştırınca, gece 9 gibi sessizlik ödül gibi geliyor. Çocuğun ritmine göre evin dengesi her hafta değişiyor; plan yapıp esnek olmayı öğreniyorsun.
Geçen sene yazın 1 dolar 36 liraydı, bu sabah baktım 41’i zorluyor. Markette aldığım ithal çikolatadan tut, arabaya koyduğum benzine kadar her şey zamlanıyor. Aslında olay sadece fiyat artışı da değil; mesela Şişli’de bir tekstil atölyesi, kumaşı ithal ettiği için artık siparişe yetişemiyor, işçi çıkarıyor. Turist gelince seviniyoruz, döviz bırakıyor ama aynı adam ülkesine dönünce “Türkiye ucuz, geleni kazıklıyorlar” diyor. Kimsenin maaşı dövize endeksli değil, ama herkesin harcaması dövize bağlı. Bankadaki paranın değeri eriyip gidiyor. Başka ülkede yaşasam derdim ki, döviz artışı ihracatı patlatır ama buranın işleyişi bambaşka. O yüzden “bize has” bu durumun çözümü de klasik ekonomi kitaplarında yazmıyor.
Üniversitede bir ara, en yakın arkadaşımın yeni bir grupla daha fazla vakit geçirmesi sinirimi bozmuştu. Bunu içimde büyütmek yerine açık açık konuştum, aramızda yanlış anlaşılma kalmadı. İnsan bazen kendi değerini hatırlamak zorunda, karşı tarafı suçlamadan. Kıskançlığı sindirmek yerine, sebeplerini dürüstçe masaya koymak hayatı çok kolaylaştırıyor.
2024 sonunda bankadan 200 bin TL ihtiyaç kredisi çekmeye kalktığımda faiz oranı %4,29’du, aylık ödeme 9 bin TL’ye dayanıyordu. Aynı tutar için 2022’de ödediğim taksit 3.500 TL'ydi. Gelir artışı bu hızda gitmiyor ama borçlanma maliyeti üçe katlandı. İnsanlar artık düğün, tadilat gibi harcamaları rafa kaldırmaya başladı, bankalar bile “emin misin?” diye soruyor.
Geçen yıl Garanti’den kredi kartı limiti artırımı isterken notumun düşük çıktığını gördüm, şok oldum. Akbank’taki eski borçları bir ay geciktirmiştim, hemen kapattım. Sonra maaş hesabımı düzenli kullandım, her ay karta tam ödeme yaptım. Üç ay içinde puan 120 puan yükseldi, bankaların tavrı gözle görülür değişti; müşteri temsilcisi bile daha kibar konuşmaya başladı.
2024 yazında Akbank’tan 150 bin TL krediye %4,20 faiz verdiler, aylık ödeme 8 bin TL’yi geçti. 2021’de aynı krediye %1,40 bilemedin %1,60 veriliyordu, taksit 4 binin altındaydı. Orta sınıf dediğin artık borçlanarak araba-ev hayali kuramıyor, bankalar resmen “alma kardeşim” diyor. Kredi kartına abanmak isteyen de asgariye mahkûm, faizler yüzünden borcu döndürmek mümkün değil.
Bir anda boşalan WhatsApp grubu gibi bir sessizlik, 2024 İstanbul’unda bunu yaşadım. İnsan yalnız kalınca kafasında dönen sesler daha bir gürültülü oluyor, özellikle de akşamları. Yeni bir hobiye sarılmak, mesela Kadıköy’de resim kursuna yazılmak, işe yarıyor mu? Bir noktada insan eski arkadaşına yazmamak için kendini zor tutuyor; o sınırı geçince zaten başka bir yalnızlık başlıyor.
En büyük hata bütçeyi hayalden yapıyoruz. İlk ay her şey plana uyuyor gibi görünüyor, üçüncü ay fark ediyorsun ki hiçbir şey doğru değilmiş. Bütçe yaparken gerçek rakamlardan başlamalısın — son üç ayın banka ekstresi, kredi kartı faturası, kira makbuzu, market harcamaları. Tahmin ve hayal değil, gerçekler.
Gelir tarafında da samimi ol. Eğer ayın ortasında freelance iş yapıyorsan, onu sabit gelir olarak yazma. Yazıyorsan, o paranın gelmeme ihtimalini de bütçeye yansıt. Banka hesabında on bin lira duruyor diye on bin lirayı harcanabilir saymak, işte orası tuzak. Birinde vergisi var, birinde beklenmedik masraf çıkabilir.
Bütçeyi kategorilere böl ama abartma. Ev kirasına, mutfağa, ulaşıma, sağlığa ayır. Ama "diğer" kategorisini çok geniş tutarsan, orada kaybolan para bulunur. Geçen sene Şubat'ta Bursa'ya gidişim unutmuştum, bütçeyi patlatmıştı. Şimdi "tatil ve seyahat" diye ayrı satır var.
Acil durum fonu olmadan bütçe yapmaya kalkışmak aptalca. Diş çıkışı, araba tamiri, telefon kırılması — bunlar kesin geliyor. Aylık harcamalarının en az yüzde 10'unu bu fonda biriktir. Varsa daha iyi, yoksa ilk kriz seni krediye götürür.
Kasım 2023’te Garanti’den 100 bin TL ihtiyaç kredisi çeken arkadaşımın aylık taksiti 6 bin TL’yi geçti, toplam geri ödeme neredeyse 200 bin TL. Şimdi aynı miktar için bankalar 10 bin TL’nin üstünde taksit çıkarıyor, çünkü faiz uçtu. Piyasada cebinde sıcak parası olmayan, krediyle nefes almak isteyen direkt boğuluyor artık. Gelir artmadan krediye abanmak, bildiğin intihar mektubu yazmak gibi.
Türkiye'de vergi sistemi merkezi yönetim tarafından kontrol edilen ve gelir, kurumlar, katma değer vergisi olmak üzere üç ana eksende işleyen bir yapı. Gelir vergisi aylık maaştan kesilen ve yıllık beyan edilen vergi, kurumlar vergisi ise şirketlerin net karı üzerinden alınan %20'lik bir orandır. KDV ise satın aldığımız neredeyse her ürün ve hizmete yüklenen ve oranı %18'e kadar çıkabilen bir vergi.
Vergi Denetmenleri Başkanlığı'na (VDB) bağlı denetçiler işletmeleri kontrol eder, hesapları gözden geçirir ve eksik ödenen vergiler için ceza keser. 2025'te maliye bakanlığı dijital sistemi güçlendirdi, e-fatura zorunluluğu genişletildi ve küçük işletmeler için de takip daha sıkı hale geldi.
Vergi ödememek veya eksik beyan etmek ceza, faiz ve hatta hapis cezasına kadar gidebiliyor. Ama kayıtlı olmak, fatura kesmek ve düzgün muhasebe tutmak aslında koruma sağlıyor. Devlet de bu yolla denetim altında olan işletmelere kredi ve teşvik avantajları sunuyor. Sistem tuhaf gelebilir ama temeli adil: herkes payını verirse, devlet hizmet sunabilir.
Hisse senedi, kripto, tahvil, altın, gayrimenkul — seçenek çok ama çoğu kişi hangisine para yatıracağını bilmiyor. Oysa her birinin kendi oyun kuralı var.
Hisse senetlerinde işin yüzde 80'i zamanlamadır. Borsa İstanbul'da bir şirkete para veriyorsun, o şirket kazanç yaparsa sen de kazanırsın. Ama 2024'te gördük ki bir gece haberi değişir, hisse yüzde 20 düşer. Türkiye'de vergi yüzde 10, işlem maliyeti düşük. Eğer kısa vadede oynayacaksan riskli, uzun vadede (5+ yıl) tutacaksan makul.
Kripto para ise kumardır, yatırım değil. Bitcoin Mart 2026'de 90 bin dolar civarında seyrediyor ama yarın 50 bine düşebilir. Hiçbir merkez bankası ya da hükümet arkası yok, tamamen spekülasyon. Eğer kaybetmeyi göze alamazsan burada işin yok.
Tahviller en güvenli seçenek ama getirisi de az. Devlet tahvili yüzde 18 civarında faiz veriyor, paranı 2 yıl bekliyorsun, garantili. Risk neredeyse yok ama enflasyon seni yiyebilir. Eğer istikrar istiyorsan uygun.
Altın, herkesin gözde çocuğu. Ekonomi kriz yaşadığında altın değer kazanır. Ama 2025-2026'de dolar güçlü olduğu için altın fiyatı zayıf. Fiziksel altın satın alırsan depolama maliyeti, sigorta maliyeti var.
2019’da, üniversitede aynı gruptan iki kişide bunu birebir yaşadım. Bir bakıyorsun her şey çok samimi, birlikte sabahlara kadar ders çalışıyorsun, espri yapıyorsun ama iş bir noktada flörte dönüyor. O “arkadaş” diye geçtiğin insanla göz göze gelince içinden bir şey kıpırdarsa, işte orası dönüş yok noktası. O çizginin netliği bence, birinden hoşlandığında ona başına gelen ilk şeyi anlatmak istemenle anlaşılıyor.
90’larda apartmanlara “bu kartı arayın, kredi çıkaralım” broşürü bırakılırdı, millet uyanıktı, çoğu çöpe atardı. Şimdi 2026’da ise bir WhatsApp linkine tıklayanın hesabı üç dakika sonra boşalıyor, kendi kendine kredi çekilmiş oluyor. Eskiden yüz yüze güven arardın, şimdi ekrana bakıp kandırılıveriyorsun. Eskiden “banka asla aramaz” ezberdi, şimdi uygulama içinden bile gelince şüphe edeceksin; teknoloji ilerledikçe dikkat iki kat şart.
00
Kur korumalı mevduat furyasıyla birlikte, bankalar dövizden TL’ye çevrilmiş mevduatlara ek faiz ve vergi muafiyeti sundu. Ama döviz hesabını bozmak istemeyenlerin en büyük gerekçesi şu: Ülkede işler bir anda terse dönebilir. 2018’de Brunson krizi, 2021 Aralık’ta kur şoku… Hepsi bir gecede oldu. Döviz hesabı, sabah uyanınca “param ne oldu?” stresini biraz azaltıyor.
Tabii şöyle bir handikap var: Bankalarda döviz hesabı açmak, bazı dönemlerde ek vergi, kambiyo vergisi ve düşük faiz gibi dezavantajları da barındırıyor. Ama özellikle 2023 sonrası, TL’de kalmak gerçek anlamda zorlaştı. Tasarrufu korumak ya da yurtdışına adım atmayı düşünenler için döviz hesabı, Türk bankacılığında artık lüks değil, neredeyse zorunluluk.
Özellikle 2024’ten sonra, gençlerin Erasmus, Work&Travel ya da freelance işlerden kazandığı dolarları direkt döviz hesabında tutmaları da yeni klasik oldu. Herkesin derdi parayı korumak. Kendi adıma, 2026 Mart’ında hâlâ “döviz hesabı kurtarır” diyorum. Hele ki belirsizliğin bu kadar yüksek olduğu bir ülkede, başka türlü kafan rahat etmiyor.
00
Ayrıca seçim dönemleri de dövizi etkiliyor. 2023 seçimlerinden önce kurları sabit tutmak için arka kapıdan döviz satıldı, rezervler eridi. Sonrası malum: Seçim bitince freni patlamış kamyon gibi kur yukarı gitti. Bu film 2018’de de aynı şekilde oynanmıştı.
Dış faktörler de hâlâ önemli. Özellikle FED’in faiz kararları, Ortadoğu’daki savaşlar, yabancı yatırımcının risk iştahı… Ama son yıllarda içerideki politik belirsizlik, enflasyon ve rezervlerin tükenmesi asıl sebep oldu. Yabancı yatırımcı “bu ülkeye güven olmaz” demeye başladıysa, dövizdeki oynaklık kaçınılmaz.
Kendi gözümle gördüğüm, kasım 2024’te bir gecede euro 34’ten 36’ya fırladı. O gece çok kişi uykusuz kaldı, çünkü ithalatçı firmalar, döviz borcu olanlar, küçük yatırımcılar pozisyon alamadı. Eskiden böyle şoklar haftalar sürerdi, şimdi üç dört saatte olup bitiyor.
Net konuşmak gerekirse; kurdaki dalgalanmanın temelinde güven, ekonomi yönetiminin kredibilitesi ve enflasyon yatıyor. Dışarıdan gelen etkiler işin baharatı oldu, ana malzeme içeride. İstikrarsız politikalarla, günü kurtaran kararlarla uzun vadede bu işin düzelmesi mümkün değil. Ekonomi yönetiminde şeffaflık, öngörülebilirlik ve gerçekçi politikalar olmadan, dövizdeki oynaklık hayatın bir parçası olmaya devam edecek.
00
Bir de, gelir belgesi konusu var. Bankalar artık patronun telefonunu, maaş bordrosunu, hatta bazen işyerinden yazılı onay istiyor. Serbest çalışıyorsan ya da kendi işin varsa işin daha zor. Ben freelance çalıştığım için, üç ayrı banka gezdim. Bir tanesinde “düzenli gelir belgelendirilemiyor” diye otomatik ret aldım. Hazırlıklı olmak gerek.
Kefil olayı hâlâ devam ediyor bu arada. Özellikle gençlerde, ilk kredi başvurularında kefil istiyorlar. 24 yaşındaki kuzenim, babasını kefil yapmadan kredi alamadı.
Bir de küçük ama önemli bir detay: Kredi başvurusu reddedilirse, hemen peş peşe tekrar başvurmamak lazım. Her başvuru kredi notunu biraz daha aşağı çekiyor. Benim başvurudan sonra iki banka aradı, “daha düşük faizle verelim” diye, sakın hemen atlamayın. Her yeni başvuru risk gibi görünüyor.
Basit bir iş gibi görünüyor ama orada imza atınca 5-10 yılını ipotekliyorsun. Hele 2026’da, ülke ekonomisi bu kadar sallanırken, iki kere değil beş kere düşünmek gerek. Açıkçası, insanın uykusunu kaçıracak bir borç yüküyle hayat daha zor. Kredi başvurusu yaparken yapılan en büyük hata, gelecekteki ödemelerini küçümsemek. Hesap makinesiyle değil, gerçek hayatla ölçmek lazım.
00
Subscriptionları kontrol et. Netflix, Spotify, spor salonu, dergi uygulaması... Her biri 30-50 lira görünüyor ama üç ayda 1.200 lira ediyor. Şubat'ta bir kez açıp bütün listeyi yaz, hangisini gerçekten kullanıyorsan tut, kalanını iptal et. Aylık 300 lira tasarruf = senelik 3.600 lira.
Bütçeyi yazılı tut. Kağıda yazmak, telefonunun not uygulamasına yazmaktan çok daha etkili. Şubat ortasında baktığında "Ah, ben buraya ne kadar ayırmıştım?" diye sorgulamaya başlarsın. Yazılı şeyler yalan söylemez.
Her ayın sonunda bütçeni gözden geçir. Ödediğin fatura, harcanan para ne kadar, tahminin ne kadar. Fark varsa, aya göre ayarla. İlk üç ay kaostur, dördüncü aydan itibaren gerçek rakamlar ortaya çıkar. Oradan sonrası kolay.
00
00
Gayrimenkul uzun vadede en sağlam. Ev alırsan, kira geliri olur, enflasyona karşı korunursun. Ama 2026'de konut fiyatları çok yüksek, giriş sermayesi ciddi. Ayrıca emlak vergisi, yapı denetim maliyeti var.
Mantıklı strateji portföy oluşturmaktır: yüzde 40 tahvil, yüzde 30 hisse, yüzde 20 gayrimenkul, yüzde 10 altın. Riski dağıtırsın, bir alan çöktüğünde diğeri dengeliyor. Hepini aynı sepete koymak aptalca.