Bankaya kredi için ilk kez 2014’te başvurdum, memur bir arkadaşım kefil olmuştu. O zamanlar bordro, nüfus cüzdanı ve maaş yazısı yetiyordu. Şimdi aradan 12 yıl geçmiş, işin şekli tamamen değişti. 2026’da kredi başvurusunda artık sabit gelir göstermek yetmiyor; banka son üç aylık harcama dökümüne, varsa yatırım hesabına, hatta mobil uygulamadaki hesap hareketlerine kadar bakıyor. Öyle “benim kredi notum yüksek” havası da pek işe yaramıyor, çünkü bankalar artık algoritmayla çalışıyor, duygusal davranmıyorlar.
Geçen hafta Ziraat’te denedim, 150 bin TL ihtiyaç kredisi çekmek istedim. Kredi notum 1.950, sicilim tertemiz. Ama son iki ayda hesaba aniden yüklü para girince ekstra belge istediler. Meğer kara para önlemleri bahanesiyle herkesin kayışını sıkmışlar, sana güvenmiyorlar. Hele bir de başka bankaya borcun varsa işi baştan yokuşa sürüyorlar.
En büyük hata, internetten veya mobil uygulamadan otomatik başvuru yapmak. Orada sistem red verirse adın kara listeye yakın yerde dolanıyor. En iyisi, şubeye gidip bire bir konuşmak. Oradaki müşteri temsilcisi daha esnek davranabiliyor, eksik evrakı tamamlamak için zaman tanıyor. 2022’de bir arkadaşım Halkbank’ta böyle kurtardı işini, uygulama red verdi, şubede onay çıktı.
Bir de eskiye göre faiz oranları uçtu. 2015’te %1’le kredi bulmak mümkündü, şimdi en düşük %4,5 civarında dolaşıyor. Yani kredi çekmeden önce ödeme planını en az iki kez gözden geçirmek şart. Hesap kitap yapmadan, “ayda 8 bin taksiti öderim” kafasıyla girilmez bu işe. Hele ki sigortasız, düzensiz bir gelir varsa bankalar direkt ya ret veriyor ya da komik limitler sunuyor.
Şunu net söyleyeyim: - Dosya masrafı ve sigorta ücretlerini mutlaka sor. Üstüne ekleniyor, gözden kaçıyor, sonradan şoka giriyorsun. - Kredi notunu başvurmadan önce öğren, e-devlet’ten ya da Findeks’ten bak. Sürpriz yaşamazsın. - Birden fazla bankaya aynı anda başvuru yapma, her biri notunu düşürüyor. - Kesinlikle aceleye getirme; sözleşmenin tamamını oku, imza atmadan önce iki kere düşün.
Artık Türkiye’de kredi almak eskiye göre daha zor, bankalar iyice kuralcı oldu. Eskiden tanıdık müdürle işler hallolurdu, şimdi algoritma ne diyorsa o oluyor. Kısacası, kafanda net bir plan olmadan, gelip geçici hevesle bankaya girme; yoksa seni yerler, borç batağına saplanırsın. Ben yaşadım, akıllı adım atmak lazım.
Bankada imza atarken başvurduğun krediye değil, toplam geri ödeyeceğin tutara bakacaksın. 200 bin TL krediye 60 ay vadeyle giriyorsun, sonunda ödediğin 440 bin TL oluyor; “Aylık taksit düşük” diye sevinmek boş. Dosya masrafı, sigorta, hayat sigortası gibi yan masraflar sessizce eklenir, Bankalar Caddesi’nde Yapı Kredi şubesinde bizzat yaşadım, 2023’te 7 bin TL ekstra çıktı önüme. Kredi notunu kontrol etmeden başvurma; düşükse hem onay alamazsın hem de her başvuruda puanın daha da düşer. Ekstra kredi kartı ya da otomatik fatura talimatı dayatırlarsa, gerek yoksa alma, sonra başın ağrır. En son faiz oranını mecburen güncel internetten ve bankanın kendi mobil uygulamasından karşılaştır, arada yüzde 2-3 oynuyor. İmza atmadan önce her satırı oku, hele küçük puntoları. Sözleşmede ne yazıyorsa odur, kimse sana “Yanlışlık olmuş” deyip dönüp bakmaz.
Sabahları 06:45’te kalkıp, mutfakta sessizce çay koymaya çalışırken aniden Lego kutusunun dökülme sesiyle gerçek dünyaya dönüyorsun. Evde iki yaşında bir çocukla nefes almak bile başlı başına taktik işi. Salonda sürekli bir oyuncak trafiği var; koltukların altı artık gizli sığınak oldu. Geçen hafta mutfakta domates doğrarken bir baktım, oğlan saç fırçasıyla duvara resim yapıyor. Evin hiçbir yerinde mutlak bir düzen tutmuyor, her köşe yeni bir oyun alanı. Misafir gelmeden önce evi toplamak falan hayal, maksimum 7 dakika sonra eski haline dönüyor. Bir de şu var: Kendi alanına müdahale edilmesine alışmak zorundasın, mahremiyet kelimesini iki sene rafa kaldırdım resmen. Ama o minik ellerle sarılıp “Anne gel bak dinozorum var” dediğinde, ortalık savaş alanıysa bile insan gülüp geçiyor.
Türkiye’de vergi indirimi yakalamak tam bir sabır testi. Yıllık gelir beyanında harcamalarını belgeyle gösterebilen şanslı azınlıktansan; eğitim, sağlık, bağış, BES gibi kalemleri düşüp matrahı azaltabiliyorsun. Ama açıkçası, birçok kişi bu haklarından habersiz ya da uğraşmak istemiyor. Geçen sene Kadıköy’de bir muhasebeciye sordum; “Sen evde internet faturasıyla, kira kontratıyla uğraşırsan cebine yılda 3-4 bin lira kalır, ama çoğu insan uğraşmaz” dedi. Devlet tam da bu noktada, işi karmaşık tutarak vatandaşı yıldırıyor. Basit bir mobil uygulama yapsalar, herkes 5 dakikada vergi iadesini alır, ama istemiyorlar. Kısacası, hakkını arayan ve belge toplayan kazanır; ay sonu maaştan kesilenleri sineye çeken kaybeder.
2023'te 1,59’la çektiğim ihtiyaç kredisi, şu an bankalarda 4,5-5’i buldu. Aylık taksitler otomatikman ikiye katlandı gibi bir şey. Eskiden 100 bin çeken biri 36 aya yayılırken rahat rahat öderdi, şimdi aynı parayı almak hem çok daha pahalı hem de geri ödemesi insanı boğuyor. Kredi düşünüyorsan iki kere hesap yap, gerekirse borç kapatma kredisine bile dikkat et; bankalar bayağı değişken davranıyor.
2022’de borsada 50 bin lirayı 130 bine çıkardım, ertesi yıl aynı parayı mevduatta 40 bin lira faize bağladım, sonunda enflasyonun yine gerisinde kaldım. Kripto desen, geçen sene Binance’de üç ayda yüzde 20 düştü param. Altın, dolar, borsa, kripto; hepsi oynak, sabit getirisi yok. Şu piyasada garanticiysen mevduat, gözü karaysan borsa ya da kripto, ama hepsinde uzun vadede asıl kazanan banka ve aracı kurumlar.
İstanbul’da sabah 7’de metrobüse binmek için yarışa girmek, sonra zincir kahveciden 85 liraya kahve kapmak… Tam bir maraton. Ajanda, hatırlatıcı, 15 dakikalık molalar — bana nefes aldırıyor. Bir yerde okumuştum, Harvard’lı bir psikolog “tek iş yaparken odaklan, bölünme” diyordu; denedim, hayat kalitem arttı.
Vergi artırmak en kolay yol gibi dursa da, halkı daha çok sıkmak dışında bir işe yaramıyor. Harcamalardan kısmak ise siyasetçinin kabusu; 2024’te Almanya’da sosyal yardımlarda kırpmaya kalkınca ortalık karıştı. Devletin elindeki gayrimenkul veya şirketleri özelleştirmek, kısa vadede para getiriyor ama uzun vadede eldeki varlık gidiyor. En sağlamı; kayıt dışıyla mücadele edip vergi tabanını genişletmek ama o da zaman ve sağlam bir irade istiyor.
1990’larda esnaflık yapan amcam etiketin üstüne kârını ekler, biterdi. Şimdi ise rakibin online’da kaça satıyor, müşteri hangi siteden fiyata bakıyor, hepsini anlık izlemek zorundasın. Dinamik fiyatlandırma diye bir ucube çıktı, geçen ay aldığın ürünü bu ay başka fiyata görüyorsun. Eskiden pazarlık vardı, şimdi algoritmalarla savaşıyoruz.
12 Mart’ta elektrik faturasını görüp içimden “Keşke geçen ay o online alışverişi yapmasaydım” dedim, işte tam da bu yüzden önemli. Para bir gün var, ertesi gün yok; hele İstanbul’da yaşıyorsan. Maaş hesabı ayın ilk haftası erirse, son hafta makarnayla hayata tutunuyorsun. Kredi kartı limiti, gerçek zenginlik değil; boşuna havalara girme.
2023 yazında Eskişehir’de üç gün elektrikler kesildi, apartmanda yaşlı teyzeye herkes sırayla yemek taşıdı. Almanya’da aynı şey olsa, kapı komşun yüzüne bile bakmaz. İstanbul’da eskiden balkon sohbetleri vardı, şimdi çoğu apartman yabancı gibi. Dayanışma hâlâ Anadolu kasabalarında canlı; büyükşehirde ise herkes kendi derdinde, selam vermek bile mesele.
İstanbul’da 2023’te küçük bir kahveci açtık, “rakip ne yapıyor” diye bakmadan fiyat belirledik, üç ayda dersimizi aldık. Maliyet odaklı fiyatlandırma bir yere kadar yürüyor; kira, çekirdek, süt zırt pırt zamlanınca kar hesabı da çarpılıyor. Sonra çevredeki zincirlerin promosyonlarını, 1 alana 1 bedava işlerini gördük; değer odaklı stratejiye geçtik. Bir yandan, müşteri kitlesinin ödeme isteği var: Akaretler’de 80 lira flat white’a laf eden yok, ama Pendik’te 40’a itiraz ediliyor. Dinamik fiyatlama da denedik; yoğun saatte 10 lira daha pahalı yaptık, o saatlerde ilginç şekilde daha çok satış geldi. Kısacası, sabit formül yok; yer, rakip ve müşteri kitlesi üçgeninde esnemeyen batıyor.
2023’te dolara güvenenlerin yüzü güldü, borsa oynayanlar ise Kasım’da tırpan yemişti. Gram altın hâlâ çeyrekten daha hızlı koşuyor, bunu canlı canlı Kapalıçarşı’da ısırık atıp test eden teyzelere şahit oldum. Kripto ise hâlâ kumar gibi; geçen ay 50 bin doların üstüne çıkan Bitcoin, bu hafta 43 bine indi, insanı hem zengin hem fakir ediyor. Dönüp bakınca, TL mevduatın getirisi enflasyonun yanında mendil gibi kalıyor, öyle kuru kuru faizle kimse para koruyamıyor.
Bütçe yapmayan evde para hep bitip gidiyor, sonra da "nereye harcadık?" diye baş ağrısı başlıyor. İlk adım sabit giderleri (kira, elektrik, su, internet) bir kağıda yazıp ayırmak; bunlar değişmez, onları garantilemek lazım. Sonra değişken kısma (yemek, ulaşım, hobi) aylık limit koymak gerek — örneğin market için 1500 lira belirlediysen, 1501'de dur. Ekstra para biriktirmek istiyorsan bir ay öncesinden planla, "Haziran'da tatil yapacaksak şu kadar ayırmamız gerek" diye. Aksi takdirde borç kapısına kolayca giriş yaparsın.
2022’de Almanya’ya taşındığımda kira, fatura ve market alışverişi derken maaşın nasıl eridiğini bir ayda öğrendim. Harcamaları yazmadan, nereye ne gittiğini anlamak imkansız. Ay sonunda kredi kartı ekstresine bakıp “bu para nereye gitti?” diye şaşırmadığım tek yıl, her gideri uygulamayla takip ettiğim sene oldu. Kısacası, plan yapmazsan para seni yönetiyor.
Birine her şeyini anlatıp onun da sırlarını paylaştığını sanıyorsun, sonra bir gün bakmışsın, o güvenin üzerine beton dökmüşler. Sene 2021, Kadıköy’de bir kafede, tam “bana güvenebilirsin” denmişti, iki hafta sonra anlattığım şey başka birinin ağzından bana döndü. O an kafanda bir film kopuyor, “ulan diyorum, neyi yanlış yaptım?”
Güven bir kere kırılınca eski haline gelmiyor. Onarılabiliyor diyen varsa, ya hiç gerçek anlamda güvenmemiştir ya da biraz Polyanna’lık oynuyordur. Ben tekrar samimi olamadım mesela. Hâlâ denk geliyorum, selam veriyorum ama içimden “acaba şimdi ne anlatıyor?” diyorum. Çünkü hiç kimse bir kere açtığı deliği tam kapatamıyor.
Bence arkadaşlıkta kırılan güven, sevgilideki ihanet gibi bir şey. Küslükle, araya zaman koymakla falan düzelmiyor. Özür de anlamsız kalıyor çoğu zaman. Özellikle “yanlış anladım, öyle bir niyetim yoktu” ayaklarına hiç gelemem. İki yetişkin insan bir lafın nereye gideceğini gayet iyi bilir.
Şu var: İnsan güvenerek kendini çok açınca, açık hedef oluyor. Bunu ben 27 yaşında net öğrendim. İyi niyetin suistimal ediliyor, sonra yıkılıyorsun. Samimiyetle, dürüstlükle kurulmuş dostluk bence nadir. Çoğu “çıkarım zedelenmesin” diye yürütülüyor. Bu yüzden artık hayatıma birini alırken on kat düşünüyorum, lafı dolandıran, başkasının dedikodusunu yapanı direkt eleyip geçiyorum.
2010’da şirkette çalışırken fiş toplamanın kralıydım, yıl sonunda gözümde canlanıyor; her alışverişte kasada “fiş lazım” diye diretirdim. O zamanlar gelir vergisinden ufak tefek indirimler vardı, yemek fişi, kırtasiye, sağlık masrafı… Şimdi ise sistem daha dijital, e-devlet’ten “Vergi İndirimi Sorgulama”ya girip, yıl içindeki giderleri belgeliyorsun. Mesela geçen ay özel hastanede check-up yaptırdım, faturayı doktor imzasıyla yükledim, otomatik olarak beyanda düştü. En kritik detay: Belgeleri doğru şekilde saklamak ve beyannameyi mart-nisan arasında kaçırmamak. Eskiden elle uğraşılırdı, şimdi çoğu otomatik ama hala kendin takip etmezsen devlet peşinden koşmuyor. Küçük esnafta KDV indirimi için ise gerçek giderleri belgelemek şart, kafadan yazınca 2024’te sıkı denetim yiyorsun, aklında olsun.
2018’de ilk kez borsaya girdim. İstanbul’da bir kafede oturmuşum, Ekşi Sözlük’te “ASELSAN uçacak” yazanlara bakıp hisse almıştım. Ertesi hafta yüzde 15 eksiye düştü. O zaman anladım, yatırımda risk yönetimi diye bir şey var, kulaktan dolma bilgiyle girilmez.
Portföyün tamamını tek ürüne yatırmak, bile bile lades. Hele ki kripto gibi gece yatarken sabah yüzde 30 eksiyle uyanma ihtimalinin olduğu piyasalarda. 2021’de Binance’da Shiba Inu furyasında küçük parayla girmiştim, yüzde 500 yapınca sevindim ama asıl dersi, toplam yatırımın yüzde 5’i kadarla girdiğim için öğrendim. Yatırımın kurallarından biri: Tek sepete yumurta doldurmayacaksın.
Bir de stop-loss olayı var. İlk başlarda “satınca gerçek zarar olur” diye düşünüyordum. Halbuki düşüşü kesmek, ileride pişman olmaktan iyidir. Mesela 2022’de BIST 100’de TAV Havalimanları’nda kararsız kaldım. Zararı yüzde 10’da kestim, hisse sonra yüzde 30 daha düştü. Net kural: Zararı büyümeden kabul et, duygusal davranma.
Kısa vadeli al-satçıysan kaldıraçtan uzak durmak gerekiyor. Hiç unutmam, 2023’te NASDAQ’ta 5x kaldıraçla Tesla açtım. Gece gelen bir Elon tweet’iyle margin call yedim, portföydeki tüm kâr gitti. Kaldıraç, hızlı kazandırır ama daha hızlı batırır.
2000’lerde anne babam maaşı aldı mı, evde hemen bir zarfa kira, bir zarfa faturalar ayrılırdı. Market fişi incelenirdi, bozukluk kavanozda birikirdi. Şimdi 2026’da ise her şey uygulamalarda, ama akar gider de artmış durumda. Masrafları yazmak yetmiyor, tutturmak zor; çünkü fiyatlar bir ayda uçuyor, alışkanlıkların bile değişmesi gerekiyor.
10 Mart 2022’de gece yarısı 14,80’den 15,30’a çıkan doları canlı izlediğimde, o ekranda bir para biriminin sadece ekonomiyle oynamadığını, memleketin sinir uçlarını da titrettiğini fark etmiştim. Kur hareketinin bir sebebi var: Yabancı, Türkiye'ye güvenmedi mi anında kaçıyor. Bunun temel nedeni siyasi belirsizlik ve merkez bankasının bağımsızlığını kaybetmesi. Mesela 2021 Aralık’ta Merkez Bankası ardı ardına faiz indirdiğinde, TL’nin çakılması tesadüf değildi.
ABD’de enflasyonun 2021’de 7%’yi aşmasıyla FED’in faiz artıracağı kesinleşti. Yabancı yatırımcılar hızla dolara geçti. Türkiye gibi gelişen ülkelerde kurun fırlamasının ana nedeni bu dış şoklardı ama işi büsbütün çığrından çıkaran, içerideki yanlış hamleler oldu. Klasik ekonomi teorisi şunu söyler: Faizi indirirsen, yerli para değer kaybeder. Bizde ise “faiz sebep, enflasyon sonuç” hikayesiyle dürbün ters tutuldu.
2023’te Londra’da bir bankada çalışırken Türk Lirası ile ilgili sorular geldiğinde, kimse “Türkiye ihracatını artırabilir mi” diye sormuyordu. Herkes “Merkez Bankası müdahale eder mi, seçim sonrası ne olur” diye soruyordu. Dalgalanmanın ana kaynağı, hiç kimsenin kurun nerede duracağını kestirememesi. Ani kararlar, şeffaf olmayan uygulamalar piyasayı zıplatıyor.
Lisede, 2011’de, en yakın arkadaşımın doğum gününe başka bir kızla gitmişti. O an içimden “Ben az önce dışlanmış mı oldum?” diye geçirmiştim. O kadar net bir mideye yumruk hissi geliyor ki, yaşadığın kıskançlığı saklamak da mümkün değil. Arkadaşlık dediğin şeyde kıskançlık, sandığımızdan daha yaygın. Üstelik sadece çocuklukta değil, 30 yaşında da, evli, bekar fark etmiyor; arkadaşını başkasıyla paylaşmak kolay değil.
İşin psikolojisine girecek olursam, Freud “başkasıyla bağ kuran birini kaybetme korkusu” diyor. Aslında kontrol edemeyeceğimiz bir güvensizlik geliyor bir anda. Özellikle üçlü arkadaş gruplarında sık görülüyor. Mesela üniversitede, Ankara’da, 2017’de üç kişilik bir kız grubu içinde hep bir “kim kiminle daha yakın” hesaplaşması vardı. Gruplar küçüldükçe kıskançlık büyüyor.
Pratikte baş etmek için yaptığım şeylerden biri, direk konuşmak. Lafı dolandırmadan “Bak, şu davranışın beni rahatsız etti” dedim mi, karşı taraf şok oluyor ama en azından açık oynuyorsun. Yoksa kendi kendini yiyip tüketiyorsun, sosyal medya stalk’ları, pasif agresif laflar başlıyor, arkadaşlık iyice yıpranıyor.
Geçen yaz, Eskişehir’de çocukluk arkadaşımın yeni bir grupla yakınlaştığını fark ettiğimde içten içe çatlamıştım. O an, insanın en saçma duygusunun “beni unutur mu?” korkusu olduğunu anladım. Kendi hayatıma odaklanıp onunla küsmeden mesafemi ayarlayınca hem kendim rahatladım hem dostluğumuz daha sağlıklı bir hale geldi. Her gün bir araya gelmek gerekmiyor, bazen biraz nefes almak iyi geliyor.
Geçen yıl maaşımın %20’sini kenara ayırmaya başladım, ama hedef koymadan bir türlü motivasyon bulamamıştım. Net bir tarih, rakam ve amaç şart. Mesela, “2027 Eylül’de Amsterdam’da ev kiralayacak kadar 20 bin euro biriktireceğim” gibi. Kafada bulanık hedef olunca harcama alışkanlıkları dağınık kalıyor. Tavsiye: Gelir-gider tablosu aç, aylık ne kadar kenara atabileceğini net gör. Sonra hedefi küçük parçalara böl; 20 bin euro için ayda 555 euro biriktirmek gibi. Bunu yazılı tut, duvarına as. Bir de otomatik ödeme talimatı kurup, maaş yatar yatmaz o para başka hesaba geçsin. Kendi kendinin finans müdürü olacaksın, yoksa para elde durmuyor.
2017’de Binance hesabı açarken “Ne kaybederim ki?” diyordum, şimdi o cümleyi hatırladıkça içim daralıyor. O zamanlar coinler fırlayınca zenginlik hayaliyle 1000 doları Shiba gibi saçma bir altcoine gömmüştüm, sonra bir gecede %70 eridi gitti. Bugün 2026’da işler daha karmaşık; kaldıraçlı işlemler, NFT’ler, staking, hepsi ayrı bir tuzak. Eskiden tek risk coin’in çakılmasıydı, şimdi borsanın hack’lenmesi, devletin ansızın yasak getirmesi, hatta coin’in arkasındaki ekip ortadan kaybolması var. 2024’te FTX’in batışı hâlâ aklımda, binlerce kişi parasını kurtaramadı. Kriptoda hâlâ “kaybetmeyi göze aldığın parayla oyna” kuralı en temel gerçek; yoksa bir sabah sıfırlanmış bakiyeye uyanmak işten bile değil.
Geçen ay elektrik faturası 1379 lira gelince annemle mutfağa oturduk, “Kim bütün gün fırını açıyor?” diye birbirimizi suçladık. Prizlerdeki adaptörleri fişten çekmek, bildiğin meditasyon etkisi yapıyor. Kettle’ı sadece içeceğim kadar suyla doldurmak, bir damacana suyun ömrünü uzatıyor. Buzdolabına sıcak yemeği tıkarsan, motoru tribüne çıkıyor; o yüzden önce biraz soğutup koymak lazım. Led ampul olayına ise en son 2024’te geçtim, üç kuruş farkı var ama gece odam disko gibi aydınlanıyor. Çamaşır makinesini tam dolmadan çalıştırmak bence düpedüz günah artık, çünkü deterjanı, suyu, elektriği çöpe atmakla aynı şey. Kombiyi 22 derecede sabitleyince ev cennet olmuyor ama doğalgaz faturası biraz daha insan seviyesine iniyor.
00
Bir de şu var: Güven kıran kişi bazen özrü bile samimiyetsizce diliyor. Yani sırf ortamda problem çıkmasın diye “pardon ya, öyle demek istemedim” diyor. 2019’da, üniversitede bir arkadaş ortamında aynısını yaşadım. O günden sonra bir insanın samimi olup olmadığını anlamak için sadece sözlerine değil, hareketlerine bakıyorum. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kısaca, biri güvenimi sarsarsa, geri dönüşü yok. Egoistlik mi? Belki. Ama hayat kısa, kimseyle tekrar baştan inşa sürecine girecek motivasyonum yok. Bir defa sırtını döndüyse, bir daha o evvelki masumiyet olmuyor. Herkes kendi yoluna.
00
Bir de kendini tanımak önemli. Benim risk toleransım düşük, uykusuzluk çekiyorsam pozisyon küçültüyorum. Hiçbir kar, gece deliksiz uykudan önemli değil. Arkadaşım Can, 2020’de altcoinlere tüm maaşını gömdü, 3 ayda neredeyse yarısı gitti. Şimdi vadeli mevduat dışında hiçbir ürüne elini sürmüyor.
Birkaç temel tavsiye:
- Asla krediyle yatırım yapma.
- Kâğıt üzerinde gördüğün paraya güvenip harcama, satmadan kâr yok.
- Panikleyip aniden al-sat yapma, uzun vadede soğukkanlı olmak en büyük avantaj.
Son olarak, yatırım dünyasında “herkes kazanırken ben de gireyim, zarar edince çıkarım” stratejisi, en çok kaybettiren yol. Yatırıma başlamadan önce kendi risk profilini iyi çöz, duygularını kontrol etmeyi öğren, teknik analiz kadar psikolojin de sağlam olsun. 8 yıldır gördüğüm tek değişmeyen kural bu.
00
Bir Avrupa ülkesinde mesela Almanya’da kur oynamaz, çünkü herkes bilir ki ekonomiyle oynanmaz, kurumlar bağımsızdır, kurallar bellidir. Orada, döviz kuru yavaş yavaş değişir, büyük sıçramalar neredeyse hiç yoktur. Türkiye’de ise bir akşam haberini kaçırırsan sabah bambaşka bir kurla uyanırsın.
Bir de dışarıdan para ihtiyacı var. Türkiye gibi enerji ithalatçısı bir ülkede, her yıl milyarlarca dolar bulmak şart. Turizmden veya ihracattan gelen döviz yetmezse, kur yukarı çıkar. 2022 yazında Rus turist akını sayesinde kur biraz frenlenmişti, ama sıcak para çekilince o rahatlama da uzun sürmedi.
Özetle:
- Merkez bankasının bağımsızlığı yoksa kur oynar.
- Siyasi belirsizlik, ani kararlar kur şokunu tetikler.
- Dış dünyada faizler artarsa, riskli ülkenin parası değer kaybeder.
- Cari açık büyüdükçe döviz ihtiyacı artar, kur baskılanamaz.
2026’da hâlâ aynı teraneyi yaşıyoruz. Her sabah dolar kaç olmus diye bakmak, bu ülkede yaşayan herkesin günlük rutini olduysa; sebebi gayet net: Ekonominin temellerine güven yok, kural yok, öngörü yok. Dışarıdan para gelmediği an, eldeki dövizle kura müdahale etmek de bir yere kadar. Sonra koca ülke, ekran başında rakam saymaya devam ediyor.
00
Bir de kendi içimde sorguladığım noktalar oldu. Neden kıskanıyorum? Gerçekten dışlanıyor muyum, yoksa kendi yarattığım bir kurgu mu? Bir keresinde, İzmir’de 2019’da, arkadaşımı kız kardeşiyle daha çok vakit geçirirken görüp bozulmuştum. Sonra dedim ki, “Bu insanın hayatında senin dışında insanlar da olacak, dünyanın merkezi değilsin.” Biraz kabullenince rahatlıyorsun.
Kıskançlık tamamen kötü bir şey de değil aslında. Bazen değer verdiğini, önemsendiğini gösteriyor. Ama ipin ucunu kaçırınca hem kendine hem karşıya zarar. Kendini küçük düşüren saçma ataklar yerine, duygunu dürüstçe söylemek ve karşı tarafı da anlamaya çalışmak kısa vadede zorlasa bile uzun vadede dostluğu kurtarıyor.
- Kıskançlık krizlerinde yapılacaklar:
* İç sesini dürüstçe dinle: Haklı bir sebep mi var, yoksa sadece paranoyak mısın?
* Olayı dramatize etmeden konuş, suçlama yapmadan hissettiğini ifade et.
* Karşı tarafı da suçlamadan dinle, iki taraf için de alan yarat.
En bariz hata, sustukça için için öfkelenmek ve pasif agresifleşmek. Bir arkadaşlığı yıkan en büyük şeylerden biri bu. En yakın arkadaşım bugün hala hayatımda çünkü zamanında utanmadan “Kıskandım” diyebildim. Aradaki samimiyet, hiçbir manipülasyonun yerini tutmuyor.