Birine her şeyini anlatıp onun da sırlarını paylaştığını sanıyorsun, sonra bir gün bakmışsın, o güvenin üzerine beton dökmüşler. Sene 2021, Kadıköy’de bir kafede, tam “bana güvenebilirsin” denmişti, iki hafta sonra anlattığım şey başka birinin ağzından bana döndü. O an kafanda bir film kopuyor, “ulan diyorum, neyi yanlış yaptım?”
Güven bir kere kırılınca eski haline gelmiyor. Onarılabiliyor diyen varsa, ya hiç gerçek anlamda güvenmemiştir ya da biraz Polyanna’lık oynuyordur. Ben tekrar samimi olamadım mesela. Hâlâ denk geliyorum, selam veriyorum ama içimden “acaba şimdi ne anlatıyor?” diyorum. Çünkü hiç kimse bir kere açtığı deliği tam kapatamıyor.
Bence arkadaşlıkta kırılan güven, sevgilideki ihanet gibi bir şey. Küslükle, araya zaman koymakla falan düzelmiyor. Özür de anlamsız kalıyor çoğu zaman. Özellikle “yanlış anladım, öyle bir niyetim yoktu” ayaklarına hiç gelemem. İki yetişkin insan bir lafın nereye gideceğini gayet iyi bilir.
Şu var: İnsan güvenerek kendini çok açınca, açık hedef oluyor. Bunu ben 27 yaşında net öğrendim. İyi niyetin suistimal ediliyor, sonra yıkılıyorsun. Samimiyetle, dürüstlükle kurulmuş dostluk bence nadir. Çoğu “çıkarım zedelenmesin” diye yürütülüyor. Bu yüzden artık hayatıma birini alırken on kat düşünüyorum, lafı dolandıran, başkasının dedikodusunu yapanı direkt eleyip geçiyorum.
Bir de şu var: Güven kıran kişi bazen özrü bile samimiyetsizce diliyor. Yani sırf ortamda problem çıkmasın diye “pardon ya, öyle demek istemedim” diyor. 2019’da, üniversitede bir arkadaş ortamında aynısını yaşadım. O günden sonra bir insanın samimi olup olmadığını anlamak için sadece sözlerine değil, hareketlerine bakıyorum. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kısaca, biri güvenimi sarsarsa, geri dönüşü yok. Egoistlik mi? Belki. Ama hayat kısa, kimseyle tekrar baştan inşa sürecine girecek motivasyonum yok. Bir defa sırtını döndüyse, bir daha o evvelki masumiyet olmuyor. Herkes kendi yoluna.
Güven bir kere kırılınca eski haline gelmiyor. Onarılabiliyor diyen varsa, ya hiç gerçek anlamda güvenmemiştir ya da biraz Polyanna’lık oynuyordur. Ben tekrar samimi olamadım mesela. Hâlâ denk geliyorum, selam veriyorum ama içimden “acaba şimdi ne anlatıyor?” diyorum. Çünkü hiç kimse bir kere açtığı deliği tam kapatamıyor.
Bence arkadaşlıkta kırılan güven, sevgilideki ihanet gibi bir şey. Küslükle, araya zaman koymakla falan düzelmiyor. Özür de anlamsız kalıyor çoğu zaman. Özellikle “yanlış anladım, öyle bir niyetim yoktu” ayaklarına hiç gelemem. İki yetişkin insan bir lafın nereye gideceğini gayet iyi bilir.
Şu var: İnsan güvenerek kendini çok açınca, açık hedef oluyor. Bunu ben 27 yaşında net öğrendim. İyi niyetin suistimal ediliyor, sonra yıkılıyorsun. Samimiyetle, dürüstlükle kurulmuş dostluk bence nadir. Çoğu “çıkarım zedelenmesin” diye yürütülüyor. Bu yüzden artık hayatıma birini alırken on kat düşünüyorum, lafı dolandıran, başkasının dedikodusunu yapanı direkt eleyip geçiyorum.
Bir de şu var: Güven kıran kişi bazen özrü bile samimiyetsizce diliyor. Yani sırf ortamda problem çıkmasın diye “pardon ya, öyle demek istemedim” diyor. 2019’da, üniversitede bir arkadaş ortamında aynısını yaşadım. O günden sonra bir insanın samimi olup olmadığını anlamak için sadece sözlerine değil, hareketlerine bakıyorum. Lafla peynir gemisi yürümüyor.
Kısaca, biri güvenimi sarsarsa, geri dönüşü yok. Egoistlik mi? Belki. Ama hayat kısa, kimseyle tekrar baştan inşa sürecine girecek motivasyonum yok. Bir defa sırtını döndüyse, bir daha o evvelki masumiyet olmuyor. Herkes kendi yoluna.
00