2000’lerin başında İstanbul Eminönü’nde toptan çorap satarken, fiyatı belirlerken tek baktığımız şey maliyet + biraz kâr formülüydü. O yıllarda “rakip ne satıyor, müşteri ne ister” pek hesap edilmezdi, raflar dolsun yeterdi. Şimdi işler tamamen değişti. 2026’da bu işte ayakta kalmak için fiyat analizi yazılımlarına, dinamik fiyatlamaya, hatta bazen gün içinde bile fiyatı değiştirmeye mecbur kaldık. Hepsiburada ya da Trendyol’da satıyorsan, rakip 1 lira inince sen de otomatik iniyorsun. Sırf fiyat tutturacağım diye “bundle” paketler, indirim kuponları, kargo bedava oyunları dönüyor. Eskiden fiyat sabit olurdu, müşteri sana uyum sağlardı. Şimdi müşteri kral, fiyatı o belirliyor; sen de sürekli elinde hesap makinesiyle ona göre şekil alıyorsun.
2020’de sabah kalkınca ilk işim sosyal medyada gezmekti, yüzüm yıkanmadan elim telefona giderdi. Şimdi 2026’da sabah kalkınca direkt camı açıyorum, derin bir nefes, sonra çay koyuyorum. Ruh halim resmen değişti. O zamanlar sürekli bir tedirginlik, kıyas, başkasının hayatına bakıp kendi günümden soğuma vardı. Şimdi küçük ritüeller, mesela her sabah bir bardak ılık su içmek, günümü düzene sokuyor. Telefonu masadan uzak tutmak, yatmadan önce kitap okumak basit görünüyor ama kafanın içindeki gürültüye iyi geliyor. Eskiden alışkanlıklarımı ciddiye almazdım, şimdi bir gün aksatsam hemen psikolojim sarsılıyor, resmen etkisini vücutta hissediyorum. Şehir hayatı, özellikle İstanbul’da, insanı çok kolay boğuyor; basit rutinler hayat kurtarıyor.
Geçen sene, her sabah 20 dakika yürüyüşle başlıyordum güne; fark ettim ki o günler daha hafif geçiyordu. Şimdi evden çalışmaya başlayınca, kahveyle ekrana yapışıp kalıyorum, aradaki fark bariz: kafa bulanık, mod hep düşük. Küçük rutinler, insanın stresini acayip dengeliyor. Hatta bazen bir bardak su içmeyi bile unutunca asabiyet tavan yapıyor, ilginç ama net.
Her sabah 10 dakika yürüyüş yapmak, kafamın içindeki sis perdesini kaldırıyor resmen. 2023’te İzmir’de işe giderken başladım, o kısa yürüyüşleri atladığım günler sinirli ve dağınık oluyorum. Bilimsel olarak da hareketin endorfin salgılattığı sabit zaten. Küçücük bir alışkanlığın bile ruh halini bu kadar değiştirmesi hâlâ şaşırtıyor beni.
2023’te Almanya’ya taşındığımdan beri market fişlerim gözümün önünde uzadı. Eskiden haftada 40 euroya mutfak dönerken, şimdi aynı alışveriş 70 euro tutuyor. Kampanya kovalayan insan sayısı da bariz arttı; Lidl’daki indirim günlerinde kasa önü Anadolu yakası metrobüs kuyruklarını aratmıyor. Alışverişin şekli değişince marketler zincirleme zam yapıyor, fiyatlar uçunca insanlar ufak üreticiyi değil dev zinciri tercih ediyor, böylece küçük esnaf iyice batıyor. Bir de alışverişin şekli psikolojik: “Bari harcadığım ürün kaliteli olsun” diyerek organiğe yönelenler, ya da "ucuzsa ucuz olsun" deyip karton pizzaya yüklenenler çoğaldı. Ekonomi, halkın alışveriş tercihiyle resmen nefes alıp veriyor; cüzdanlar daraldıkça ülkede tüketim şekli komple evriliyor.
Geçen hafta markette domatesi tartıya koyarken elim titredi, kilosu 78 lira yazdı. Sene 2020 olsa “şaka mı bu?” derdim, şimdi kasiyerin yüzüne bakmamaya çalışıyorum. Kredi kartı ekstresi bu ara sevgiliden daha çok sürpriz yapıyor. Zam lafı ailede yasaklı kelime; anneannem bile market arabasında “aman ses çıkarma” modunda.
Geçen sene bir hisse senedi alırken sadece Twitter'da okuduğum bir tweet'e güvendim, sonra %30 kaybettim. O günden sonra anladım ki kaynağın güvenilirliği yatırımın yarısı.
Türkiye'de güvenilir bilgi için önce şirketin KAP açıklamalarını oku—bu resmi ve yasal olarak doğru olmak zorunda. Sonra Borsa İstanbul'un yayınladığı araştırma raporlarına bak, en azından tarafsız. Banka analistlerinin notları da kötü değil ama şunu unutma: onlar müşterilerine satmak için de yazıyor.
Sosyal medya, podcast, YouTube'daki "yatırım guru"lar hızlı para kazandırmaz. Hiç kimse zengin olmanın sırrını internette bedava paylaşmaz. Eğer sana para kazandırmak istiyorlarsa, kendi parasını yatırıyor olması gerekir—değilse sadece sana para kazandırmak istiyorlar.
Başlangıç için Merkez Bankası raporları ve istatistik kurumu verileri en sıkıcı ama en doğru kaynaklardır.
Bim’in kasasından fiş almadan çıkabilen adam zaten tasarrufun kitabını yazmış demektir. Ben geçen ay elektrik faturasına bakıp buzdolabının fişini çekmeye niyetlendim, ciddiyim. Market alışverişine listeyle gitmek, indirim takibi yapmak ve ay sonu gelmeden kalan paraya “dayan koçum” demek şart oldu artık. Kredi kartı ekstresi gelince yaşanan küçük çaplı kalp krizi de bedava kardiyo.
Sabah altıda lego ayağına basarak güne başladım; kahvaltı masası ise sanki bir Picasso tablosu. Oyun parkurunu salona kurunca evi toplamak imkansızlaşıyor ama çocuk yorulmadan uyuyamıyor. Akşamları kendi kendine kitap okuyormuş gibi yapmaya başladığında "gelişim" dedikleri şeyi net görüyorsun. Kontrollü kaos, başka açıklaması yok.
Banka başvurusundan önce kredi puanını öğren, çünkü düşük skor direkt red demek. Borç-gelir oranını hesapla (aylık borcun, gelirin yüzde 40'ını geçmemeli), başvuru sırasında kuru kuru gelir yazmaktan çek. Faiz oranlarını en az üç bankada karşılaştır—yüzde 1-2 fark aylık ödemede ciddi para demek. Başvuru formundaki her bilgiyi doğru doldur, hata veya çelişki uzun inceleme sürecine neden oluyor.
2023’te iki farklı bankadan kredi çektim, biri Akbank’tan, diğeri QNB Finansbank’tan. En büyük fark, faiz oranı ve dosya masrafıydı. Akbank benden ekstra 2 bin lira dosya masrafı aldı, QNB ise 500 lirada bıraktı. Faiz oranı düşük olanın toplam geri ödemesi, masraflarla birlikte daha pahalıya geldi. Kredi notunu şeffafça gösteren bankalarla çalışmak hayat kurtarıyor. 120 ay vadede yüzde 2,8 faizle çekilen krediyle 48 ay vadede yüzde 3,1 faiz arasında ciddi fark oluşabiliyor; toplam ödeme 300 binin üstüne çıkıyor. Sözleşmedeki küçük yazılara takılmadan imza atma, özellikle erken kapamada alacakları cezayı açıkça sor. Mobil bankacılıkta anında onay verenlerle, 3 gün evrak peşinde koşturanlar arasında dağlar kadar fark var. En ucuz kredi, en az uğraştıran bankada değil; detayları okumadan hareket etme.
Şubat ayında markete girdiğimde 1 litre süt 33 liraydı, Mart ortasında aynı süt 39 lira olmuş. Ay sonu gelmeden zamlanıyor; sepete iki ürün fazla atınca kredi kartı limiti çatlıyor. Kira desen İstanbul'da en düşük 12 bin, yeni taşınacak olsan ev bulmak neredeyse piyango gibi. Geçen hafta pazarda limonun kilosunu 45 liraya görünce satıcıyla göz göze geldik, adam da utandı açıkçası. Dışarıda bir kahve içeyim desen 120 liradan aşağı kalkamıyorsun, muhabbetin yarısı "bu fiyatlar ne olacak" çevresinde dönüyor. Mesela en basitinden, ayın sonunda hesabı tuttursan bile ertesi ay baştan başlıyorsun, çünkü zamlar seni hep önden karşılıyor. Paranın alım gücü buharlaşınca plan yapmanın, gelecek hayali kurmanın bile tadı tuzu kaçıyor.
İnsanın başı sıkışınca yanında biri olmasının değeri bambaşka. 2022 yazında işten çıkarıldığımda, iki yakın arkadaşım olmasa İstanbul’da kendimi toparlayamazdım. Birisi beni evinde iki hafta misafir etti, diğeri ise “kira işini dert etme, hallederiz” dedi. Desteksiz arkadaşlıklar ise genelde çabuk yıpranıyor; sadece dert anlatıp dert dinlemeyen ya da her şeyini paylaşmayıp hep kendi içini rahatlatan tiplerle samimiyet uzun sürmüyor. Özellikle de büyük şehirde herkesin bir telaşı var, “yanındayım” diyebilen insan altın değerinde. Karşılıklı destek olmayınca arkadaşlık çok yüzeysel kalıyor, zor zamanlarda kimse kimseyi aramıyor. Uzun vadede de bu tip ilişkiler bir noktada kopuyor, çünkü insanlar yalnızca iyi günde yanında olanı değil, kötü günde de yanında kalanı istiyor.
Birini gerçekten dost bellemek, araya zaman, mesafe ya da hayat gailesi girince test ediliyor. 2014’te üniversiteye başladığımda, Antalya’dan İstanbul’a taşınıp çevremi sıfırdan kurmuştum. İlk başta, herkes süper yakın, her dert paylaşılıyor, gülüp eğleniyoruz. Ama ikinci senenin sonunda, üç-beş kişiyle samimiyet kalıyor; gerisi selam sabaha dönüyor. Çünkü samimiyet dediğin, sadece iyi gün sohbetiyle yürümüyor.
Şunu net söyleyebilirim: Arkadaşlıkta samimiyeti korumak için en önemli şey, dürüstlük. 2023 yazında, liseden kankam Burak aradı; ciddi paraya ihtiyacı varmış. Açık açık söyledi, “Abi zor durumdayım, utanıyorum ama senden istiyorum,” dedi. Kimseden duymaya tahammül edemediğim o mağdur edebiyatı yoktu, yalandan kıvırma da yok. Ne kadar param varsa gönderdim. İki ay sonra, eline geçince bir mesaj attı: “Abi, hala zor durumdayım, hemen veremem ama unutmadım.” O an anladım ki, aramızda yalan yok, hesap yok, beklenti de yok. O konuşma, ilişkimizdeki samimiyeti bambaşka bir seviyeye taşıdı.
Bir de şu var: İnsan büyüdükçe, hayatı daha gerçekçi yaşıyor. 25 yaşından sonra bunu daha çok hissediyorsun. Herkesin işi, gücü, sevgilisi, ailesi, derdi var. Kafanı kaldırıp “Nasılsın?” diyecek enerjiyi bulmak bazen zor. Ama birine ayda bir bile olsa mesaj atmak, “Bir kahve içelim mi, vaktin var mı?” demek, samimiyetin köprüsünü ayakta tutuyor. Benim için haftada bir WhatsApp grubunda iki satır yazmak, bazen aylarca görüşmediğim bir arkadaşıma doğum gününde özel aramak, o samimiyetin göstergesi.
Herkesin dilinde samimiyet ama iş menfaate gelince ortalık toz duman. 2023’te yıllardır görüştüğüm bir arkadaşım, küçük bir çıkarı için arkamdan iş çevirdi; hâlâ aklıma geldikçe sinir olurum. Lafı dolandırmadan, içinden ne geçiyorsa onu söyleyebilen insan gerçekten az. Aradaki mesafe açıldıkça, dostluk da çürümeye başlıyor zaten.
2021’de 7 liraydı, şimdi 43 lira. Markete gidip peynir alırken bile ilk kur akla geliyor artık. İşçi maaşı daha hesaba yatmadan eriyor, ithalatçı zaten ürün fiyatına zam koyuyor. İhracatçı şimdilik seviniyor ama hammaddenin büyük kısmı dışarıdan, o da elinde patlıyor. Türk Lirası pul olduysa, vatandaşın emeği de pul oluyor.
Güven kırılınca arkadaşlık da kırılıyor, çünkü o ikisi aslında aynı şey. Biri gidince diğeri de kalsa, ne işe yarar ki.
Çoğu zaman güven ani bir olay yüzünden değil yavaş yavaş erozyona uğruyor. Arkadaş seni bir sırrını saklayabileceğini düşünüyor, sonra başka şeyleri de saklayabileceğini düşünmeye başlıyor. Bir kez yalan söylerse, ikinci yalan daha kolay gelir. İlk hafifletme, ikinci ağırlaştırma. Böyle işliyor.
Sarsılmanın türleri de önemli. Birisi sırrını başkasına söylüyorsa, bu ihanetin en klasik şeklidir. Ama daha sinsi olanı da var: arkadaş seni arkadaşlık konusunda yalan söylüyor. Sana "sen benim en yakın arkadaşımsın" diyor ama arkasından başkasıyla daha yakın şeyler paylaşıyor. Söyledikleri değil, söylemediği şeyler seni incitir bu durumda.
Bir de zamanla sarsılma vardır. Arkadaş seni zor zamanında yalnız bırakırsa, bu da güveni yer. Yoksa hiç iyi zamanlarda ne kadar yakın olursan ol, kötü zamanlar gerçeği gösterir.
Güvenin tekrar yapıştırılması çok zordur. Hatta imkânsız diyebilirim. Çünkü bir kez şüphe başladıktan sonra, o arkadaşın her hareketi şüphe filtresiyle bakılır. Gülüyor ama neye gülüyor, seninle eğleniyor mu? Seni ziyaret ediyor ama ne kadar samimi? Bu durumda arkadaş suçlu olsa da olmasa da, ilişki artık o eski hali alamaz.
Çoğu insan gelir aldığında harcamaya başlıyor, sonra ayın sonunda "nereye gitti bu para?" diye şaşırıyor. Bütçe planlaması aslında bu basit soruyu cevaplamaktan ibaret.
İlk adım sabit giderleri tespit etmek. Kira, elektrik, su, internet, sigorta — bunlar değişmiyor. 12 Mart'ta kiranız 10 bin lira ise, 15 Nisan'ta da 10 bin lira olacak. Sabit giderleri bir Excel dosyasına yazıp aybaşında hesapla. Geriye kalan para senin harcanabilir bütçen. Çoğu kişi bu adımı atladığı için hep borçlu kalıyor.
İkinci püf nokta kategorilere ayırmak. Beslenme, ulaşım, eğlence, sağlık, giyim — her kategori için limit koy. Mesela "beslenmeye ayda 3 bin lira" diyorsan, bu sınırı aşmayacaksın. Telefonuna bir bütçe uygulaması indir (YNAB, Wallet, Finansal gibi), her harcamayı o anda not et. İlk ay sıkıntılı olur, üçüncü aydan sonra otomatik hale gelir.
Üçüncü nokta acil durum fonu. Araban bozulursa, dişçiye gitmek zorunda kalırsan, işten çıkarılırsan ne yapacaksın? Sabit giderlerin üç katı kadar para biriktir (örneğin aylık harcaman 8 bin liraya se 24 bin lira). Bu para sadece acil durumlarda harcanan para, yoksa harcama bütçesine girmiyor.
Geçen sene Letgo’dan eski bisikletin selesini satıp 400 lira kazandım, sonra bir baktım iş büyümüş; evde ne varsa fotoğrafını çekip koyuyorum. Instagram’dan üç farklı markaya çeviri yaptım, ayda bin beş yüz lira kenara koydum. Dolar yükselince Upwork’te ufak tefek işlerin bile tadı bir başka oluyor, akşam çayını içerken bile yan gelir akabiliyor. Ama “kolay para” diye giren, üç ayda üç saç ekimi reklamı satar, sonra sessizce piyasadan kaybolur.
Geçen haftaki market alışverişi fişini hâlâ cüzdanımda taşıyorum, çünkü insan gördüğüne inanıyor. Yarım kilo peynir 130 lira, bir kilo domates 40 lira. Sadece kahvaltılık alsan 400 liradan aşağı çıkamıyorsun kasadan. Aynı ürünler geçen sene martta 200 liraydı. O zamanlar da pahalı diyorduk, ama şimdi resmen lüks oldu peynir ekmek. İstanbul’da yaşıyorum, semt pazarı bile marketten farksız; artık dolapta meyve kalmıyor, anneler çocuklarına portakal alamıyor diye espri dönüyor pazarda.
Güldüğüm bir de şu: Markette indirimli yazan etiketler, eski fiyatın üstüne çakılmış. 2 litrelik ayçiçek yağı “kampanya” ile 169 lira olmuş; 2023’te 70 liraydı. Her ay zam geliyor, millet ürünü zamlanmadan kapmak için kasada kuyruk oluyor. Rafları boş bulduğum günleri hatırlıyorum, özellikle yumurtada, makarnada. Millete “stokçuluk yapmayın” diyorlar da, insan ister istemez indirimi görünce fazla alıyor. Yarın kaç paraya çıkar belli değil.
Bir de maaş meselesi var. Asgari ücret 17 bin lira oldu, ilk gün herkes sevindi ama üç ay sonra eridi. Kiralar desen uçtu gitti; Anadolu Yakası’nda 1+1 eve 16 bin isteyen var, “ev sahibi olmanın hayali bile pahalı” diyor artık insanlar. Ev almak zaten ayrı bir olay, 2020’de 400 bin liralık daire şimdi 4-5 milyon bandında, banka kredisiyle yanaşmak hayal.
2010’da Ankara’da öğrenciyken ay sonunu getirmek için deftere tek tek harcama yazardım. O zamanlar makarna 1,5 liraydı, su faturası 6 lira gelirdi, hesabı tutmak kolaydı. Şimdi 2026’da markete girerken cebindeki parayı aklında beşe, ona bölmeden adım atamıyorsun. En önemli detay: Harcamaları kağıtta değil, uygulamada tutmak. Ben Money Manager kullanıyorum, her gün yazıyorum; yoksa uçup gidiyor para. Kredi kartına fazla abanmak tam bir felaket; eskiden “bir dahaki ay kapatırım” deyip kurtuluyorduk, şimdi faiz yüzde 4’ü geçti, öyle bir lüks yok. Bir de abuk sabuk aboneliklere dikkat: Spotify, Netflix, yemek uygulaması derken her ay 1000 liraya yakın para gidiyor, haberin olmadan. Hesap gerçekten kitapsız olmuyor, yoksa yıl sonunda “Nereye harcadım ben bu kadar parayı?” diye kendine sövüyorsun.
2001 kriziyle mahalle bakkalının borç defteri patladı, millet ekmek alırken veresiye yazdırıyordu. Bugün 2026’da ise, herkes banka uygulamasına kilitlenmiş, anlık harcama limitiyle yaşıyor. Eskiden yastık altı altınla bir miktar güven vardı, şimdi mevduat faizi düşerse millet hemen dolara, kriptoya kaçıyor. Temel kural hâlâ aynı: Borçlanma, gelirinin üstünde yaşama, her ay kenara üç kuruş sakla.
2021’de Borsa İstanbul’da ilk defa ciddi miktarda hisse aldığımda “Ne kadar düşebilir ki?” diye düşünmüş ve Akbank’tan %15 zararla çıkmak zorunda kalmıştım. Ana kuralı acı şekilde öğreniyorsun: En kötü senaryoya her zaman hazırlıklı olacaksın. Ben artık portföyümün %60’ını mevduatta, %30’unu hisse ve fonlarda, %10’unu ise dövizde tutuyorum. Stop-loss’u baştan koymazsan, ekranda kırmızı gördüğünde panikle zararına satıyorsun. 2023’te dolar 18’den 28’e çıkarken hepsini TL’de tutanlar hâlâ sövüyor. Tek sepete yumurta koymak, “bana bir şey olmaz” demek gibi bir şey. Kendini kandırmak yani. Bir de unutma, duyumla veya Twitter’dan tüyo ile yatırım yapanın cüzdanı sonunda hafifler.
Geçen hafta Kadıköy’de büyük market zincirlerinden birine girdim, koca “%50 indirim” tabelasıyla karşılaştım. Reyona yaklaşınca anladım ki, eski fiyat üstüne yeni etiket yapıştırmışlar; indirimsiz haliyle arasında 3-5 lira oynuyor, abartısız söylüyorum. Uyanık olanlar bilir, kasada barkoddan geçen fiyat bazen raftakinden farklı çıkar, üç kuruş fazla ödemiş olursun. Özellikle “2 al 1 öde” tarzı kampanyalarda ürünün tanesi çoğu zaman normal fiyatından pahalıya denk geliyor; 2025’in sonunda markette aynı tuzağa iki kere düştüm, fişi sonradan inceleyince anladım. Akaryakıt, şampuan, deterjan, hatta çocuk maması gibi temel ihtiyacın olan ürünlerde bu oyunları yapmak düpedüz ahlaksızlık. Fiyat karşılaştırma uygulamaları hala biraz kurtarıyor ama herkesin buna vakti, donanımı yok. Aldanıp kazıklanmamak için alışverişte gözün açık olacak; fişe, etikete, kampanyaya güvenmek devri biteli çok oldu.
Emekli olmak için beklemek yeterli değil, para biriktirmek gerekiyor—bu kadar basit. Devlet desteği giderek azalırken, kendi fonunuzu yaratmazsanız 65 yaşında ne yapacaksınız, hiç düşündünüz mü? Hemen başlamanız gereken üç şey var: birincisi, maaşınızın en az yüzde 10-15'ini sistematik olarak biriktirmek, ikincisi bunu enflasyondan korunan araçlara (hisse senedi, altın, gayrimenkul) yatırmak, üçüncüsü ise 35-40 yaşına kadar bu alışkanlığı kırmamak. Emeklilik planlaması bugün başlar, yarın değil. Geciktirenler 50'sine bastığında panik yapar, ama o zaman faiz bileşkesi sizin yanınızda olmaz. Tasarruf disiplini olmayan birinin emekli olma hayali, lotoya güvenmek kadar masalsı.
00
Bir de şunu unutmamak gerek: Samimiyet, iki taraflı. Hep sen arıyorsan, hep sen yüklüyorsan, zamanla yoruluyorsun. Bir noktada bırakmak gerekiyor. Sırf hatır için, zamana yenilmemek için sürdürülmeye çalışılan arkadaşlıklar, yapmacıklaşıyor. 2021’de iş değiştirince, eski iş yerinden üç kişiyle hâlâ görüşürken, kalanlarla tamamen yollarım ayrıldı. Çünkü karşılıklı bir çaba yoksa, samimiyet diye bir şey de kalmıyor.
Samimiyeti öldüren şeylerden biri de dedikodu. Bunu İstanbul’da çok yaşadım. Arkandan konuşan, seninle ilgili olmayan meseleleri sana taşıyan insanla aranda samimiyet olamaz. Birine sırrını anlatıyorsan, o sırrın dışarı çıktığı anda, bir daha aynı şekilde güvenemiyorsun.
Kısacası, samimiyet; dürüstlükle, karşılıklılıkla, az da olsa düzenli iletişimle ve sırtını dönünce de aynı güveni hissedebildiğin insanlarla yürür. Bunun formülü yok ama testleri var. Kimisi ilk parasında, kimisi ilk sırrında, kimisi de ilk krizinde belli ediyor kendini. Şöyle bir bakınca, dostlukta samimiyeti korumak için asıl mesele, içinin temiz kalması ve o temizliği karşı tarafta da görebilmekte. Orası aksamaya başladı mı, geçmiş olsun.
00
Yapılacak şey şudur: güveni kıran taraf tam ve açık bir şekilde açıklamalı, sadece affedilmek için değil, gerçekten neden yanlış yaptığını anladığını göstermelidir. Ama daha önemlisi, kıyılan taraf da yüreğini biraz açmalıdır. Çünkü kapı kapanırsa, yeniden açmak için ikinizin de çabalaması gerekir. Biri açmaya çalışırken diğeri kapalı tutarsa, hiç bir yol yoktur.
00
Harcama alışkanlıklarını takip etmek de önemli. Kahve, yemek dışarısı, çevrimiçi alışveriş — küçük masraflar ay sonunda dev bütçe haline gelir. Ben bir ay boyunca her kahveyi not aldım, sonunda 600 liraya çıktığını gördüm. O parayı kesince hayatım değişmedi ama cebim 7 bin lira daha hafif oldu.
Son ama en önemli kural: bütçeni kesin değil, esnek tut. Bir ayda fazla harcadıysan, gelecek ayda dengelemeye çalış. Kendine ceza verme, sadece gözlemle ve düzelt. Bütçe bir hapishane değil, kontrol aracı.
00
En çok da sabit gelirli, emekli, öğrenci eziliyor. Mesela üniversite okuyan bir arkadaşım, 2022’de yurttan çıkıp eve çıktığında faturalar dahil masrafı aylık 3 bin liraydı, şimdi aynı koşullarda 12 bin. Dışarıda yemek yemek zaten hak getire; üniversitede yemekhanede çıkan tabldot dışında başka çare yok çoğu için. Bir tost, bir çay 100 lirayı geçiyor kampüs kantininde.
Alışveriş yaparken alışkanlıklarım kökten değişti. Eskiden marka takıntım vardı, şimdi en ucuzu neyse onu alıyorum. Kıyafet desen, indirim reyonuna bakmadan mağazaya girmek saçmalık. Marka ayakkabı almak artık mantık dışı, pazar ayakkabısı bile 400 liradan başlıyor. Ay sonu geldiğinde “nasıl yetti bu para” diye hesap yapmak, uygulama indirip kartlarda cashback kovalamak günlük rutine döndü.
Bir de psikolojik tarafı var. Her gün etiket değişiyor, bugün aldığını yarın aynı fiyata bulamıyorsun. Gelecek planı yaparken kafanda sürekli “dolar ne olacak, kira artacak mı, çocuk okula başlayınca nasıl okutacağım” gibi sorular dönüp duruyor. Yatırım yapacağım diyorsun, “neye yatırsam ki” ikileminde kalıyorsun; altın al, dolar al, kriptoya mı gir, zaten elindeki para pul olmuş.
Basit bir öneri: Haftalık harcamanı mutlaka yaz, neye ne kadar gittiğini gör. Sürprizlere hazırlıklı ol. Mümkünse toplu al, indirim kovala, gerekirse arkadaşla ortak alışveriş yap. Tüketim alışkanlıklarını değiştirmeden bu işin içinden çıkmak imkansız.
Bir de şunu herkes bilmeli: Enflasyon sadece rakam değil, hayatın her anına sızıyor. Pazardan markete, ev kirasından psikoloğa kadar her yerde, her gün karşına çıkıyor. Ve bu işin şakası yok, işin ucu doğrudan hayatta kalmaya dokunuyor.