istanbul’da sokak lezzeti dendi mi ilk aklıma gelen balık ekmek oluyor. sirkeci’de sabah 10 gibi iskeleye yanaşıp 50 liraya aldığım ekmek arası palamut, yanında turşu suyu. balığın kokusu elde kalıyor, mendille silsen de çıkmaz. vapura binerken hâlâ cebimde ekmek kırıntısı buluyorum.
beyoğlu’nda gece 2’de kokoreç yedim, mecidiyeköy’den şişli’ye yürüyerek. 80 lira verdim, uykusuz ama mutluyum, üzerimde domates suyu lekesiyle. yanında bol kimyon, ayran değil şalgam. midye dolmacı teyzeler ise asla pazarlık yapmıyor, 7 lira dediyse 7 lira. limonu bol sıkarsan, ertesi gün mide yanması garanti.
kadıköy rıhtımda atom kokoreç var, günün ilk müşteriysen ekstra gevrek oluyor. 2019’dan beri aynı tezgahta, adamın adını sormadım hiç, eldiven takmaz ama bıçağı hep parlatır. oradan çıkınca hasanpaşa’da boza içtim, üstüne leblebi serpiştirip otobüs beklemek. ocakta kestane kebap hala 40 lira, ama çekirdek çitleyen kimse kalmamış.
bir de sabaha karşı taksim’de dönerci bulmak var, gece hayatı bitmiş, 150 liraya dürüm. lavaş yağlı, içi az ama sabahın köründe başka hiçbir şey o kadar anlamlı gelmiyor. sabit bir fiyat yok, dönerciye göre ruh hali.
sarıyer’de börekçi, 5.30’da açılır, peynirli börekle çay. lise yıllarımda sabahları servisten önce sıraya girerdik. halâ o sabaha özgü börek yağında çocukluk kokusu var.
istanbul’un sokak lezzeti dediğin, biraz ağızda kalan tat, biraz elde kalan koku, biraz da cebin hafifliği aslında. geçen sene çiğ köfteci amca 30’a yapıyordu dürümü, bu sene 60. fiyatlar uçtu ama her seferinde dayanamayıp yine sıraya giriyorum. çünkü o lezzet başka yerde yok.