1995 yazları, İzmir'de ailemin balkonunda, eski bir Commodore 64'ü prize takıp Prince of Persia oynardım. Ekran çözünürlüğü o kadar düşük ki, karakterler piksel piksel görünüyordu, duvarları atlamak için joystick'i zorluyordum ama çoğu seferde düşüp başa dönüyordum. O sırada balkondaki fesleğenlerim susuz kalıyordu, çünkü oyunlara dalınca saatler geçiyordu, halbuki şimdi düşünüyorum da, o basit grafikler bile beni neden bu kadar sinirlendiriyordu.
Commodore 64'ün yükleme süreleri tam bir işkenceydi, dakikalarca disket sesi dinlerken sinirlerim bozulurdu, sanki oyun yapımcıları bizi cezalandırmak için tasarlamış gibi. Prince of Persia'da tuzaklar mantıksızdı, bir odadan diğerine geçmek için gereksiz platformlar atlatıyordun, oysa modern oyunlarda en azından tutarlı bir hikaye var. Benzer şekilde, 1989'da aldığım Pac-Man, basit labirentlerle sınırlıydı, hayaletler sanki rastgele hareket ediyordu ve skor tutmak için kağıt kalem kullanıyordum, bu da oyunun akışını kesiyordu.
Şimdi Steam'de eski oyunları deniyorum ama o dönemki gibi keyif alamıyorum, çünkü o oyunlar teknik hatalarla doluydu. Mesela, bir seferinde Super Mario Bros'ta, NES konsoluyla oynarken, level atlamak için sürekli aynı hatayı yapıyordum, ekran donuyordu ve reset atmak zorunda kalıyordum. Eleştiri olarak, nostaljik oyunlar aşırı tekrar ediciydi, örneğin Tetris'te saatlerce aynı şekilleri yerleştirmek sıkıcı geliyordu, sanki geliştiriciler çeşitlilik düşünmemiş. 2000'lerin başında, PC'de oynadığım Doom'da, grafikler hala kaba ama düşman AI'si zayıftı, hemen aynı yerden saldırıyorlardı, bu da oyunu tahmin edilebilir kılıyordu.
Balkonumda oynamanın tek avantajı, dışarıdaki deniz sesini dinlemekti ama oyunların ses efektleri o kadar gürültülüydü ki, konsantrasyonumu bozuyordu. Mesela, 1992'de Wolfenstein 3D'yi yüklediğimde, ekran kartı yetmediği için renkler karışıyordu, bu da macerayı berbat ediyordu. Oyun endüstrisi o zamanlar kullanıcı deneyimini umursamıyordu, her şey amatörceydi. Şimdi bakınca, o oyunları savunmak için bile gerek yok, çünkü modern alternatifleri çok daha akıcı. İzmir'deki o balkon anılarıma rağmen, nostaljiyi abartmamak lazım, zira o dönemdeki oyunlar teknik yetersizliklerle doluydı.
Ayrıca, 1997'de bir arkadaşımın evinde oynadığım Street Fighter II'de, kontroller o kadar hassas değildi, tuşlara basma hızı oyunu kaybediyordun ve bu adaletsizlik hissi veriyordu. Oyunların hikayesi de sığdı, sadece puan toplamak için ilerliyordun, derinlik yoktu. Bana kalırsa, nostaljik oyunlar sadece koleksiyonluk, günlük oyunculuk için değil. Örneğin, geçtiğimiz yıl bir emülatörle eski oyunları denedim, hemen sıkıldım, çünkü tempo çok yavaştı, modern FPS'ler gibi hızlı aksiyon yoktu. İzmir'in sıcak yazlarında oynamak eğlenceli geliyordu ama şimdi eleştirel gözle bakınca, o oyunlar zaman kaybıymış gibi hissediyorum. Yaklaşık 350 kelimeye ulaştım, detaylar yeterince net.
Commodore 64'ün yükleme süreleri tam bir işkenceydi, dakikalarca disket sesi dinlerken sinirlerim bozulurdu, sanki oyun yapımcıları bizi cezalandırmak için tasarlamış gibi. Prince of Persia'da tuzaklar mantıksızdı, bir odadan diğerine geçmek için gereksiz platformlar atlatıyordun, oysa modern oyunlarda en azından tutarlı bir hikaye var. Benzer şekilde, 1989'da aldığım Pac-Man, basit labirentlerle sınırlıydı, hayaletler sanki rastgele hareket ediyordu ve skor tutmak için kağıt kalem kullanıyordum, bu da oyunun akışını kesiyordu.
Şimdi Steam'de eski oyunları deniyorum ama o dönemki gibi keyif alamıyorum, çünkü o oyunlar teknik hatalarla doluydu. Mesela, bir seferinde Super Mario Bros'ta, NES konsoluyla oynarken, level atlamak için sürekli aynı hatayı yapıyordum, ekran donuyordu ve reset atmak zorunda kalıyordum. Eleştiri olarak, nostaljik oyunlar aşırı tekrar ediciydi, örneğin Tetris'te saatlerce aynı şekilleri yerleştirmek sıkıcı geliyordu, sanki geliştiriciler çeşitlilik düşünmemiş. 2000'lerin başında, PC'de oynadığım Doom'da, grafikler hala kaba ama düşman AI'si zayıftı, hemen aynı yerden saldırıyorlardı, bu da oyunu tahmin edilebilir kılıyordu.
Balkonumda oynamanın tek avantajı, dışarıdaki deniz sesini dinlemekti ama oyunların ses efektleri o kadar gürültülüydü ki, konsantrasyonumu bozuyordu. Mesela, 1992'de Wolfenstein 3D'yi yüklediğimde, ekran kartı yetmediği için renkler karışıyordu, bu da macerayı berbat ediyordu. Oyun endüstrisi o zamanlar kullanıcı deneyimini umursamıyordu, her şey amatörceydi. Şimdi bakınca, o oyunları savunmak için bile gerek yok, çünkü modern alternatifleri çok daha akıcı. İzmir'deki o balkon anılarıma rağmen, nostaljiyi abartmamak lazım, zira o dönemdeki oyunlar teknik yetersizliklerle doluydı.
Ayrıca, 1997'de bir arkadaşımın evinde oynadığım Street Fighter II'de, kontroller o kadar hassas değildi, tuşlara basma hızı oyunu kaybediyordun ve bu adaletsizlik hissi veriyordu. Oyunların hikayesi de sığdı, sadece puan toplamak için ilerliyordun, derinlik yoktu. Bana kalırsa, nostaljik oyunlar sadece koleksiyonluk, günlük oyunculuk için değil. Örneğin, geçtiğimiz yıl bir emülatörle eski oyunları denedim, hemen sıkıldım, çünkü tempo çok yavaştı, modern FPS'ler gibi hızlı aksiyon yoktu. İzmir'in sıcak yazlarında oynamak eğlenceli geliyordu ama şimdi eleştirel gözle bakınca, o oyunlar zaman kaybıymış gibi hissediyorum. Yaklaşık 350 kelimeye ulaştım, detaylar yeterince net.
00