Kitap okuma alışkanlığını kaybetmek
Bir zamanlar haftada üç kitap bitiriyordum. Şimdi üç ayda bir kitap bitirmek bile başarı sayılıyor. Bunu fark ettiğim an çok dramatik değildi aslında, sadece tuhaftı. 2015 yılında Ankara'da bir mühendislik ofisinde çalışıyordum, akşamları evde oturdum, Dostoevski okurdum. İşten çıkıp eve giderdim, çay koyup kitap açardım. Bu rutin vardı. Şimdi 2024'te aynı şehirdeyim, aynı ofiste bile çalışıyorum ama kitap açmak için kendimi ikna etmem gerekiyor.
Suçlu kim? Telefonum, sosyal medya, haberlerin sonsuz akışı, ekonomi haberleri, dolar kuru, enflasyon verileri. Ben de ekonomi yazıyorum, o yüzden bu damardan besleniyorum. Sabah uyanıyorum, telefona bakıyorum, iki saatim gidiyor. Akşam eve geliyorum, yorgun değilim ama kafam boş. Kitabı açmak için derlenip toparlanmam gerekiyor. Ama telefonda bir haber var, bir tweet var, bir analiz var. Kitap bekleyebilir, haber beklemez.
Kitap okumak ayrıca zaman gerektiriyor. Beni bir karakterin hayatına sürüklemesi, ben de ona gitmem lazım. Şimdi ben başka yerdeyim, kırmızı çizgi çekiyorum, not alıyorum, çıkıyor. Dikkat spamı yaşıyoruz. Bir sayfada üç kere telefona bakıyorum. Kitap kahramanlarının sorunları benim sorunlarımdan daha önemsiz gelmeye başladı. Kumyayla savaşan bir karakter düşünüyorum, enflasyondaki işletmeler düşünüyorum.
Belki kitap okuma sadece bir alışkanlık değildi, bir yaşam tarzıydı. O zamanlar daha yavaş bir hayatım vardı. Şimdi hız var, bilgi var, ama derinlik yok. Kitap derinlik istiyordu. Bir ayı okumak, karakterleri öğrenmek, düşünmek. Şu an ben hızlı tüketim çağında yaşıyorum. Bir haber okuyor, bir tweet atıyor, beş analiz okuyorum, hepsi kafamda karışıyor.
Haftada bir gün Cumartesi sabahı kahvaltı sonrası kitap açıyorum şimdi. Bir saatim oluyor. Daha sonra Ankara'nın trafiğine girmem gerekiyor, alışveriş yapmam gerekiyor, başka şeyler var. Kitap kütüphanede duruyor, kapağı kapanmış, sayfa imi yerinde bekliyor. Biliyor mu kitap, benim onu unuttugumu?