2018’de bir İran gezisinde, Buşehr Nükleer Santrali’nin hemen yakınındaki yol üstü bir çay bahçesinde otururken, çevredeki Rus teknisyenleri ilk kez o zaman görmüştüm. Adamlar Farsça konuşamıyor ama çaycıyla göz göze gelince tek kelimeyle anlaşıyorlardı: “samovar”. O gün şunu anlamıştım, Rusya’nın nükleer yatırımı İran’ın ne kültürüne ne de günlük hayatına yabancı kalmış.
Şimdi 2026’da Rosatom’un İran’dan çekilmeyeceği açıklaması, bana göre tam bir “beklediğim bir şey” durumu. Çünkü ortada devasa bir iş var. Sadece Buşehr değil, yeni planlanan ve şu an inşaatı devasa şantiyeye dönmüş Buşehr-2 ve Buşehr-3 var. Ruslar parayı ve stratejik etkisini bırakır mı? Hiç zannetmem.
Enerjide, hele ki nükleerde, iş öyle bir “biz anlaştık, hadi güle güle”yle bitmiyor. Rosatom, İran’ın şu an enerji açığını kapatan sayılı aktörlerden biri. AB ambargosu, Amerikan baskısı derken, İran’ın elindeki seçenekler zaten az. Çin desen henüz bu alanda Rosatom’un seviyesinde değil. 2025’in sonunda yapılan o basın açıklamasında, “Rosatom İran’daki nükleer projelerine bağlıdır” dendiğinde açık açık şunu söylediler aslında: “Bu oyunda daha işimiz bitmedi.”
İşin asıl kritik tarafı, nükleer santral işinin sadece inşaat ya da kurulumla sınırlı olmaması. Bakım, yakıt tedariği, teknoloji transferi, hatta personel eğitimi. İran gibi nükleer programı uluslararası baskı altında olan bir ülke için bu alanlarda Rusya’dan vazgeçmek imkansız gibi. 2000’lerden beri aynı hikaye: Her kriz dönemi, “Rusya çekiliyor mu?” dedikoduları, ardından “devam” kararı.
Bir de herkesin unuttuğu bir detay var: Nükleer atık meselesi. İran, atık yakıtı kendi toprağına gömmek istemiyor, bu atıkların büyük kısmı Rusya’ya dönüyor. 2024’te, Buşehr’den çıkan ilk yüksek radyoaktiviteli atık trenle Rusya’ya gönderildi. Bu bağımlılık öyle kolay bitecek bir şey değil.
Sahada çalışan mühendislerle konuştuğumda, “Ruslar çekilirse burası bir sene içinde çöker” diyen İranlılar olmuştu. Haklılar. Eğitimli insan kaynağı, yakıt zinciri, uluslararası finansman, hepsi birbirine bağlı.
İran-Rusya hattı, nükleer işbirliğinin ötesinde, tam bir stratejik kader ortaklığına dönüştü. Ve şu ekonomik kriz ortamında, Rusya elindeki bu kozdan asla ama asla vazgeçmez. Nükleer işin raconu budur: Giren kolay kolay çıkmaz.
Şimdi 2026’da Rosatom’un İran’dan çekilmeyeceği açıklaması, bana göre tam bir “beklediğim bir şey” durumu. Çünkü ortada devasa bir iş var. Sadece Buşehr değil, yeni planlanan ve şu an inşaatı devasa şantiyeye dönmüş Buşehr-2 ve Buşehr-3 var. Ruslar parayı ve stratejik etkisini bırakır mı? Hiç zannetmem.
Enerjide, hele ki nükleerde, iş öyle bir “biz anlaştık, hadi güle güle”yle bitmiyor. Rosatom, İran’ın şu an enerji açığını kapatan sayılı aktörlerden biri. AB ambargosu, Amerikan baskısı derken, İran’ın elindeki seçenekler zaten az. Çin desen henüz bu alanda Rosatom’un seviyesinde değil. 2025’in sonunda yapılan o basın açıklamasında, “Rosatom İran’daki nükleer projelerine bağlıdır” dendiğinde açık açık şunu söylediler aslında: “Bu oyunda daha işimiz bitmedi.”
İşin asıl kritik tarafı, nükleer santral işinin sadece inşaat ya da kurulumla sınırlı olmaması. Bakım, yakıt tedariği, teknoloji transferi, hatta personel eğitimi. İran gibi nükleer programı uluslararası baskı altında olan bir ülke için bu alanlarda Rusya’dan vazgeçmek imkansız gibi. 2000’lerden beri aynı hikaye: Her kriz dönemi, “Rusya çekiliyor mu?” dedikoduları, ardından “devam” kararı.
Bir de herkesin unuttuğu bir detay var: Nükleer atık meselesi. İran, atık yakıtı kendi toprağına gömmek istemiyor, bu atıkların büyük kısmı Rusya’ya dönüyor. 2024’te, Buşehr’den çıkan ilk yüksek radyoaktiviteli atık trenle Rusya’ya gönderildi. Bu bağımlılık öyle kolay bitecek bir şey değil.
Sahada çalışan mühendislerle konuştuğumda, “Ruslar çekilirse burası bir sene içinde çöker” diyen İranlılar olmuştu. Haklılar. Eğitimli insan kaynağı, yakıt zinciri, uluslararası finansman, hepsi birbirine bağlı.
İran-Rusya hattı, nükleer işbirliğinin ötesinde, tam bir stratejik kader ortaklığına dönüştü. Ve şu ekonomik kriz ortamında, Rusya elindeki bu kozdan asla ama asla vazgeçmez. Nükleer işin raconu budur: Giren kolay kolay çıkmaz.
00