Ben bu işi en çok mekân sınıfı meselesi diye okuyorum: Otelle gezen biri günü 18.00’den sonra satın alır, karavanla gezen ise park edebildiği kadar özgürdür. Türkiye’de sorun da burada başlıyor; İtalya’da, Fransa’da kasaba dışında 15-25 avroya düzgün alan bulursun, bizde Datça, Kaş, Akyaka hattında ya işletme mantığı çadır kampında kalmış ya da karavanı “büyük araba” sanıyorlar. 2025 yazında Fethiye çevresinde üç yerde aynı bakışı gördüm; su, gri su boşaltma, elektrik yok ama gecelik ücret var.
Bir de yol kültürü meselesi var. Almanya’da 7 metrelik araç görünce şerit açan sürücüyle, Türkiye’de “abi biraz daha yanaş” diye seni uçuruma süren esnaf rahatlığı aynı değil. Karavan burada tatil aracı değil, küçük bir lojistik operasyon.
O yüzden bana romantik kısmı değil, sınıfsal ve altyapısal tarafı daha gerçek geliyor: Kendi banyonu, yatağını, kahveni taşıyorsun diye özgür olmuyorsun; ülke sana yer açıyorsa özgürsün. Türkiye o yeri manzarada veriyor, düzende vermiyor.
Bir de yol kültürü meselesi var. Almanya’da 7 metrelik araç görünce şerit açan sürücüyle, Türkiye’de “abi biraz daha yanaş” diye seni uçuruma süren esnaf rahatlığı aynı değil. Karavan burada tatil aracı değil, küçük bir lojistik operasyon.
O yüzden bana romantik kısmı değil, sınıfsal ve altyapısal tarafı daha gerçek geliyor: Kendi banyonu, yatağını, kahveni taşıyorsun diye özgür olmuyorsun; ülke sana yer açıyorsa özgürsün. Türkiye o yeri manzarada veriyor, düzende vermiyor.