Ailede konuşmak en basit şey gibi görünüyor ama aslında en riskli aktivitelerden biri. Masada otururken "nasılsın" sorusu bile bir mayın tarlasına adım atmak demek olabiliyor.
Sorun genelde şu: herkes farklı dilde konuşuyor. Biri duygularını açıklamak istiyor, diğeri hemen çözüm üretmeye başlıyor. Biri dinlenilmek, diğeri haklı çıkmak istiyor. Biri geçmiş travmaları konuşmak, diğeri "niye hep eski konuları açıyorsun" diyor. Üstüne üstlük herkes bu yanlışlığı kendisinin değil, diğerinin sorunu olduğuna inanıyor.
Yaşlı nesil "bizim zamanımızda böyle konuşmazlardık" mantığı ile girer işin içine. Daha genç olanlar "sen hiç dinlemiyorsun" der çıkmazlar. Ortada kimse haklı değil, herkes anlaşılmış hissediyor kendini. Telefonda sessizlik çöker, yüz yüze konuşma da benzer şekilde sonlanır. İşin kötüsü bu sessizlik bazen aylar sürer.
Araştırmalar gösteriyor ki aile içi çatışmaların çoğu gerçek konudan değil, konuşma şeklinden doğuyor. Birinin tonu, yüz ifadesi, daha önce benzer bir durumda hissettikleri bir anda her şeyi değiştirebiliyor. "Yine aynısını söylüyorsun" demek kadar sert bir şey yoktur; kişi dinlenilmemiş, görülmemiş hissettirir.
Çözüm diye sunulanlar çoğu zaman klişe: "saygıyla konuş", "dinle", "empati yap". Doğru şeyler ama işe yarasa zaten bu konuyla boğuşan aile kalmazdı. Gerçek haller şu: birkaç kişi birbirini çok iyi tanıyor, eski kırılmalar var, beklentiler karşılanmamış, kimse çok değişmiş olduğunu kabul etmiyor. Bu durumda sadece doğru sözler söylemek yetmiyor. Bazen dış yardım lazım, bazen de sadece birinin adım atıp "ben yanlış anladığım için özür dilerim" demesi gerekiyor.
Sessizlik kolay gelir ama zehirli. Yıllar sonra birbirlerine yabancı kalmış aileler vardır. Konuşmak zor ama konuşmamak daha pahalıya mal olur.
Sorun genelde şu: herkes farklı dilde konuşuyor. Biri duygularını açıklamak istiyor, diğeri hemen çözüm üretmeye başlıyor. Biri dinlenilmek, diğeri haklı çıkmak istiyor. Biri geçmiş travmaları konuşmak, diğeri "niye hep eski konuları açıyorsun" diyor. Üstüne üstlük herkes bu yanlışlığı kendisinin değil, diğerinin sorunu olduğuna inanıyor.
Yaşlı nesil "bizim zamanımızda böyle konuşmazlardık" mantığı ile girer işin içine. Daha genç olanlar "sen hiç dinlemiyorsun" der çıkmazlar. Ortada kimse haklı değil, herkes anlaşılmış hissediyor kendini. Telefonda sessizlik çöker, yüz yüze konuşma da benzer şekilde sonlanır. İşin kötüsü bu sessizlik bazen aylar sürer.
Araştırmalar gösteriyor ki aile içi çatışmaların çoğu gerçek konudan değil, konuşma şeklinden doğuyor. Birinin tonu, yüz ifadesi, daha önce benzer bir durumda hissettikleri bir anda her şeyi değiştirebiliyor. "Yine aynısını söylüyorsun" demek kadar sert bir şey yoktur; kişi dinlenilmemiş, görülmemiş hissettirir.
Çözüm diye sunulanlar çoğu zaman klişe: "saygıyla konuş", "dinle", "empati yap". Doğru şeyler ama işe yarasa zaten bu konuyla boğuşan aile kalmazdı. Gerçek haller şu: birkaç kişi birbirini çok iyi tanıyor, eski kırılmalar var, beklentiler karşılanmamış, kimse çok değişmiş olduğunu kabul etmiyor. Bu durumda sadece doğru sözler söylemek yetmiyor. Bazen dış yardım lazım, bazen de sadece birinin adım atıp "ben yanlış anladığım için özür dilerim" demesi gerekiyor.
Sessizlik kolay gelir ama zehirli. Yıllar sonra birbirlerine yabancı kalmış aileler vardır. Konuşmak zor ama konuşmamak daha pahalıya mal olur.
00