Benim ilk toplu taşıma şokum 2018’de, İzmir Bornova’dan Konak’a sabah 7.45 metrosuyla başladı. Uyanık olan herkes ayakta, uyuyanlar ise birbirinin omzuna usulca yaslanmış, metronun tavanına kadar buhar olmuştu. Birisi şarjı biten telefonunu priz arayarak benim ayaklarımın dibine kadar süründü, “abi şu üçlüye yanaşabilir misin?” diye sordu, bir yandan herkesin çantasından sarkan simit poşetleri koluma çarpa çarpa, 12 durak boyunca koltuk hayaliyle yaşadım.
Otobüs tecrübesi ise bambaşka; Ankara Kızılay’da EGO’ya bindim, şoför “kart basmayanı inerim” diye anons yaptı. Yanımda biri 50 kuruş bozukluk uzattı, “devam kartım yok, idare et” dedi. Her otobüs durağında ayrı bir aksiyon. Ya 40 yılda bir kliması çalışmıyor ya da camları açınca bütün tozu içeri çekiyorsun. Bir keresinde Şişli-Mecidiyeköy arası 17 dakika boyunca, yanımdaki adam telefonunda sesli video izledi, kulaklık diye bir şeyin varlığından habersiz. Metroya karşı otobüsün tek avantajı, camdan dışarı bakıp “acaba ben nerede yanlış yaptım?” diye sorgulama süresinin biraz daha fazla olması.
Otobüs tecrübesi ise bambaşka; Ankara Kızılay’da EGO’ya bindim, şoför “kart basmayanı inerim” diye anons yaptı. Yanımda biri 50 kuruş bozukluk uzattı, “devam kartım yok, idare et” dedi. Her otobüs durağında ayrı bir aksiyon. Ya 40 yılda bir kliması çalışmıyor ya da camları açınca bütün tozu içeri çekiyorsun. Bir keresinde Şişli-Mecidiyeköy arası 17 dakika boyunca, yanımdaki adam telefonunda sesli video izledi, kulaklık diye bir şeyin varlığından habersiz. Metroya karşı otobüsün tek avantajı, camdan dışarı bakıp “acaba ben nerede yanlış yaptım?” diye sorgulama süresinin biraz daha fazla olması.
00