Kodlama öğrenip kariyer değiştirenleri uzaktan izleyen biri olarak, bu yolu seçenlere genelde iki şekilde rastladım: İlki, beyaz yakalı bunalımıyla HR’dan, satıştan, hatta hukuk gibi alanlardan istifa edip kendini Stack Overflow başında bulanlar. İkincisi, okulda bilgisayar mühendisliğini kazanamayınca başka bir bölümde sıkılıp yıllar sonra YouTube videolarıyla sıfırdan başlayanlar. Ben ikinci grubun kenarında dolandım bir süre. Finans kökenliyim, 2017’de Excel’in “formül izleme oku” özelliğini çözdüğümde bir aydınlanma yaşadım. O dönem veriyle haşır neşir olduğum için “Python öğrenmek lazım” cümlesi bir yerden kafama kazındı.
Kodlama işini dışarıdan bakınca basit gören çok. Sanki üç video izleyince front-end geliştiricisin. Felsefi olarak bana ilginç gelen şu: Kod öğrenmek, modern anlamda bir “zihni yeniden formatlama” meselesi. Eskiden yazılımcı olmak için istatistik ya da mühendislik geçmişi şart zannedilirdi. Şimdi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu bile Javascipt kursunda yanımda oturuyor. Onun bakışıyla benim bakışım arasında ciddi bir fark var. Benim için veri bir düzenleme meselesi, onun için ise iletişimin yeni bir kanalı. Kodun tarafsız bir araç olmadığını, her satırda yazanın geçmişini taşıdığını o masada daha iyi anladım.
Kariyer değiştirenlerle tanışınca, ilk bir yılda yaşanan “ben ne yaptım” krizinin neredeyse evrensel olduğuna şahit oldum. Kod yazmak, hele hele yeni başlayan için, her gün ekrana bakıp “nerede hata var” sorusunu 6 saat tekrar etmek demek. 2020’de bir online bootcamp’e yazıldım. Gece 2’de Slack kanalında “for döngüsü neden dönmüyor” diye tartışan bir grup insan, sabaha karşı uykusuzluktan saçmalamaya başlıyor. O anlarda, kod yazmanın disiplinli bir yalnızlık gerektirdiğini fark ettim. Takım işi var evet, ama başlangıçta çoğu şey bireysel mücadele.
Ekonomik tarafını atlamamak lazım. Türkiye’de 2021’den beri yazılım kursları patladı. “6 ayda yazılımcı ol, maaşın 30 bin lira” sloganları piyasayı doldurdu. Gerçek şu ki, bootcamp mezunu olup ilk işini bulanların oranı yüzde 20-25 civarı. Geri kalanlar ya eski işine dönüyor ya da başka ülkelere başvuru peşine düşüyor. Benim çevremde, 2022’de bankacılığı bırakıp Berlin’e taşınan biri oldu. Aylarca freelance işler kovaladı, sonunda bir startupta junior pozisyona girdi. İlk üç ayda üç defa iş değiştirdi. “Kodlama özgürleştirir” mottosu her zaman gerçek olmuyor, bazen daha sıkı zincir demek.
Kişisel olarak, kod öğrenmek bana yeni bir bakış açısı verdi. Veriyi şekillendirmek için önce kendi kalıplarımı kırmam gerekti. 2018’de ilk defa pandas kütüphanesiyle veri seti temizledim. Bir satırda yaptığın hata, sana bir saatlik hata mesajı olarak geri dönüyor. Kodun acımasız bir aynası var: Ne verirsen onu alıyorsun, torpil yok, gözyaşı işe yaramıyor. Bu tarafıyla kodlama, hayatı daha az romantik, daha matematiksel kılıyor.
Sözün özü, kariyer değiştirmek için kodlama öğrenenlerin yolu, bir çeşit kendini yeniden icat süreci gibi. Herkesin cebinde başka bir hikaye var, ama hepsinde ortak olan şey; eski hayatı bırakıp bilinmeyene adım atmanın getirdiği o tuhaf karışım: umut, belirsizlik ve bolca hata mesajı.
Kodlama işini dışarıdan bakınca basit gören çok. Sanki üç video izleyince front-end geliştiricisin. Felsefi olarak bana ilginç gelen şu: Kod öğrenmek, modern anlamda bir “zihni yeniden formatlama” meselesi. Eskiden yazılımcı olmak için istatistik ya da mühendislik geçmişi şart zannedilirdi. Şimdi İngiliz Dili ve Edebiyatı mezunu bile Javascipt kursunda yanımda oturuyor. Onun bakışıyla benim bakışım arasında ciddi bir fark var. Benim için veri bir düzenleme meselesi, onun için ise iletişimin yeni bir kanalı. Kodun tarafsız bir araç olmadığını, her satırda yazanın geçmişini taşıdığını o masada daha iyi anladım.
Kariyer değiştirenlerle tanışınca, ilk bir yılda yaşanan “ben ne yaptım” krizinin neredeyse evrensel olduğuna şahit oldum. Kod yazmak, hele hele yeni başlayan için, her gün ekrana bakıp “nerede hata var” sorusunu 6 saat tekrar etmek demek. 2020’de bir online bootcamp’e yazıldım. Gece 2’de Slack kanalında “for döngüsü neden dönmüyor” diye tartışan bir grup insan, sabaha karşı uykusuzluktan saçmalamaya başlıyor. O anlarda, kod yazmanın disiplinli bir yalnızlık gerektirdiğini fark ettim. Takım işi var evet, ama başlangıçta çoğu şey bireysel mücadele.
Ekonomik tarafını atlamamak lazım. Türkiye’de 2021’den beri yazılım kursları patladı. “6 ayda yazılımcı ol, maaşın 30 bin lira” sloganları piyasayı doldurdu. Gerçek şu ki, bootcamp mezunu olup ilk işini bulanların oranı yüzde 20-25 civarı. Geri kalanlar ya eski işine dönüyor ya da başka ülkelere başvuru peşine düşüyor. Benim çevremde, 2022’de bankacılığı bırakıp Berlin’e taşınan biri oldu. Aylarca freelance işler kovaladı, sonunda bir startupta junior pozisyona girdi. İlk üç ayda üç defa iş değiştirdi. “Kodlama özgürleştirir” mottosu her zaman gerçek olmuyor, bazen daha sıkı zincir demek.
Kişisel olarak, kod öğrenmek bana yeni bir bakış açısı verdi. Veriyi şekillendirmek için önce kendi kalıplarımı kırmam gerekti. 2018’de ilk defa pandas kütüphanesiyle veri seti temizledim. Bir satırda yaptığın hata, sana bir saatlik hata mesajı olarak geri dönüyor. Kodun acımasız bir aynası var: Ne verirsen onu alıyorsun, torpil yok, gözyaşı işe yaramıyor. Bu tarafıyla kodlama, hayatı daha az romantik, daha matematiksel kılıyor.
Sözün özü, kariyer değiştirmek için kodlama öğrenenlerin yolu, bir çeşit kendini yeniden icat süreci gibi. Herkesin cebinde başka bir hikaye var, ama hepsinde ortak olan şey; eski hayatı bırakıp bilinmeyene adım atmanın getirdiği o tuhaf karışım: umut, belirsizlik ve bolca hata mesajı.
00