Günde 10 bin adım muhabbeti yıllardır kulaktan kulağa dolaşıyor ama asıl mesele sabit oturmamakta. Geçen sene Almanya’da bir kış geçirdim. Aralıksız yağmur, fırtına… Bütün gün evde takıldım; yemek, çay, dizi. İki ayda dört kilo aldım, üstelik yediğim ekstra bir şey yok. Şubat sonunda hava açtı; her gün yarım saat yürümeye başladım, bir de market alışverişini arabasız hallettim. O dört kilo kendiliğinden eridi, diyet falan yapmadım.
Mesele sadece spor salonuna gitmek değil. Gün içinde her bahaneyle hareket etmek çok etkili. Asansör yerine merdiven, iki durak otobüs yerine yürüme, iş yerinde kahve molasında binayı turlama. İstanbul’da çalışırken işe metroyla giderken yürüyüp bindiğim günler daha tok ve enerjik hissediyordum. Tatile çıkıp köyde kaldığım yazlarda, yemek porsiyonları iki katına çıksa da kilo almıyorum çünkü sabahtan akşama kadar bahçede koşturuyorum, odun taşıyorum, domates topluyorum.
Ofis işi yapanlar bilir, masa başı insanı kilo almaya mahkum ediyor. Her şeyi oturduğun yerden halledince yakacak enerji bulamıyor vücut. Bir de akşam yorgunluğu kafada “bugün de spor yapmayayım” bahanesi yaratıyor. O yüzden hayatın içine minik hareketler eklemek şart. Telefonla konuşurken odada dolaşmak bile fark yaratıyor.
Bir de şunu gözlemledim: Hareket arttıkça iştah dengeleniyor. Sürekli oturup online dizi izlediğim günlerde canım sürekli abur cubur çekiyor. Ama aktif geçen günün sonunda daha az aç hissediyorum, bir tabak yemek yetiyor. Vücut hareket ettikçe kendini onarmaya, enerjiyi dengelemeye başlıyor.