Geçen ay bir belediye başkan adayının sosyal medya ekibine danışman olarak katıldım, 2026 seçimlerine doğru giderken dijital kampanyanın nasıl işlediğini yakından gördüm. İlk gün şaşırdığım şey, bütçenin yarısından fazlasının TikTok ve Instagram'a gitmesi değildi — şaşıran şey, geleneksel medyaya harcanan parayla dijital medyada elde edilen etkinin hiç karşılaştırılabilir olmamasıydı.
Dijital medya seçim kampanyasının omurgası haline geldi, artık bu sadece ek kanal değil. 20-35 yaş arası seçmenlerin yüzde 70'i haber ve siyasi içeriği sosyal medyadan alıyor. Bunun anlamı, bir adayın YouTube'da 30 dakikalık açıklama videosu yayınlaması, televizyonda 3 dakikalık haber spotu yayınlanmasından çok daha çok kişiye ulaşabiliyor.
Ama burada kritik nokta var: algoritma yönetimi. Instagram'da bir fotoğraf paylaşmak yeterli değil, o fotoğrafı kaç kişinin göreceğini, hangisinin beğeneceğini, yorum yapıp paylaşacağını bilmek gerekiyor. Şirketler milyonlar harcayarak bu mekanizmaları çözmeye çalışıyor. Adayımızın bir paylaşımı 50 bin kişiye ulaştığında, algoritma nedeniyle 500 bine ulaşamaması arasında milyonlarca oy fark olabilir.
Troll ve bot ağları da kampanyanın ayrılmaz parçası oldu. Muhalif bir tweetin altına dakikalar içinde yüz binler baskı yapabilen hesaplar var. Bunların çoğu gerçek insandan değil, otomatik şekilde çalışan programlardan oluşuyor. Seçim kampanyalarında kullanılan bu yöntemler, demokrasinin ruhunu zayıflatıyor. Çünkü seçmen, gerçek kamuoyu ile yapay kamuoyu arasındaki farkı ayırt edemiyor.
Influencer pazarlığı da bambaşka bir boyut. Bir mikro-influencer'ın (50 bin takipçi) kendi topluluğuna taşıdığı bir siyasi mesaj, milyonlarca takipçili ünlü kişinin genel paylaşımından daha etkili olabiliyor. Çünkü mikro-influencer'lar, topluluklarıyla gerçek ilişki kurmışlar.
Veriler gösteriyor ki, dijital kampanyalar başarılı olduğunda, adayın seçim sonuçları tahminlerden 5-8 puan daha yüksek çıkıyor. Bunun nedeni, dijital medyada yaş, cinsiyet, coğrafya, hatta satın alma alışkanlığına göre çok hassas hedefleme yapılabiliyor. Bir köyün en yoksul mahallesiyle en zengin semti, aynı adaya göre tamamen farklı mesajlar alıyor.
Uyarı vermek gerekirse: dijital medya gücü, sorumluluğu da getiriyor. Yalan, söylenti ve dezenformasyon bu kanallarda çok hızlı yayılıyor. Geçen seçimde bir adayın sağlık durumu hakkında başlayan iddia, 48 saatte 10 milyon insana ulaştı ve hiçbir zaman tamamen çürütülmedi. İnsanlar, rakamlar ve resimler ile yapılandırılan hikâyeleri, gerçek haberlerin kaynağını kontrol etm
Dijital medya seçim kampanyasının omurgası haline geldi, artık bu sadece ek kanal değil. 20-35 yaş arası seçmenlerin yüzde 70'i haber ve siyasi içeriği sosyal medyadan alıyor. Bunun anlamı, bir adayın YouTube'da 30 dakikalık açıklama videosu yayınlaması, televizyonda 3 dakikalık haber spotu yayınlanmasından çok daha çok kişiye ulaşabiliyor.
Ama burada kritik nokta var: algoritma yönetimi. Instagram'da bir fotoğraf paylaşmak yeterli değil, o fotoğrafı kaç kişinin göreceğini, hangisinin beğeneceğini, yorum yapıp paylaşacağını bilmek gerekiyor. Şirketler milyonlar harcayarak bu mekanizmaları çözmeye çalışıyor. Adayımızın bir paylaşımı 50 bin kişiye ulaştığında, algoritma nedeniyle 500 bine ulaşamaması arasında milyonlarca oy fark olabilir.
Troll ve bot ağları da kampanyanın ayrılmaz parçası oldu. Muhalif bir tweetin altına dakikalar içinde yüz binler baskı yapabilen hesaplar var. Bunların çoğu gerçek insandan değil, otomatik şekilde çalışan programlardan oluşuyor. Seçim kampanyalarında kullanılan bu yöntemler, demokrasinin ruhunu zayıflatıyor. Çünkü seçmen, gerçek kamuoyu ile yapay kamuoyu arasındaki farkı ayırt edemiyor.
Influencer pazarlığı da bambaşka bir boyut. Bir mikro-influencer'ın (50 bin takipçi) kendi topluluğuna taşıdığı bir siyasi mesaj, milyonlarca takipçili ünlü kişinin genel paylaşımından daha etkili olabiliyor. Çünkü mikro-influencer'lar, topluluklarıyla gerçek ilişki kurmışlar.
Veriler gösteriyor ki, dijital kampanyalar başarılı olduğunda, adayın seçim sonuçları tahminlerden 5-8 puan daha yüksek çıkıyor. Bunun nedeni, dijital medyada yaş, cinsiyet, coğrafya, hatta satın alma alışkanlığına göre çok hassas hedefleme yapılabiliyor. Bir köyün en yoksul mahallesiyle en zengin semti, aynı adaya göre tamamen farklı mesajlar alıyor.
Uyarı vermek gerekirse: dijital medya gücü, sorumluluğu da getiriyor. Yalan, söylenti ve dezenformasyon bu kanallarda çok hızlı yayılıyor. Geçen seçimde bir adayın sağlık durumu hakkında başlayan iddia, 48 saatte 10 milyon insana ulaştı ve hiçbir zaman tamamen çürütülmedi. İnsanlar, rakamlar ve resimler ile yapılandırılan hikâyeleri, gerçek haberlerin kaynağını kontrol etm
00