İki hafta önce Frankfurt sokaklarında, elinde bira kutusu, üstünde eski Schalke formasıyla yürüyen bir adam gördüm. Orta yaşlı, bayağı da heyecanlı. O an şunu fark ettim: Avrupa Ligi’nin son 16’sı eskiden sadece futbolcular ve bahisçiler için heyecandı, şimdi mahalle sakinine kadar indi. Çünkü artık herkesin bir şekilde bir takımla bağı, bir akrabası, bir çocukluk anısı var o takımlarda.
2000’lerin başında UEFA Kupası denirdi, televizyonda ATV’den izlerdik. Hep bir Galatasaray beklentisi, bir “acaba bir Türk takımı ne yapacak” heyecanı olurdu. Şimdi ise, özellikle Premier Lig ve Bundesliga takımları işin rengi değiştirdi. Eskiden son 16’da belki bir-iki dev, geri kalanı “kim bunlar ya” dediğimiz takımlar olurdu. Şimdi Sevilla, Manchester United, Juventus gibi adamlar son 16’da. Manyak bir rekabet var.
Geçen sene Sevilla-Fenerbahçe eşleşmesini Kadıköy’de izledim. Tribün bambaşka bir kafadaydı. Eski Avrupa gecelerinde “bir ihtimal daha var” umudu hakimdi, şimdi herkesin içinde “yeneriz lan” özgüveni var. Çünkü artık kulüpler de seyirciler de Avrupa futbolunun nabzını tutmayı öğrendi.
Ekonomik açıdan da fark büyük. Eskiden son 16’ya kalan takımlar için “kasaya üç beş kuruş girer” derdik. Şimdi UEFA, yayın gelirlerini uçurdu. Mesela 2023’te son 16’ya kalan her takım ortalama 1,2 milyon euro aldı. Eskiden bu parayı duysa kulüp başkanları bayılırdı. Şimdi teknik direktörler alınacak oyuncunun primine yazıyor.