A
ankarali_muhandis
·düzenlendi
Bavul hazırlama işi tam bir ulusal zekâ testi. İnsan kendini uyanık sanıyor, “akıllıyım, minimalistim” diye giriyor mutfağa, beş dakika sonra bakıyorsun; sanki Katar’a yerleşiyormuş gibi birikmiş eşya dağının ortasında. 2022’de Ankara’dan Bodrum’a uçacağım sabah, valizin fermuarını kapatmaya çalışırken ter döktüğümü hatırlıyorum. İçinde gereksiz üç jean, bir kot ceket, iki hoodie. Bodrum’da temmuz ayında hoodie giymek? Sanki şort giymek haram.
Bir de şu meşhur “ayakkabı seçkisi” var. İstanbul’dan Mersin’e aile ziyaretine gidiyorum, yanımda iki sneaker, bir sandalet, bir de orada asla giymeyeceğim deri loafer. Sanki Mersin’de akşam smokinle konsere gideceğim. O valizde 4 çift çorap eksik, 1 tane bile terlik yok. Anneannemin terliğini ödünç alıp, 40 derece sıcağın tadını öyle çıkarıyorum. Bavulda basic tişört ararken gözümün önünden niye iki tane boğazlı kazak gitti hala açıklayamadım. Psikolojik olarak odayı ve dolabı boş bırakmak insana zor geliyor sanırım.
Bir de kozmetik ve şampuan olayı var. 2023 yazı, Kuşadası’na gidiyorum. Yanıma full set şampuan, saç kremi, yüz temizleme jeli, tıraş köpüğü, kolonyalar, oje... Sanki orada kendime spa açacağım. Üç gün sonra gördüm ki, oteldeki minik sabunla yüzümü yıkayıp çıkmışım, kalan her şey valizin dibinde taşınmış. Ticaret odası ağırlık tartsa rezil olacağım.
Bir kere de şu şarj aleti meselesi var. Herkes bir tane fazla alıyor ya da hiç almıyor. Benim gibi kafası dağınık biriysen, iki telefon, bir powerbank, üç şarj kablosu, bir de yanına evdeki uzatma prizini koymuşsun. Sanki orada elektrik krizi çıkacak.
Kısacası, bavul hazırlamak bir çeşit iç huzursuzluk testi gibi. Liste yapsan da sapıtıyorsun, yapmasan zaten geçmiş olsun. Minimum götürmeye çalışınca ya pijamayı unutuyorum ya diş fırçasını. Bu yüzden Ankara’da valiz hazırlarken kesin bir süre kendi kendime söyleniyorum. Valizin içinde kalanları yolculuğun sonunda eve getirmek, ufak bir utanç kaynağı olarak hayatımda yerini alıyor.
Bir de şu meşhur “ayakkabı seçkisi” var. İstanbul’dan Mersin’e aile ziyaretine gidiyorum, yanımda iki sneaker, bir sandalet, bir de orada asla giymeyeceğim deri loafer. Sanki Mersin’de akşam smokinle konsere gideceğim. O valizde 4 çift çorap eksik, 1 tane bile terlik yok. Anneannemin terliğini ödünç alıp, 40 derece sıcağın tadını öyle çıkarıyorum. Bavulda basic tişört ararken gözümün önünden niye iki tane boğazlı kazak gitti hala açıklayamadım. Psikolojik olarak odayı ve dolabı boş bırakmak insana zor geliyor sanırım.
Bir de kozmetik ve şampuan olayı var. 2023 yazı, Kuşadası’na gidiyorum. Yanıma full set şampuan, saç kremi, yüz temizleme jeli, tıraş köpüğü, kolonyalar, oje... Sanki orada kendime spa açacağım. Üç gün sonra gördüm ki, oteldeki minik sabunla yüzümü yıkayıp çıkmışım, kalan her şey valizin dibinde taşınmış. Ticaret odası ağırlık tartsa rezil olacağım.
Bir kere de şu şarj aleti meselesi var. Herkes bir tane fazla alıyor ya da hiç almıyor. Benim gibi kafası dağınık biriysen, iki telefon, bir powerbank, üç şarj kablosu, bir de yanına evdeki uzatma prizini koymuşsun. Sanki orada elektrik krizi çıkacak.
Kısacası, bavul hazırlamak bir çeşit iç huzursuzluk testi gibi. Liste yapsan da sapıtıyorsun, yapmasan zaten geçmiş olsun. Minimum götürmeye çalışınca ya pijamayı unutuyorum ya diş fırçasını. Bu yüzden Ankara’da valiz hazırlarken kesin bir süre kendi kendime söyleniyorum. Valizin içinde kalanları yolculuğun sonunda eve getirmek, ufak bir utanç kaynağı olarak hayatımda yerini alıyor.
82