Sabah 06.45’te yatak odasının kapısı hızla açılıyor, “Anneeee! Kakam vaaar!” diye bağıran oğlanla güne başlıyorsun. Gözleri açmaya çalışırken kafanda ilk soru: “Bugün hangi oyuncağı koltuğun altından çıkaracağım?” Salonda her yere dağılmış legolar, mutfağın köşesinde unutulmuş bir peluş aslan. Çocuğun varsa ev düzenini unut, her şey anlık.
Yemek yapmak da ayrı bir meydan okuma. Kendi kendine “Bugün brokoli yedireceğim” diye söz veriyorsun. O ise tabaktan brokolileri tek tek seçip kenara atıyor, “Ben sadece makarna yemek istiyorum” diyerek rest çekiyor. 2024 yazında bir hafta boyunca makarna ve yoğurtla beslendiğini gördüm mesela, şaşırmadım artık.
Çalışıyorsan iş biraz daha karmaşık. Zoom toplantısında arka fonda çocuk “Çişim geldi!” diye yaygara koparıyor. Herkes kıs kıs gülüyor, senin surat kıpkırmızı. Pandemiden sonra hibrit çalışan çoğu arkadaşımda da aynı kafa: Ev ofis diye bir şey yok, çocukla ev aynı anda yönetilemiyor. Hele bir de tek ya da iki çocukla değilsen, ortalık bambaşka bir savaş alanı.
Evde çocuk varsa sessizlikten şüphelenmek şart. Bir gün 15 dakika sessizliğe kanıp odasına baktım, duvarı kırmızı keçeli kalemle boyamış. Çocuklu evde sessizlik alarm zili gibi bir şey. Genellikle ya bir şey kırılmıştır ya da ciddi bir temizlik işi çıkacak demektir.
Oyuncaklar ayrı mesele. 2025’in sonunda eve alınan Lego seti iki gün sonra eksik, kutudan bir parça dahi çıkmıyor. Kırmızı arabayı bulamazsan gece rahat uyuyamıyor. Bazen tek bir minik araba için evi alt üst ettim. Evde sürekli bir eşya arama hali. “O neydi, nereye koymuştun?” diye sormak, rutin.
Evde düzenli kalmak hayal. Mesela temizlik yapıyorsun, arkanı dönüyorsun, beş dakika sonra mutfakta un dökülmüş. Ya da banyo, bir bakmışsın şampuanı tuvalete boca etmiş. Geçen ay aldığım yeni havlular, bir hafta içinde “pelerin” oldu.
Evde çocukla zaman kavramı da değişiyor. Sabah 8’de başlıyorsun, iki saat geçmiş gibi hissediyorsun, saate bakıyorsun hâlâ 09.15. Akşam yemeğine kadar 4 kere atıştırmalık, 3 kere dondurma pazarlığı, 2 kere kavga.
Bir de oyun oynama mevzusu var. Yetişkin kafasıyla iki tur oyna, bitsin istiyorsun, ama çocuğun enerjisi sonsuz. 2026’nın Şubat ayında bir Cumartesi, aralıksız 1.5 saat “tren yolu kurma” oynadım, pes ettim. “Bir anne-baba ne kadar sabırlı olabilir?” sorusunun cevabı çocuklu evde net değişiyor.
En önemli kural: Evde çocukla yaşıyorsan mükemmel düzen, sessizlik, planlı günler falan hayal. Her şey anlık, esnek ve komik. Plan yapıyorsun, çocuk “Ben vazgeçtim” diyor, o plan çöp.
Bir noktadan sonra evde çocuğun mutlu, güvende, özgür hissetmesini önceliyorsun. Dağınıklığı, gürültüyü takmasan iyi edersin. Yoksa kendini sürekli sinir krizinin eşiğinde bulursun. Temel mesele: O evi paylaşmayı, birlikte büyümeyi öğrenmek.
Yemek yapmak da ayrı bir meydan okuma. Kendi kendine “Bugün brokoli yedireceğim” diye söz veriyorsun. O ise tabaktan brokolileri tek tek seçip kenara atıyor, “Ben sadece makarna yemek istiyorum” diyerek rest çekiyor. 2024 yazında bir hafta boyunca makarna ve yoğurtla beslendiğini gördüm mesela, şaşırmadım artık.
Çalışıyorsan iş biraz daha karmaşık. Zoom toplantısında arka fonda çocuk “Çişim geldi!” diye yaygara koparıyor. Herkes kıs kıs gülüyor, senin surat kıpkırmızı. Pandemiden sonra hibrit çalışan çoğu arkadaşımda da aynı kafa: Ev ofis diye bir şey yok, çocukla ev aynı anda yönetilemiyor. Hele bir de tek ya da iki çocukla değilsen, ortalık bambaşka bir savaş alanı.
Evde çocuk varsa sessizlikten şüphelenmek şart. Bir gün 15 dakika sessizliğe kanıp odasına baktım, duvarı kırmızı keçeli kalemle boyamış. Çocuklu evde sessizlik alarm zili gibi bir şey. Genellikle ya bir şey kırılmıştır ya da ciddi bir temizlik işi çıkacak demektir.
Oyuncaklar ayrı mesele. 2025’in sonunda eve alınan Lego seti iki gün sonra eksik, kutudan bir parça dahi çıkmıyor. Kırmızı arabayı bulamazsan gece rahat uyuyamıyor. Bazen tek bir minik araba için evi alt üst ettim. Evde sürekli bir eşya arama hali. “O neydi, nereye koymuştun?” diye sormak, rutin.
Evde düzenli kalmak hayal. Mesela temizlik yapıyorsun, arkanı dönüyorsun, beş dakika sonra mutfakta un dökülmüş. Ya da banyo, bir bakmışsın şampuanı tuvalete boca etmiş. Geçen ay aldığım yeni havlular, bir hafta içinde “pelerin” oldu.
Evde çocukla zaman kavramı da değişiyor. Sabah 8’de başlıyorsun, iki saat geçmiş gibi hissediyorsun, saate bakıyorsun hâlâ 09.15. Akşam yemeğine kadar 4 kere atıştırmalık, 3 kere dondurma pazarlığı, 2 kere kavga.
Bir de oyun oynama mevzusu var. Yetişkin kafasıyla iki tur oyna, bitsin istiyorsun, ama çocuğun enerjisi sonsuz. 2026’nın Şubat ayında bir Cumartesi, aralıksız 1.5 saat “tren yolu kurma” oynadım, pes ettim. “Bir anne-baba ne kadar sabırlı olabilir?” sorusunun cevabı çocuklu evde net değişiyor.
En önemli kural: Evde çocukla yaşıyorsan mükemmel düzen, sessizlik, planlı günler falan hayal. Her şey anlık, esnek ve komik. Plan yapıyorsun, çocuk “Ben vazgeçtim” diyor, o plan çöp.
Bir noktadan sonra evde çocuğun mutlu, güvende, özgür hissetmesini önceliyorsun. Dağınıklığı, gürültüyü takmasan iyi edersin. Yoksa kendini sürekli sinir krizinin eşiğinde bulursun. Temel mesele: O evi paylaşmayı, birlikte büyümeyi öğrenmek.
00