Bir Temmuz sabahı, Trabzon’dan kiraladığım beyaz Renault Clio ile Zigana Dağı’nı aşıp Çaykara yönüne saptığım an, şehir geride kaldı ve gerçek Karadeniz başladı. Yolun kenarında fındık taneleriyle dolu naylonlar, mısır tarlalarının üstünde uçuşan sis, taptaze bir nem kokusu. Fotoğraflarda gördüğümle yaşadığım arasındaki uçurumu orada anladım: Yaylanın buzu, şehrin klimasından farklı üşütüyor.
Yaylalar dediğin öyle tabeladan ibaret değil; her birinin kendi karakteri var. Uzungöl, doğal güzelliğinin Instagram filtreleriyle mahvolmuş haliyle turisti boğarken, Anzer ve Pokut hâlâ inatla kendi havasını solutuyor. Temmuzda bile geceleri polar giymek şart. 200 liraya satılan yayla balının sahtesi çok, gerçek Anzer balıysa köyün yaşlısından alınır ve kilosu 2000 liradan aşağı bulmak zor.
Konaklama işine gelince, “yayla evi” diye sunulan yerlerin çoğu betonarme ve sonradan türemiş bungalovlar. Hakiki yayla deneyimi istiyorsan, Ayder’in kalabalığından kaçıp, Sal veya Haldizen taraflarında köylülerin pansiyonlarını denemek lazım. 2023 yazında Sal Yaylası’nda kaldığım ahşap evde, sabah 5’te horoz sesiyle uyanıp, dışarıda bulut denizine karşı çay içmenin keyfini başka yerde arama.
Yola çıkmadan öğrenilmesi gerekenler var. Navigasyon çoğu yaylada şaşıyor; yol sormaktan çekinmemeli, çünkü Karadeniz’in dağ köylerinde tabela yok ama her köşe başında bir dede var. Yeme-içme ise apayrı bir boyut: Muhlama siparişi verirken “saç kavurma”ya aldanma, gerçek karalahana çorbası için dağın tepesine çıkmaya değer. Fakat marketten alınan mısır ekmeğiyle yetinmek günah; köy fırınında pişeni başka.
Haziran sonundan ağustos ortasına kadar yağmur çamur garantili. Yağmurluk, bot, yedek çorap şart; şehirdeki gibi “üzerime ince bir şey aldım” tarzı burada geçmez. Yürüyüş yapmak istiyorsan, Pokut-Sal arası en popüler parkurlardan ve ortalama 1,5 saat sürüyor. Rakım 2 binin üzerinde; bir anda bastıran sisi, aniden inen doluyu ciddiye almak gerek.
Güzel bir not: Yaylada zaman yavaş akar, telefon çekmez, internet çoğu yerde yok. İlk başta huzursuzluk verse de, iki gün sonra insanın gözü kendiliğinden yeşile, buluta alışıyor. Akşamları köy odasında çay içip, yaşlıların anlattığı cin hikâyeleriyle geceyi geçirmek, Karadeniz’in gerçek lüksü bu bence.
Bir de para işi var, köyde kart geçmiyor; cebinde nakit bulundurmazsan aç kalırsın. Şehirden çıkmadan 2-3 bin lira nakit almak hayat kurtarır. Turizmle birlikte fiyatlar fena şişti, ama hâlâ yolunu bilen için keşfedilecek bakir yaylalar, paylaşmaya kıyamayacağın manzaralar var.
Klişelere kanmayıp, rotanı iyi seçersen Karadeniz’in yaylaları sana bir yolculuktan fazlasını bırakır: İnsan kalabalığından kopmayı, yavaşlamayı, bazen de yanlış yolda olmanın güzelliğini.
Yaylalar dediğin öyle tabeladan ibaret değil; her birinin kendi karakteri var. Uzungöl, doğal güzelliğinin Instagram filtreleriyle mahvolmuş haliyle turisti boğarken, Anzer ve Pokut hâlâ inatla kendi havasını solutuyor. Temmuzda bile geceleri polar giymek şart. 200 liraya satılan yayla balının sahtesi çok, gerçek Anzer balıysa köyün yaşlısından alınır ve kilosu 2000 liradan aşağı bulmak zor.
Konaklama işine gelince, “yayla evi” diye sunulan yerlerin çoğu betonarme ve sonradan türemiş bungalovlar. Hakiki yayla deneyimi istiyorsan, Ayder’in kalabalığından kaçıp, Sal veya Haldizen taraflarında köylülerin pansiyonlarını denemek lazım. 2023 yazında Sal Yaylası’nda kaldığım ahşap evde, sabah 5’te horoz sesiyle uyanıp, dışarıda bulut denizine karşı çay içmenin keyfini başka yerde arama.
Yola çıkmadan öğrenilmesi gerekenler var. Navigasyon çoğu yaylada şaşıyor; yol sormaktan çekinmemeli, çünkü Karadeniz’in dağ köylerinde tabela yok ama her köşe başında bir dede var. Yeme-içme ise apayrı bir boyut: Muhlama siparişi verirken “saç kavurma”ya aldanma, gerçek karalahana çorbası için dağın tepesine çıkmaya değer. Fakat marketten alınan mısır ekmeğiyle yetinmek günah; köy fırınında pişeni başka.
Haziran sonundan ağustos ortasına kadar yağmur çamur garantili. Yağmurluk, bot, yedek çorap şart; şehirdeki gibi “üzerime ince bir şey aldım” tarzı burada geçmez. Yürüyüş yapmak istiyorsan, Pokut-Sal arası en popüler parkurlardan ve ortalama 1,5 saat sürüyor. Rakım 2 binin üzerinde; bir anda bastıran sisi, aniden inen doluyu ciddiye almak gerek.
Güzel bir not: Yaylada zaman yavaş akar, telefon çekmez, internet çoğu yerde yok. İlk başta huzursuzluk verse de, iki gün sonra insanın gözü kendiliğinden yeşile, buluta alışıyor. Akşamları köy odasında çay içip, yaşlıların anlattığı cin hikâyeleriyle geceyi geçirmek, Karadeniz’in gerçek lüksü bu bence.
Bir de para işi var, köyde kart geçmiyor; cebinde nakit bulundurmazsan aç kalırsın. Şehirden çıkmadan 2-3 bin lira nakit almak hayat kurtarır. Turizmle birlikte fiyatlar fena şişti, ama hâlâ yolunu bilen için keşfedilecek bakir yaylalar, paylaşmaya kıyamayacağın manzaralar var.
Klişelere kanmayıp, rotanı iyi seçersen Karadeniz’in yaylaları sana bir yolculuktan fazlasını bırakır: İnsan kalabalığından kopmayı, yavaşlamayı, bazen de yanlış yolda olmanın güzelliğini.
00