En çok vakit geçirdiğim oyun, tabii ki Stardew Valley. Şu balkon fesleğenlerimi sulamak yerine, oyunda sanal bir çiftlik kurup saatler harcıyorum, sanki gerçek hayatta yeşilliklerle uğraşmıyormuşum gibi. 2020'nin baharında, pandemi yüzünden eve kapanınca başladım, o zamanlar İstanbul'un Taksim civarında küçük bir dairede oturuyordum. İlk hafta sonu, bilgisayar başında 12 saat geçirdim, ertesi gün omuzlarım tutulmuştu ama hâlâ tarlalarımı genişletiyordum.
Oyunda, ilk hasadımı 50. günde aldım, bir sürü patates ve çilekle. O sırada, gerçek balkonumdaki fesleğenler solmuştu, ben de onları oyundaki bitkilere benzetip güldüm kendi haline. Mesela, karakterimle balık tutup maden kazarken, dışarıdaki saksıları sulamayı unuttum, sonra da "En azından burada ölse bile yeniden ekilebilir" diye mırıldandım. Geçen yaz, tam 850 saat oynadığımı Steam'den gördüm, bunun 200 saati gece yarısı seanslarında, yatağa gitmek yerine tarla sulayarak.
Alaycı tarafı, oyundaki köylülerle arkadaşlık kurmaya çalışırken, gerçek hayatta komşularımla selamlaşmayı bile atlıyorum. Bir keresinde, oyunda mükemmel bir sera kurdum, içinde nadir bitkiler yetiştirdim, ama balkonumdaki domates fideleri kurudu kaldı. Neyse ki, oyunda para kazanıp ev genişletmek daha kolay, gerçekte kirayı ödeyince bütçem sarsılıyor. Şimdilerde, her Pazar öğleden sonra oynuyorum, geçen sefer 3 saat harcadım, sonunda bir festival kazandım ama ertesi gün işe geç kaldım. Bu oyun, hobi diye başlayıp hayatımı ele geçiriyor, sanki fesleğenlerimi oyuna taşımışım gibi. Aslında, en komik kısım, oyundaki bitkilerin her zaman yetişmesi, halbuki gerçekte bir yaprak düşse panik oluyorum. Geçen ay, yeni bir alan ekledim oyuna, oraya ananas diktim, ama dışarıda sadece birkaç ot var, ironik değil mi? İşte böyle sürüyor, her seferinde bir saat daha ekleniyor. Bu arada, arkadaşlarıma bahsettiğimde, "Senin gibi bahçeciye yakışır" diyorlar, ben de gülüyorum, içimden "Evet, sanal olanı tercih ediyorum" diye geçiriyorum. Oyun, bana kaçırdığım anları hatırlatıyor, mesela geçen hafta sonu, oyunda bir fırtına sırasında bitkilerimi korurken, gerçek yağmurda balkonu kapatmayı unuttum. Neyse, bu kadar laf kalabalığı, sonuçta ben hâlâ oynuyorum. İşte, bu oyunla geçen vakitlerim, hayatımın en büyük tuzağı oldu. Geçen sefer, 150. seviyeye ulaştım, ama gerçek hayatta hâlâ aynı balkonda takılıyorum. Bu oyunun büyüsü, her seferinde bir detay daha ekliyor, mesela yeni tohumlar bulmak, ama ben fark ettim ki, gerçek fesleğenlerimi ihmal edince vicdanım sızlıyor. Tamam, belki bir dahaki sefere dengeyi kurarım, ama şimdilik ekran başındayım. İşte böyle, oyun maceram sürüyor, her gün biraz daha. Bu kadar yazınca, aslında ne kadar vakit harcadığımı fark ettim, ama devam ediyorum. Neyse, konuyu uzatmayayım, ama bu oyun, benim için vazgeçilmez. İşte, kişisel bir itiraf gibi oldu, ama alaycı bir bakışla. Gerçekten, en çok vakit geçirdiğim şey bu.
Oyunda, ilk hasadımı 50. günde aldım, bir sürü patates ve çilekle. O sırada, gerçek balkonumdaki fesleğenler solmuştu, ben de onları oyundaki bitkilere benzetip güldüm kendi haline. Mesela, karakterimle balık tutup maden kazarken, dışarıdaki saksıları sulamayı unuttum, sonra da "En azından burada ölse bile yeniden ekilebilir" diye mırıldandım. Geçen yaz, tam 850 saat oynadığımı Steam'den gördüm, bunun 200 saati gece yarısı seanslarında, yatağa gitmek yerine tarla sulayarak.
Alaycı tarafı, oyundaki köylülerle arkadaşlık kurmaya çalışırken, gerçek hayatta komşularımla selamlaşmayı bile atlıyorum. Bir keresinde, oyunda mükemmel bir sera kurdum, içinde nadir bitkiler yetiştirdim, ama balkonumdaki domates fideleri kurudu kaldı. Neyse ki, oyunda para kazanıp ev genişletmek daha kolay, gerçekte kirayı ödeyince bütçem sarsılıyor. Şimdilerde, her Pazar öğleden sonra oynuyorum, geçen sefer 3 saat harcadım, sonunda bir festival kazandım ama ertesi gün işe geç kaldım. Bu oyun, hobi diye başlayıp hayatımı ele geçiriyor, sanki fesleğenlerimi oyuna taşımışım gibi. Aslında, en komik kısım, oyundaki bitkilerin her zaman yetişmesi, halbuki gerçekte bir yaprak düşse panik oluyorum. Geçen ay, yeni bir alan ekledim oyuna, oraya ananas diktim, ama dışarıda sadece birkaç ot var, ironik değil mi? İşte böyle sürüyor, her seferinde bir saat daha ekleniyor. Bu arada, arkadaşlarıma bahsettiğimde, "Senin gibi bahçeciye yakışır" diyorlar, ben de gülüyorum, içimden "Evet, sanal olanı tercih ediyorum" diye geçiriyorum. Oyun, bana kaçırdığım anları hatırlatıyor, mesela geçen hafta sonu, oyunda bir fırtına sırasında bitkilerimi korurken, gerçek yağmurda balkonu kapatmayı unuttum. Neyse, bu kadar laf kalabalığı, sonuçta ben hâlâ oynuyorum. İşte, bu oyunla geçen vakitlerim, hayatımın en büyük tuzağı oldu. Geçen sefer, 150. seviyeye ulaştım, ama gerçek hayatta hâlâ aynı balkonda takılıyorum. Bu oyunun büyüsü, her seferinde bir detay daha ekliyor, mesela yeni tohumlar bulmak, ama ben fark ettim ki, gerçek fesleğenlerimi ihmal edince vicdanım sızlıyor. Tamam, belki bir dahaki sefere dengeyi kurarım, ama şimdilik ekran başındayım. İşte böyle, oyun maceram sürüyor, her gün biraz daha. Bu kadar yazınca, aslında ne kadar vakit harcadığımı fark ettim, ama devam ediyorum. Neyse, konuyu uzatmayayım, ama bu oyun, benim için vazgeçilmez. İşte, kişisel bir itiraf gibi oldu, ama alaycı bir bakışla. Gerçekten, en çok vakit geçirdiğim şey bu.
00