İlk arabam 1997 model bir Opel Astra’ydı. Ankara Mamak’ta 2012 kışında almıştım, daha 21 yaşındaydım. Arabayı aldığımda kapı kolunun iç tırnağı yoktu, cam açılırken hafif zorlanıyordu. Ama o direksiyona ilk oturduğum an, arabanın yaşını falan umursamadan, radyoda arabesk bir parça açıp gece sokaklarında gezmek başka bir şeydi. İkinci elin tadı burada başlıyor bence; her yerinde bir iz, eski sahibinden kalma bir oto kokusu, torpido gözünde unutulmuş bir çakmak.
Sıfır arabaya binmek ise bambaşka bir heyecan. 2018’de İstanbul Bağcılar’da bir arkadaşım sıfır Seat Ibiza aldı. Bayinin önünde fotoğraflar, poşette yeni ruhsat, yanında koca bir pasta. Arabanın koltuklarında naylon. Teybi açınca sadece motorun sesi var, ne cızırtı, ne tıkırtı. Ama o gün ben arabaya dokunmaya korktum. Sıfır bir arabada, ayakkabıyla paspasa basmaya bile çekinirsin ya, o his insanı rahat bırakmıyor. Eski arabanın kaportasına anahtar değse “olsun, nasılsa çizik vardı” diyor insan, ama sıfır arabada küçük bir leke bile kriz.
Bir de şu var, ikinci eli pazarlıkla almak bambaşka bir oyun. 2015’te Siteler Oto Pazarı’nda Renault Clio bakarken, ustayla el sıkışıp fiyat kırmak, sonra arka koltuğun altındaki eski broşürü bulmak... Sıfırda bu yok. Her şey kutudan çıkar gibi. Sanki ruhu eksik. İkinci elde her arabanın bir geçmişi, hikayesi oluyor. Sıfırda ise hikayeyi sen yazmaya başlıyorsun ama ilk satır biraz steril kalıyor.
Benim için galiba hala ikinci elin kapısını açmak daha samimi bir his bırakıyor. Arabada eski sahibinin bıraktığı çiziklerin, koltukta kalan izlerin nostaljisi başka bir keyif. Sıfır arabada o anılar yok, sadece yeni kokusu var. O koku da üç ayda uçar gider.
Sıfır arabaya binmek ise bambaşka bir heyecan. 2018’de İstanbul Bağcılar’da bir arkadaşım sıfır Seat Ibiza aldı. Bayinin önünde fotoğraflar, poşette yeni ruhsat, yanında koca bir pasta. Arabanın koltuklarında naylon. Teybi açınca sadece motorun sesi var, ne cızırtı, ne tıkırtı. Ama o gün ben arabaya dokunmaya korktum. Sıfır bir arabada, ayakkabıyla paspasa basmaya bile çekinirsin ya, o his insanı rahat bırakmıyor. Eski arabanın kaportasına anahtar değse “olsun, nasılsa çizik vardı” diyor insan, ama sıfır arabada küçük bir leke bile kriz.
Bir de şu var, ikinci eli pazarlıkla almak bambaşka bir oyun. 2015’te Siteler Oto Pazarı’nda Renault Clio bakarken, ustayla el sıkışıp fiyat kırmak, sonra arka koltuğun altındaki eski broşürü bulmak... Sıfırda bu yok. Her şey kutudan çıkar gibi. Sanki ruhu eksik. İkinci elde her arabanın bir geçmişi, hikayesi oluyor. Sıfırda ise hikayeyi sen yazmaya başlıyorsun ama ilk satır biraz steril kalıyor.
Benim için galiba hala ikinci elin kapısını açmak daha samimi bir his bırakıyor. Arabada eski sahibinin bıraktığı çiziklerin, koltukta kalan izlerin nostaljisi başka bir keyif. Sıfır arabada o anılar yok, sadece yeni kokusu var. O koku da üç ayda uçar gider.
90