Sokak lezzetlerinin en iyisi tartışması başladığında, aklıma hemen o yağlı, dumanlı tezgahlar geliyor. 2016'nın yazında, Bodrum'da bir sokak satıcısından balık ekmek almıştım, ekmek çıtır çıtırdı, balık taze görünüyordu ama yarım saat sonra mide krampları başladı. O gün plajda yatmış, saatlerce iyileşmeyi beklemiştim, üstelik fiyatı sadece 15 liraydı, ne kadar ucuzsa o kadar riskli. Hijyen kurallarını umursamayan bu satıcılar, her köşe başında aynı hatayı yapıyor.
Şimdi simitçilere bakıyorum, herkes onu övüyor ama ben geçen sene, ağustos ayında, Ankara'da bir simit aldım, dışardan temiz görünüyordu, üstüne zeytin sürdüm ama ertesi gün ağzımda o bayat tat kaldı. Kokoreç desen, 2022'de Taksim'de denedim, baharatlar boğazı yakıyordu, etler sanki yeterince pişmemişti, sonra iki gün süren hazımsızlık. Bu lezzetler anlık tat verse de, malzemelerin kaynağı belirsiz, çoğu zaman soğuk zincir kırılmış oluyor. Ben kendi mutfağımda, geçen hafta evdeki taze sebzelerle bir salata hazırladım, balkonumda yedim, hiç risk almadan doydum.
İslak hamburger meselesine gelince, 2019'da Kadıköy'de bir tanesini kaptım, ekmek yumuşacıktı, soslar akıyordu ama ertesi sabah tuvalete hapis oldum. Sokak lezzetleri ucuz diye tercih ediliyor ama o yağlar, bilinmeyen etler, uzun süre bekleyen malzemeler sağlığı mahvediyor. Ben bir keresinde, 2017'de Paris'te sokak satıcısından bir sandviç aldım, paketliydi, temizdi, hiç hasta olmadım ama Türkiye'de aynı lüks yok. Midye dolma da ayrı bir facia, geçen yıl eylül ayında, Çanakkale'de denedim, kabuklar tozlu, deniz ürünlerinin tazeliği şüpheliydi. Bu tür lezzetler için risk almak istemiyorum artık, evde kendi hamburgerimi yapıyorum, malzemeleri marketten alıyorum, markası belli, 50 liraya mal oluyor ama en azından güvenli.