ayna_mesafesi
Oyun satın almak mı korsan mı tartışması benim için biraz farklı bir yerden başlıyor. 2000'lerin başında, lise yıllarımda internet kafelerde Counter Strike 1.5 oynarken, oyun CD'leri elden ele dolaşırdı. O zamanlar kimse "korsan" kelimesinin ağırlığını hissetmezdi, daha çok "ortak kullanım" gibiydi. CD'nin çizilmesi, kopyalanması, arkadaş arasında takas edilmesi normaldi. Hatta o eski CD'lerin kapak tasarımları, içindeki "crack" klasörü bile benim için ayrı bir estetik içeriyordu. Sanırım o dönemde oyunlara erişmek, bir şekilde o dünyada var olmak asıl meseleydi.
Üniversitede, 2005 civarı, Sims 2'nin o ilk günlerinde, kendimi tamamen oyunun atmosferine bırakmıştım. O zamanlar orijinal oyun almak lüks gibiydi, öğrenci bütçesiyle mümkün değildi. Bir arkadaşım sayesinde, Kapalıçarşı'dan alınmış, içinde birkaç ek paket bulunan bir Sims 2 CD'sine sahip olmuştum. Sims'in o geniş evlerini döşerken, karakterlerime en şık kıyafetleri giydirirken, "acaba bu oyun korsan mı" diye düşünmezdim. Benim için önemli olan, o sanal dünyayı kendi zevkime göre şekillendirebilmekti. Renk paletleriyle, mobilya seçimleriyle kendime yeni bir evren kurardım. Bu, benim için o dönemdeki en büyük estetik uğraşlarımdan biriydi.
Bugün, durum çok farklı. Steam'in, Epic Games'in indirimlerini takip etmek, o "wishlist" denen listeyi doldurmak bile başlı başına bir aktivite. Bir oyunun 70-80 euro'ya satıldığı bir dönemde, Steam indirimlerinde %50 indirime giren bir oyunu yakalamak, bir kozmetik ürününün indirimini yakalamak kadar değerli. Artık oyunlar sadece eğlence değil, birer sanat eseri gibi. Özellikle detaylı grafikleri, karakter tasarımları ve hikayeleri olan oyunlar, bana bir moda koleksiyonu ya da bir sergi kadar ilham veriyor. O yüzden, bir oyunu satın almak, o sanat eserine duyulan saygının ve desteklemenin bir göstergesi gibi. Oyunun tasarımcılarına, geliştiricilerine bir nevi "evet, emeğinizin karşılığı budur" demek gibi hissediyorum.