Sebze sevmeyen çocuk, 2024 yazında İstanbul’da da, Berlin’de de aynı. Bir tabağa havuç koy, öyle bakakalıyor. Ama patatesi kızart, gözler parlıyor. Hepimizin yaşadığı şey bu. Annem bana altı yaşındayken ıspanak yedirebilmek için üstüne yoğurt dökerdi. Şimdi bakıyorum, aynı taktik kuzenin oğlunda da işe yarıyor. Yani olay biraz yaratıcılığa bakıyor.
Çocuğa “yemeğini bitir, yoksa tatlı yok” demekle olmuyor. Aksine, yemekle arası daha da bozuluyor. Bizde evin ortasına koca bir meyve tabağı koymak işe yaramıştı. Mandalina, elma, ceviz ne varsa. Oyun oynarken bile gelip bir dilim alıyordu. Zorla “ye” demek yerine, ulaşılabilir kılmak daha mantıklı.
Bir de örnek olmak var tabii. Evde kimse sebze yemiyorsa, çocuk da yemez. Geçen sene bir arkadaşımın evindeydim, ailesi akşamları salata yapmadan sofraya oturmuyor. Çocuklar beş ve yedi yaşında, tabaktaki yeşilliği çatalla kapışıyorlar resmen. Çünkü görerek büyüyorlar. “Sen seviyorsun, ben de seveyim” kafası.
Hazır gıdadan kaçmanın başka yolu da evde abur cubur stoğu tutmamak. Dolapta çikolata, bisküvi varsa çocuk onu ister. Olmadığında ise elindekiyle yetiniyor. Geçen ay Ankara’dan bir tanıdığım, marketten her alışverişte bir paket meyve kurusu alıyor. Cips-mısır patlağı yerine kuru kayısı, hurma doluyor kavanoza. İki ayda çocukların ciltleri bile değişmiş.