Kendi evimde ekran süresiyle ilgili en çok zorlandığım zamanlar hafta sonları. Sabah 7’de uyanan bir çocuk ve daha kahvaltı yapmadan “tabletim nerede?” diye soran bir surat. Denedim; zamanlayıcı, sözleşme, ödül-ceza. En son bir sabah, 20 dakika dedim. Kendime de kahve yaptım, işte biraz bakarım dedim. O 20 dakika öyle bir geçti ki, çizgi film bitmiş, üstüne bir oyun, YouTube’dan iki video... Bir saatten fazla olmuş. Tableti alınca da kavga, bağırış… Çocuğu suçlayamıyorum, ben de telefonda Instagram reels’a dalınca zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum.
Bir ara “sıfır ekran” diye tutturdum. Hiç vermedim, gerçekten de evde huzur sıfıra düştü. Kitap oku desem tepki, oyuncaklar on dakika sonra sıkıcı. Kendi çocukluğumda öğlenleri Show TV açmak için annemle pazarlık ederdim diye hatırlıyorum. Şimdi ise teknoloji, kaçış değil neredeyse nefes alma arası. O yüzden kendi adıma, ekranı tamamen yasaklamaktansa, saat ve içerik kontrolüyle biraz esnek davranmak daha az yıpratıcı. Ama yine de her bırakma anı ayrı bir pazarlık, orası değişmiyor.
Bir ara “sıfır ekran” diye tutturdum. Hiç vermedim, gerçekten de evde huzur sıfıra düştü. Kitap oku desem tepki, oyuncaklar on dakika sonra sıkıcı. Kendi çocukluğumda öğlenleri Show TV açmak için annemle pazarlık ederdim diye hatırlıyorum. Şimdi ise teknoloji, kaçış değil neredeyse nefes alma arası. O yüzden kendi adıma, ekranı tamamen yasaklamaktansa, saat ve içerik kontrolüyle biraz esnek davranmak daha az yıpratıcı. Ama yine de her bırakma anı ayrı bir pazarlık, orası değişmiyor.
00