Benim en büyük tatil pişmanlığım, şu meşhur “tatilde her şey serbest, ne istersem yapacağım” gazına gelip 2019’da Antalya’da zaman yönetimini komple çöpe atmamdı. Gidiş o gidiş, beş gün diye planladığım kafa dinleme operasyonu üçüncü günde “ben niye buradayım?” sorgulamasına dönüştü. Otelin havuz başında, sabah 10’da açılan su kaydırağında 30 yaşında sıraya girmişim. Önümde çocuklar, arkamda bağıran anneler. Bir yandan telefonum çalıyor, patron bir şey soruyor. Yani tatil dedikleri şey, şehirdeki trafiği havuz kenarındaki flip-flop sesiyle takas etmekmiş.
Bir de “tatilde erken kalkıp gün doğumunu izleyeceğim, tüm günü dolu dolu geçireceğim” yalanı var. Alarmı sabah 6’ya kurdum, bir kere bile uyanamadım. İki gün boyunca, kahvaltı salonunun son saatinde aç gibi tabak doldurup, öğleden sonra sattığım “şehir turu”na gitmedim diye içim içimi yedi. O şehir turu da, otelin önünde 45 dakikalık sıcakta beklemeyle başlıyor, rehber megafonla “sağda cami var, solda kale var” diye bağıra bağıra tarihe savaş açıyor. Ben ise, “keşke bu parayı Steam indirimine gömseydim” diye içimden geçiriyorum.
En vurucu an ise, dönüş yolunda valizimle havalimanı otobüsünde, herkes “yine olsa yine gelirim” diyor. Ben tek kelime etmiyorum, kafamda kalan tek şey otel odasındaki klima kumandası. Tatilde en çok pişman olduğum şey, şehirden kaçarken aynı rutini bavula sığdırmak. 2019 Antalya, 34 derece, sıfır deniz, maksimum pişmanlık.