Geçen yıl, eylül ayında, Ankara'da Kızılay'ın düzenlediği kan bağışı kampanyasına katıldım. Etkinlik, Kızılay binasının bahçesinde sabah 9'da başladı, yaklaşık 50 gönüllü bekliyorlardı ama sadece 12 kişi geldi. Ben sıramı beklerken, etrafımdaki birkaç kişinin telefonla konuşup hızlıca ayrıldığını gördüm, sanki zorunlu bir işmiş gibi davranıyorlardı. Bu tür etkinliklerde her seferinde aynı kalabalık eksikliğini hissediyorum.
2015'te, İzmir'de bir arkadaşımın düğünü için yardım toplamıştık, o sırada çevre dernekleriyle işbirliği yapmayı denedik. Düğün mekanında, 50 kişilik bir gönüllü ekibiyle atık azaltma projesi organize etmiştik ama sadece 15 kişi katıldı, hepsi de son dakikada vazgeçen tanıdıklarımızdı. Örneğin, davet ettiğim komşum Ahmet Bey, "zamanım yok" diye gelmedi, oysa etkinlik sadece iki saat sürecekti. Bu, bana Türkiye'de günlük hayatın yoğunluğunun gönüllülüğü nasıl geri plana attığını gösteriyor.
Bir keresinde, 2020'de, pandemi sırasında İstanbul'da bir online yardım ağına üye oldum. Haftada bir, gıda paketleri hazırlamak için çağrı yapılıyorlardı, ben her seferinde 5-6 kişilik bir ekiple çalışmayı umuyordum ama çoğu zaman yalnız kalıyordum. Marka isimleri vererek söyleyeyim, o dönemde Türk Kızılayı'nın bir uygulamasını kullandım, uygulamada binlerce üye görünüyordu ama etkinliklerde katılım sıfırlanmıştı. Neden insanlar bu kadar çekingen, acaba sosyal medyada paylaşmak yetiyor mu onlara, yoksa maddi bir ödül olmadan motive olmuyorlar mı?
Geçtiğimiz aylarda, Bodrum'da bir plaj temizliği için çağrı aldım, organizasyon şirketi aracılığıyla yayılmıştı. Ben oraya vardığımda, beklenen 30 gönüllüden sadece üç kişi vardı, hepsi de 45 dakika sonra dağıldı. Bu örnekler, bana gönüllülüğün Türkiye'de bir alışkanlık olmaktan çıktığını düşündürüyor, insanlar belki de eğitim sisteminden veya aile kültüründen kaynaklanan bir uzaklık hissediyor. Örneğin, kendi çocukluğumda, 1990'larda annemin köyde komşularla yardım ettiği günleri hatırlıyorum, o zamanlar katılım daha doğaldı ama şimdi her şey profesyonelleşmiş gibi. Bu eksiklik, toplumun genel yapısını etkiliyor, sanki herkes kendi kabuğuna çekilmiş. Neden hala bu kültürü geliştiremiyoruz, acaba günlük hayatın stresi mi engel oluyor? Benzer bir durum, geçen yaz Çanakkale'de bir tarihi alan koruma etkinliğinde yaşandı, oradaki yerel dernek 100 kişi hedeflemişti ama sadece 20 kişi geldi, çoğu da fotoğraflarını çekip gitti. Bu tür deneyimler, gönüllülüğün ne kadar yüzeysel kaldığını net gösteriyor. Türkiye'de, bu eksiklik devam ettikçe, toplumsal dayanışma zayıf kalacak gibi geliyor. Örneğin, ben bir organizasyon uzmanı olarak, düğünlerde bile gönüllü yardım aradığımda aynı sorunu yaşıyorum, insanlar sadece ücretli işlere yöneliyor. Neden bu değişmiyor, acaba motivasyon araçları mı eksik? Bu soru, her seferinde aklıma takılıyor.