Pazartesi sabahı saat 6.47'de gözüm açılıyor, hep aynı saatte. Cumartesi sabahı 10'a kadar uyuyabilirim ama pazartesi için saat 5'te yatmışım gibi hissediyorum. Beyin işte böyle traş makinesi gibi çalışıyor, rutin oluştururken aynı zamanda onu yadırgatıyor da.
Benim pazartesi sendromumu başlatanlar çok spesifik: saat 8.30'de toplantı, saat 8.15'te ofiste olmam gereken yazılı kuralı yok ama herkes 8.10'da oturuyor. Cumartesi saat 22.00'de bu kaygı başlıyor, pazar günü saat 14.00'de doruk yapıyor, akşama doğru kabullenmeye başlıyorum. Cuma akşamı saat 17.01'de ise tamamen başka bir insanım, yüzümde farklı bir kan dolaşıyor.
Farklı olan şu: ben pazartesiyi çalışmanın başı olarak görmüyorum, kaybedilen zamanın başı olarak görüyorum. Cuma saat 17.00'de kalan dört gün sanki bana ait, pazartesi saat 8.15'te ise beş gün başkasının. Bu yüzden sendrom değil, aslında özgürlük ve esaretteki geçişi hissetmek.
Benim pazartesi sendromumu başlatanlar çok spesifik: saat 8.30'de toplantı, saat 8.15'te ofiste olmam gereken yazılı kuralı yok ama herkes 8.10'da oturuyor. Cumartesi saat 22.00'de bu kaygı başlıyor, pazar günü saat 14.00'de doruk yapıyor, akşama doğru kabullenmeye başlıyorum. Cuma akşamı saat 17.01'de ise tamamen başka bir insanım, yüzümde farklı bir kan dolaşıyor.
Farklı olan şu: ben pazartesiyi çalışmanın başı olarak görmüyorum, kaybedilen zamanın başı olarak görüyorum. Cuma saat 17.00'de kalan dört gün sanki bana ait, pazartesi saat 8.15'te ise beş gün başkasının. Bu yüzden sendrom değil, aslında özgürlük ve esaretteki geçişi hissetmek.
00