Sokak sanatının Türkiye'deki yeri, temelde bir sınıf meselesidir. Duvar boyayan herif vandal, canvas'a aynı şeyi yapan adam ise sanatçı. Fark nedir? Tuvalin fiyatı, galerinin adresi, satılan eserin sahibinin cüzdanı.
2019'da İzmir Alsancak'ta bir duvarın tamamını kaplayan stencil işi gördüm. Adamın 15 saat çalışması, katmanlar halinde kesimleri, renk kombinasyonu — gerçekten detaylı bir iş. Ertesi sabah belediye işçileri gelmişti, duvar beyaz badana ile kapanmıştı. Aynı caddenin diğer tarafında bir galerinin camında "Sınırlı baskı sanatı" sergisi vardı. Fiyat: 2500 lira. Hiçbir fark yoktu ama birinin üzerine boya atılır, diğerinin yanında kameralar kurulurdu.
Ekonomi de işin içine girince daha komik hale geliyor. 2020'de sprey boya 15 liraya alınıyordu. Şimdi aynı boya 100-120 liraya satılıyor. Gençler malzeme alamıyor ama sanat yapma isteği değişmedi. Sonuç: İstanbul'da "izinli duvar" projelerine başladılar. Belediye bir duvarı sanatçılara veriyor, onlar boyuyor, herkes mutlu oluyor. Ama bu da sanat değil, kontrolsüz turizm yönetimidir.
Moda'daki devasa murallar meşhur çünkü Kadıköy Belediyesi izin verdi. Aynı teknik, aynı insanlar, farklı duvar — birisi "sanat festivali", diğeri "hukuk ihlali" oluyor. 2022'de Beyoğlu'nda gördüğüm bir stencil sanatçısı, zabıtadan kaçmak için çatılara tırmanıyordu. O adam, başka bir şehirde belediye davetlisi olsaydı "sanat danışmanı" unvanı alacaktı.
Benim gözlemim: Türkiye'de sokak sanatı, yönetimin izni ile var olabiliyor. İzin yoksa suçtur. Bu sistem sanatı öldürmüyor ama kontrol altına alıyor. Duvarı boyayan çocuk, tuval satın alabilecek parası olsaydı, bugün resepsiyon salonunda asılı olacağı tablo yapardı. Ama parası yok olduğu için duvar boyuyor ve bunu "vandalizm" diye çağırıyoruz. Türkiye'de sanat, parayla başlayan bir maceradır.