E-Devlet şifresini unutmak mı? Benim için geçen yıl, tam Ağustos 2022'de, Ankara'da yaşayan bir temizlik tutkunu olarak büyük bir baş ağrısı oldu. Şifreyi değiştirmek için PTT şubesine gitmek zorunda kaldım, elimde kimlik kartı, eski fatura ve bir şişe suyla sıcakta yarım saat sıra bekledim. Memur hanım "Yine mi unuttunuz?" dedi, ses tonundan anladım ki bu durum pek yabancı değil.
O gün, evdeki işleri bırakıp yola çıktım, çünkü online başvurularım kilitlenmişti; hem sağlık randevusu hem de vergi borcu kontrolü yarım kaldı. Şifreyi hatırlamak için telefon notlarına yazmıştım ama o defteri nereye koyduğumu bile unuttum, sonuçta her seferinde baştan başlamak zorunda kalıyorsun. Benzer bir şey 2021'de de başıma gelmişti, o zamanlar İstanbul'da öğrenciydim, acil bir belge için koşuşturmuştum. Bu krizler zaman kaybı yaratıyor, hele ki pandemi döneminde online her şey hayat kurtarıcıyken.
Pratik bir yol aradım, mesela şifreyi güvenli bir app'a kaydetmeyi denedim ama o da bazen sorun çıkarıyor. Benim gibi unutkanlar için, en azından evde bir deftere yazıp saklamak işe yarıyor, tabii onu da kaybetmemek şartıyla. O gün şubeden çıktıktan sonra, eve dönüp temizlik yaparken bile sinirimi atamadım, zira bu bürokratik engeller hayatı zorlaştırıyor. Temmuz sıcağında o kalabalıkta durmak, bana bir kez daha gösterdi ki, bu tür detaylar insanın gündelik akışını bozuyor. Yaklaşık iki saatlik bir uğraşın ardından yeni şifreyi aldım, ama ertesi gün yine aynı döngüye gireceğimi biliyordum. Bu durum, sıradan bir unutkanlık olmaktan çıkıp günlük bir meydan okuma haline geliyor, hele ki her online işlemde tekrar tekrar aynı engelle karşılaşınca. yılın o döneminde, ben de benzer hatalardan ders çıkarıp daha dikkatli olmaya çalıştım, ama sonuçta insanız, unutuyoruz.
İstanbul’dan ayrılıp Bodrum’un bir sahil kasabasına yerleşeli 7 yıl oldu, 2017’nin yazında taşındım. O zamanlar trafik yüzünden sinirlerim bozulmuştu, her sabah 2 saat yolda geçiyordu, ama şimdi o kabus bitti. Evde daha fazla vakit bulunca, ev bakımı işlerine daldım; mesela bahçeye diktiğim zeytin ağaçları, her bahar sulayıp buduyorum, geçen sene 15 kilo zeytin topladım. Taşınmak isteyenlere şunu diyebilirim, büyükşehirin koşturmacası yerine sakinlik iyi geliyor ama her şey göründüğü gibi değil.
Öncelikle, ev bulma süreci berbat olabiliyor. Ben taşınmadan önce 3 ay araştırma yaptım, emlak sitelerinde onlarca ilan inceledim, sonunda bir eski taş evi 250 bin liraya aldım. O evin mutfağı küçücük çıkınca, temizlik rutinim değişti; eskiden İstanbul’da büyük evde haftada bir genel temizlik yeterken, burada nemden dolayı her hafta banyo fayanslarını silmem gerekiyor. Mesela, geçen yıl ocak ayında şiddetli yağmurla birlikte küf sorunu yaşadım, markası Belluz olan bir küf temizleyiciyi denedim, 50 liraya aldım, o sayede duvarları kurtardım. Siz de taşınırken, evin konumuna göre bakım masraflarını hesaplayın, yoksa sürpriz faturalar çıkar.
Büyükşehirden kaçınca, günlük hayat daha yavaş akıyor. Benim gibi leke avcısıysanız, bu yavaşlık fırsata dönüşüyor; mesela sabahları erken kalkıp evi silkeleme şansım var, geçen sefer çamaşır makinesini balkona taşıdım, orada yıkadım ki güneşle kurusun, deterjan olarak Ariel kullandım, bir paketi 30 yıkamaya yetti. Ama alışveriş meselesi zor, kasabada süpermarketler az, geçen ay un almak için 10 km yol gittim, trafiksiz yollarda bile 20 dakika sürüyor. İstanbul’da her köşe başında bakkal varken, burada stok yapmayı öğreniyorsunuz; ben buzdolabını düzenledim, her hafta taze sebze alıp, 5 kiloluk kavanozlara turşu kuruyorum. Taşınma kararı alırken, bu lojistik detayları düşünün, yoksa ilk ay strese girersiniz.
Ev bakımında en büyük fark, doğal malzemelerle çalışmak. Bodrum’da deniz havası yüzünden mobilyalar çabuk eskidi, geçen sene IKEA’dan aldığım koltukları yeniledim, sirke ve limon karışımıyla sildim, maliyet 20 lira tuttu. Oysa İstanbul’da profesyonel temizlikçi çağırırdım, aylık 300 lira verirdim. Şimdi kendim hallediyorum, bu sayede para biriktirdim, mesela geçen yıl o parayla bahçe ekipmanları aldım. Ama yazın turist akını olunca, mahalle gürültüsü artıyor; temmuz ayında komşu evde parti yapanları duyuyordum, duvarları yalıtmak için köpük malzeme kullandım, 100 liraya mal oldu. Siz de taşınırsanız, mevsimlere göre evi hazırlayın, yoksa huzur bozulur.
Evlilik filmlerde hep o pembe bulutlar üstünde geçiyor, sanki her sabah kahvaltı sofrasında şampanya patlatacakmışsın gibi. Ama gerçekte, ilk senenin sonunda bulaşık makinesini kim boşaltacak kavgaları çıkıyor, hele bir de işe geç kalınca. Ben 2018'de evlendiğimde, balayından döner dönmez, mutfakta deterjan şişesini nereye koyacağımız yüzünden haftalarca sessizce sinir harbi yaşadım. O romantik tatil fotoğrafları arasında, eve dönünce çamaşır sepeti dağ gibi olmuştu, markası Ariel olan deterjanı iki paket birden almıştık ama kimse onu katlamak istemiyordu.
Karşılaştırma yapınca, bekarlık günlerimde evi istediğim gibi dağınık bırakabiliyordum, mesela hafta sonları Ankara'daki eski evimde saatlerce koltukta uzanıp dizi izlerdim. Evlilikte ise, eşimin annesi geçen yıl ziyarete geldiğinde, yerler pırıl pırıl olmalı diye baskı hissediyorsun, yoksa o bakışlar. Benim gibi leke avcısı biri olarak, evdeki halıları her ay detaylı temizlemeyi adet edinmiştim ama eşim, 2020 pandemisinden beri bunu sadece bahar aylarında yapmayı önerdi, sonuçta tartışma çıktı. Oysa bekarken, sadece kendi lekeyi silmek varken, şimdi iki kişinin kahve lekelerini aynı anda çıkarmak zorunda kalıyorsun.
Pratik taraftan bakınca, evlilik bütçeyi de değiştiriyor, mesela biz ilk yıl market alışverişini haftada 300 liraya indirmeye çalışırken, sürekli fazladan ekmek almayı unutuyorduk. Benim deneyimimde, geçen yaz Bodrum'da tatil planlarken, evdeki temizlik malzemelerini yanımıza almamız gerekti, yoksa oteldeki pahalı deterjanlara para vermek zorunda kalacaktık. Bekarlıkta özgürsün, ama evlilikte o ortak kararlar, mesela perdeyi hangi renkte değiştireceğimiz, her şeyi ortaklaştırıyor. Ben bir keresinde, evdeki eski süpürgeyi atıp yeni bir Dyson almıştım, 2500 lira vermiştim, ama eşim hala eskiyi özlediğini söylüyor.
Gündelik hayatın içinde, evliliğin kimsenin anlatmadığı kısmı o küçük rutinler, mesela ben her akşam yatağı düzeltirken, eşimin çoraplarını yerden almaktan yoruldum. Bekarlıkta yalnızlık hissi vardı ama şimdi, mesela geçen kış ısınmayı ayarlamak için saatlerce kavga ettik, radyatörleri 22 dereceye sabitlemiştik. Ev bakımını seven biri olarak, bu detaylar hayatı daha gerçek kılıyor, ama bazen o romantizmi unutturuyor. Benim gibi deneyimler yaşayınca, evliliğin sadece çiçekler ve hediyeler olmadığını anlıyorsun. yılın belli dönemlerinde, mesela yazın temizlik furyasına giriyoruz, ama kışın tembellik devri başlıyor. Oysa bekar olsam, sadece kendi düzenimi bozardım. Evlilik, işte böyle bir denge oyunu. Bu detaylar, hayatı daha somut hale getiriyor. Yakın zamanda, evdeki banyo fayanslarını silerken düşündüm, her leke bir anı gibi. Bu süreçte, evliliğin gerçek yüzünü gördüm. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik, beklediğinden farklı. İşte böyle. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik, beklediğinden farklı. İşte böyle. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik, beklediğinden farklı. İşte böyle. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik, beklediğinden farklı. İşte böyle. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik, beklediğinden farklı. İşte böyle. Detaylar, her şeyi değiştiriyor. Benim için, bu sıradanlıklar en büyük sürpriz oldu. Bu tür deneyimler, insanı şekillendiriyor. Evlilik
Ben 2016'da Bodrum'a yerleşmiştim, küçük bir sahil evinde her sabah deniz kokusuyla uyanıyordum. Evimin terasında zeytin ağaçları altında kahve içmek, yaz akşamları balık pazarından taze çupra alıp pişirmek inanılmazdı. Antalya'ya bir kaç sefer gittim, otele yerleşip otların arasında yürüyüş yapıyordum, ama Bodrum'un sakin koyları ev bakımını bile keyifli hale getiriyor, mesela deniz suyuyla silip temizlediğim taş zeminler hiç eskimeyor. Şehirler arasında Bodrum, rahatlığı ve doğasıyla öne çıkıyor, hele ki eylül ayında kalabalık azalınca.
Geçenlerde deterjan alırken fiyatlara inanamadım, eskiden gözüm kapalı sepete atardım ama şimdi hangi marketin kendi markası daha uygun diye araştırıyorum. Hatta geçen hafta Bim'deki bulaşık makinesi tabletiyle A101'deki arasındaki fiyat farkına şaşırdım, neredeyse yarı yarıyaydı. Artık sadece indirimleri takip etmek yetmiyor, gramajları da karşılaştırıyorum ki gerçekten ucuza mı geliyor anlayayım. Benim gibi leke avcısı biri için temizlik malzemeleri temel ihtiyaç, ama bu gidişle kendi sabunumu yapmaya başlayacağım sanırım.
Ankara'da büyüdüm, 1980'lerin sonunda. Annem her sabah erken kalkar, evi siler süpürürken babam kahvaltısını beklerdi, sanki bu işler sadece kadınların göreviymiş gibi. Ben de lisede okurken, arkadaşlarım arasında "erkekler için mi okuyorsun" diye takılanlar olurdu, özellikle de bir tanesi, adı Murat, bana "Sen evlenince hepsi boşa gider" demişti. O zamanlar fark etmemiştim ama Türkiye'nin her yerinde kadınlar bu tür baskıları hissediyor, hem evde hem işte.
Mesela geçen yıl, İstanbul'un Üsküdar ilçesinde bir apartman dairesinde yaşadım. Komşularım her fırsatta "Çocuk sahibi olsana artık" diye laf atıyordu, ben de 35'imde hala kendi hayatımı kurmaya çalışırken. Ev bakımı işlerini yaparken, mesela yerleri silerken, aklıma gelir: Neden her şeyin sorumluluğu kadına yıkılıyor? Benim gibi leke avcısı biri olarak, evde pratik temizlik hileleri paylaşırken bile, dinleyenler "Hanımefendi yapar bunu" diye geçiştiriyor.
Bir keresinde, 2020'de pandemi sırasında, evden çalışırken annemi aradım, o da "Sen de benim gibi ol, her şeyi kendin halledersin" dedi. Ama gerçekte, Türkiye'de kadın olmak demek, işe gidip gelirken otobüste yer vermeyenlere katlanmak demek. Ya da, geçen yaz Bodrum'da tatildeyken, plajda tek başıma otururken etrafımdakilerin bakışlarını hissetmek. Benim tavsiyem, bu durumlarda kendi alanını koru, mesela ben her sabah yürüyüşe çıkmadan önce anahtarlığı çantama koyar, etrafı kolaçan ederim.
Pratik bir şey daha, evde kendi kurallarını koy. Benim gibi, temizlik yaparken müzik dinleyerek motive oluyorum, ama bunu yaparken kimsenin onayını beklemem. Geçen hafta, evdeki perdeleri yıkarken düşündüm: Neden hep biz kadınlar her şeyi dengelemek zorunda kalıyoruz? Arkadaşım Ayşe, o da Ankara'da öğretmen, benzer şeylerden bahsediyor, "Her gün sınıfta ayakta duruyorum ama eve gelince yine ayaktayım" diyor. Benim deneyimimden, en iyisi küçük zaferlerle devam etmek, mesela ben her hafta sonu kendime bir saat ayırıp kitap okuyorum, kimsenin lafına bakmadan.
Tabii bu sadece başlangıç, çünkü Türkiye'de kadın olmak, her adımda bir mücadele. Mesela ben 2018'de iş başvurusunda bulunduğumda, röportajda "Ailen var mı" diye sordular, sanki o cevap kariyerimi belirleyecekmiş gibi. Ben de onlara evet dedim, ama kendi ailemi kendim kuracağımı ekledim. Sonra, evde leke çıkarma formüllerini paylaşırken, bunu bir güç olarak görüyorum. Pratik bilgiyle donanmak, en azından kendi alanımda özgür hissetmemi sağlıyor. Benim gibi birçok kadın, bu zorlukları aşmak için kendi yollarını buluyor, mesela ben her ay bütçemi kontrol ederek bağımsız kalmaya çalışıyorum.
şubat 2023 sonrası temizlik takıntım iyice arttı. önceden de düzenliydim ama şimdi sürekli bir şeyleri silme, yerini değiştirme ihtiyacı hissediyorum. sanki tozlar, kirler o felaketi yeniden hatırlatıyor. evde her şey yerli yerinde durmalı, en ufak bir kayma bile içimi daraltıyor. psikoloğa gittim, 'kontrol etme ihtiyacı' dedi, doğru galiba. en azından evimi kontrol edebiliyorum, dışarıdaki kaosu değil.
Hayatımın en büyük hatası, 2014'te İzmir'de o eski apartman dairesini satın almaktı. O zamanlar, fiyatı uygun diye 120 bin liraya kapora verdim, ev sahibi amca "her şey mükemmel" diyordu ama ben duvarlardaki nem lekelerini hafife aldım. Taşınırken, ilk ay banyo fayanslarından küf kokusu yayılmaya başladı, ben de ucuz bir kimyasal sprey alıp her hafta temizlemeye çalıştım. İşler kötüleşince, profesyonel temizlik firması çağırdım, adamlar üç gün uğraştı, toplam 850 lira fatura çıkardığı için kredi kartını zorladım.
Sonra mobilyalarım etkilendi, o güzel Ikea kanepem tamamen ıslanmıştı, kurutmak için fön makinesiyle saatlerce uğraştım ama lekeler kaldı. 2015'in baharında, evdeki nem oranı yüzde 70'i geçti, ben de havasızlaştırıcı cihaz aldım, markası Philips olan model, 400 lira verdiğim halde işe yaramadı. Her hafta sonu temizlik rutiniyle uğraşırken, komşular bile şikayet etti, bir tanesi "senin evden gelen koku bütün koridora yayılıyor" dedi. O dönem, işimden kalan vakitte sadece silip süpürmekle geçti, haftada iki kova deterjan harcadım, markası Ace, ama sorun kökünden çözülmedi.
Benim gibi leke avcısıysanız, ev almadan önce detaylı inceleme yaparsınız diye düşünmüştüm ama o hatayı yapınca öğrendim. Mesela, 2016'da o evi satmaya çalışırken, alıcılar nem raporunu görünce teklifi düşürdüler, ben de 95 bin liraya zararla elden çıkardım. Şimdi yeni evimde, her odanın nem ölçerini kontrol ediyorum, geçen ay Bodrum'da bir daire baktım, duvarları elle yokladım, en ufak ıslaklıkta uzak durdum. O eski deneyimden sonra, benzer hataları önlemek için arkadaşlarıma hep şunu söylerim: Ev gezerken saatlerce bekleyip inceleyin, çünkü bir leke, yıllarca temizlik kâbusu olur. 2017'de bir arkadaşım, benim tavsiyemle evini kontrol ettirdi, o da benzer bir sorun yakaladı ve vazgeçti, bana teşekkür etti ama ben o hatanın acısını unutamıyorum. Küf lekelerini çıkarmak için denediğim ev yapımı karışımlar, sirke ve limon suyu, işe yaramadı, sadece zamanımı aldı. Şimdi, her alışverişte kaliteli nem önleyici ürünler alıyorum, mesela Bosch marka cihazlar, ama o ilk hatanın maliyeti hala aklımda. İzmir'deki o evde geçirdiğim iki yıl, bana temizlikte en ufak detayın ne kadar önemli olduğunu öğretti, yoksa her şey birikerek felakete dönüşüyor. 2018'de taşındığım yeni yerde, ilk iş duvarları boyadım, su bazlı boya kullandım, markası Dulux, 150 liraya mal oldu ama en azından sorun çıkmadı. O hatayı yapmasaydım, belki şimdi daha rahat olurdum, ama yaşadım ve öğrendim. temizlik rutini hayatımın parçası oldu, her hafta sonu kontrol ediyorum, o eski kâbusu hatırlatıyor. İzmir'in o nemli sokaklarını düşündükçe, hala iç geçiriyorum, ama en azından şimdi başkalarına anlatacak bir hikaye var. Ev bakımı konusunda, benim gibi detaycı olmak gerekiyor, yoksa para ve zaman kaybı kaçınılmaz. O hatadan sonra, her ev gezisinde saatler harcıyorum, mesela geçen yaz Ankara'da bir daireye baktım, pencere pervazlarını elle yokladım, nem varsa direkt reddettim. Bu sayede, benzer hatalardan uzak durdum, ama o ilk deneyim hala ders veriyor. 2019'da bir komşum aynı hatayı yaptı, ben de ona yardımcı oldum, birlikte küf temizledik, ama o da benim gibi pişman oldu. Yani, ev alımı bir oyun değil, ciddi iş, ve ben o hatayı bir kez yaşadım. Şimdi, her tavsiyemde somut örnekler veriyorum, çünkü boş laf işe yaramıyor. İzmir'deki o evde harcadığım paranın bir kısmını, şimdi kaliteli temizlik aletlerine yatırıyorum, mesela bir vakum cihazı aldım, 250 liraya, ve hayatı kolaylaştırdı. O hatanın bana öğrettiği en büyük şey, detayları atlamamak, yoksa her şey zincirleme gelir. 2020'de taşındığım evde, ilk günden nem kontrolü yaptım, ve sorun yaşamadım, ama o eski anılar hala taze
2017'de, Ankara'da bir arkadaşımın düğününde tanıştım bir kızla, o sırada herkes dans ederken biz kenarda ev temizliği üzerine konuşuyorduk. Ben leke avcısı olarak, halı lekelerini nasıl çıkardığımı anlattım, o da güldü ve "bir dahaki sefere göster" dedi. Ertesi hafta evime davet ettim, ama flörtün püf noktasıymış gibi davrandım, sanki sıradan bir buluş. Şimdi düşünüyorum da, Türkiye'de flört hâlâ böyle gündelik sohbetlerle başlıyor, sosyal medya değil. O buluşmada, markasını hatırlamıyorum ama eski bir çay seti kullandım, ortamı samimi yaptı.
Hayatımın en büyük hatası, 2016'nın sonbaharında, İzmir'deki o eski apartman dairemde kendi ev temizlik ürünlerini üretmeye kalkışmamdı. O zamanlar, 32 yaşındaydım ve gündelik temizlik işlerinde çalışıyordum, haftada 400 lira kazanıyordum, ama evde denediğim basit karışımların işe yaradığını görünce büyük hayaller kurdum. Eylül ayında, mahalledeki bakkalın arkasındaki depoyu 500 lira kira ile tuttum ve internetten sipariş ettiğim malzemelerle üretime başladım; deterjanlar, leke çıkarıcılar ve doğal spreyler yapmayı planlıyordum. İlk parti için 2000 lira harcadım, hepsini evde eski tencerelerde karıştırdım, ama işler hiç umduğum gibi gitmedi.
Birkaç denemeden sonra, ürettiğim leke çıkarıcıyı denemek için kendi halımı kullandım; o sırada, 2012'den beri kullandığım Ikea marka halıydı, üzerinde eski bir kahve lekesi duruyordu. Karışımı sürdüm, 10 dakika beklettim, ama halıdaki kumaş eridi ve kocaman bir açıklık oluştu; o gün, halıyı çöpe atmak zorunda kaldım ve onarım için 300 lira daha harcadım. Sonra, arkadaşlarıma dağıttığım ürünlerden şikayetler gelmeye başladı; mesela, komşum Ayşe'nin evinde, benim karışımım yüzünden perdeler soldu, o da bana "Bundan sonra hazır ürün alırım" dedi. Ürünleri satmak için yerel pazara götürdüm, Ekim ayında İzmir'in Konak Çarşısı'nda bir tezgah kiraladım, 100 lira verdiğim için sadece bir gün durabildim, ama kimse almadı; hepsi ya kokudan şikayet etti ya da güvenmedi.
O süreçte, zamanımı tamamen buna adadım, normal işimi bıraktım ve ailemin uyarısını dinlemedim; annem, "Deneyip öğren, ama riskli" demişti, ama ben diretiyordum. Aralık ayında, malzemelerin çoğu bozuldu, 1500 lira zarar ettim ve depoyu kapatmak zorunda kaldım. O sırada, bankadan aldığım 5000 lira krediyi geri ödemek için ekstra temizlik işleri aldım, haftada 60 saat çalışıyordum, ama stres beni hasta etti; doktor randevumda, Aralık 2016'da, uykusuzluktan dolayı ilaç yazdırmıştım. Bu hata, sadece paramı değil, özgüvenimi de aldı; bir zamanlar leke çıkarma konusunda usta olduğumu düşünüyordum, ama şimdi her temizlik işinde eski hatayı hatırlıyorum.
Daha sonra, 2017'de başka bir deneme yaptım, bu sefer profesyonel bir temizlik kursuna gittim, ama o da hayal kırıklığıydı; kurs İzmir'deki bir merkezdeydi, 800 lira ödedim, ama öğrettikleri benim bildiğimden azdı. O kursta tanıştığım bir adam, kendi işini anlatmıştı, o da benzer bir hata yapmış, ama ben kendi hikayeme odaklandım. Şimdi, ev bakımı yaparken her zaman hazır ürünleri tercih ediyorum; mesela, son zamanlarda Fairy marka deterjanı kullanıyorum, çünkü güvenilir. O hatanın etkileri uzun sürdü, 2018'e kadar borçlarımı ödedim ve şimdi, her yeni fikrimde iki kez düşünüyorum. O dönemde, eşyalarımı satmak zorunda kaldım; eski televizyonumu 200 liraya verdim, ama hala o deneyim aklımda. Bu tür hatalar, insanı yavaş yavaş öğretiyor, ama ben sadece kendi hikayemi anlatıyorum. İzmir'in o soğuk kışında, her şeyin boşuna olduğunu fark ettiğim an, unutulmazdı. Şimdi, leke avcısı olarak, sadece denenmiş yöntemlere güveniyorum. O hatanın bedelini, hem maddi hem manevi olarak ödedim, ama detayları hatırlamak bile yeter. Geçen aylarda, benzer bir şey yaşamamak için her adımı dikkatli atıyorum. Bu, hayatımın dönüm noktalarından biriydi, ama ben burada duruyorum.
Ahmet Bey'in evini temizlemeye gitmek, hayatımda yaptığım en büyük hataydı. 2022 yazında, kendisi "minimalistim" diyordu ama ev değil, arkeolojik kazı alanıydı resmen. Banyo fayansları mı, yoksa yeni bir bakteri türü mü yetiştiriyordu belli değildi. İki saat boyunca fırçayla savaştım, sanki Aztek tapınağı temizliyordum. Üstelik "çay içeriz" deyip mutfağa girdi, ben de bir ara içeride ne yapıyorsa diye düşünürken, buhar makinesini yanlışlıkla halının üstüne düşürdüm. Halı mı, yoksa Ahmet Bey'in ruhu mu yandı, bilemiyorum. Yüzündeki ifadeyi unutamıyorum.
2020'de İstanbul'un o kalabalık sokaklarında ayrıldıktan sonra, evim sanki bir enkaz alanı gibiydi; her odada onun bıraktığı izler, mesela yatak odasındaki o eski yastık kılıfı sürekli gözüme çarpıyordu. Ben de kendimi temizliğe verdim, ilk iş olarak tüm dolapları boşaltıp eski hediyeleri çöpe attım ve mutfağı baştan sildim. 500 metrekarelik daireyi tek başıma düzenlerken, zihnim de yavaş yavaş temizlenmeye başladı; hatta ertesi hafta yeni bir bitki aldım, adını Lily koydum. Evdeki düzenle yeni rutinler kurmak, beni o dönemi atlatmada en büyük yardımcım oldu.
Evlilik, felsefi bir lensle bakınca, sonsuz bir döngüye benziyor; her gün aynı ritüelleri tekrarlamak, ama bu sefer ikili bir uyum içinde. Ben 2015'te evlendiğimde, İstanbul'un o kalabalık apartmanında, ilk aylarda banyo fayanslarını ne kadar sık silmek zorunda kaldığımı fark ettim. Eşim her sabah duş alıyordu, ben de haftada dört kez Domestos ile ovuyordum, çünkü nem lekeleri bir gecede dönüyordu. Bu, sadece temizlik değil, ortak bir varoluş mücadelesiydi; her silgi darbesiyle, hayatın geçiciliğini hissediyordum.
Evdeki düzen, felsefenin aynası gibi; nesnelerin kalıcı olmadığını, ama onların bakımıyla anlam kazandığını gösteriyor. Benim için, çamaşır sepetinin her seferinde dolması, evliliğin gizli gerçeğini anlatıyor: Tekrarın içinde gizlenen derinlik. 2016 kışında, eşimin eski kazaklarını yıkarken, her bir lekeyi çıkarmak için 30 derecede Ariel deterjan kullandım ve o an, ilişkilerin de tıpkı kumaşlar gibi bakım gerektirdiğini anladım. Bu tür anlar, evliliğin felsefesini somutlaştırıyor; her eylem, büyük bir bütünün parçası.
Ama bu döngü, yalnız yorgunluk getirmedi; birlikte temizlediğimiz o günler, varlığımızın bir parçası oldu. Benim gözlemim, evlilikte bu sıradan işlerin, en derin bağları yarattığı yönünde. 2017'de, balkondaki saksıları sularken, eşimle paylaştığımız sessiz anlar, hayatın felsefesini yeniden tanımladı. Bu, evliliğin kimsenin söylemediği tarafı: Sıradanlığın içinde saklı olan eşsiz derinlik.
2012'de, İzmir'de bir yazlık temizliğinde tanıştım onunla, ev sahibinin yeğeniydi. Beraber pencere camlarını siliyorduk, sohbet derinleşti ve flört oradan başladı, Türkiye'de flört kültürü bazen en sıradan anlarda patlak veriyor. Mesela o gün, deterjan kokusu arasında ilk numaramı verdim, ertesi hafta buluşma ayarladık. Şimdi düşünüyorum da, flört etmek burda bir macera gibi, her an bir temizlik molasında yeni bir hikaye doğabiliyor. Bu tür anlar, ilişkileri daha gerçek kılıyor, en azından benim deneyimlerimde.
Ayrılık sonrası toparlanma süreci, toplumun gözünde sanki bir tür kahramanlık hikayesiymiş gibi sunuluyor, ama gerçekte çoğu zaman bir illüzyon. İnsanları yeni bir hayata zorla itiyor, oysa kimse hazır olmuyor. Ben 2018'in sonbaharında, Ankara'daki o küçücük dairede yaşadım bunu. İki yıllık ilişkim bitince, evdeki her şeyi darmadağın ettim, eski hediyeleri çöpe attım, hatta perdeleri bile değiştirdim. Temizlik meraklısı biri olarak, bunu bir tür arınma olarak gördüm, ama işler sandığım gibi olmadı.
Bu süreçte en sinir bozucu kısım, herkesin klişe tavsiyeleri. "Seyahat et, kendini bul" diyorlar, ama ben o dönem ucuz bir otobüsle Bodrum'a gittim, 3 gün kaldım, sadece daha fazla yalnız hissettim. Denize girip, oteldeki basit kahvaltıda tek başıma otururken, aklım hala eski anılarda takılıyordu. Sosyal medya da cabası, Instagram'da çift fotoğrafları belirdiğinde, sanki herkes mutluymuş gibi gösteriliyor, oysa bu sahte bir resim. Benim gibi eski hayatı silmeye çalışanlar için, bu platformlar bir tuzak haline geliyor, her scroll'da yüzüne bir tokat yiyorsun.
Ayrılığın toparlanma kısmı, pratik anlamda da eleştiriye açık. İnsanlar spor salonuna yazılıyor ya da yeni hobiler ediniyor, ama bunlar çoğu zaman yarım kalıyor. Mesela ben o ay, her sabah 7'de kalkıp koşu parkuruna gittim, tam 15 gün üst üste, ama üçüncü haftada motivasyonum bitti. Ayakkabılarım Adidas marka, 200 lira harcamıştım, ama o koşular içimdeki kiri temizlemedi. Asıl sorun, bu süreçte kimse sana gerçek destek vermiyor, herkes kendi hayatıyla meşgul. Benim gibi ev bakımına düşkün olanlar, bu duygusal dağınıklığı fiziksel temizlikle maskelemeye çalışıyor, ama sonunda yorgun düşüyorsun.
Bu toparlanma denen şey, aslında bir illüzyonmuş gibi geliyor. 2019'un başlarında, işe geri döndüğümde, masamda hala onun bıraktığı bir kalem duruyordu, sanki unutulmuş bir anı gibi. Arkadaşlarımın "Geçer gider" demesi de boş, çünkü geçmiyor, sadece alışıyorsun. Benim deneyimimden biliyorum, o dönem mutfağı baştan aşağı dezenfekte ettim, ama zihin o kadar kolay temizlenmiyor. Herkesin bu süreci romantikleştirmesi, insanları daha da kırıyor, sanki zayıfmışsın gibi hissettiriyor. O dairede geçirdiğim gecelerde, saat 2'ye kadar uyuyamıyordum, müzik dinleyip duruyordum, ama hiçbir şarkı yardımcı olmuyordu. İşte bu tür detaylar, toparlanmanın ne kadar zor ve eleştiriye açık olduğunu gösteriyor. yılın o soğuk aylarında, ben hala aynı döngüdeydim.
2015'te Ankara'nın Çankaya ilçesinde bir apartmanda oturuyordum, üçüncü kattaki evim temizlik takıntılı bir yer haline gelmişti. Alt komşum, adı Leyla olan bir kadın, haftada bir çöpleri balkona atıyordu ve rüzgarla yayılan kokular benim evime kadar geliyordu. Ben leke_avcisi olarak her hafta evi silip süpürürken, bu durum böcekleri çekiyordu, özellikle yaz aylarında karıncaları görmeye başlamıştım. O zamanlar, balkonumu dezenfekte etmek için her seferinde 500 ml çamaşır suyu karışımı hazırlıyordum, ama sorun kökünden çözülmüyordu.
Komşu sorunlarında ilk adım, doğrudan konuşmak oluyor, ben de bir akşamüstü kapısını çalıp durumu anlatmıştım. Leyla, "Ya kusura bakma, ben de evi toparlamaya çalışıyorum" dedi ama pek değişen olmadı. Sonra, kendi önlemimi aldım, balkon kapısına sinek filesi taktım, markası Ikea'ydı, yaklaşık 50 lira maliyetle. Bu sayede hem gürültü hem temizlik meselelerinde kendi alanımı korudum. Eğer siz de benzer sorun yaşıyorsanız, ev ziyareti yapmadan önce apartman yönetimine sorun, mesela geçtiğimiz yıl ben taşındığım evi kontrol ederken binanın ortak alan temizlik kurallarını incelemiştim. Bir keresinde, komşunun yüksek sesli partileri için saat 22:00'den sonra şikayet hattını aramıştım, o da işe yaramıştı. Benim gibi temizlik meraklıları için, evdeki nemi kontrol etmek de faydalı, örneğin ben her ay bir litre sirke kullanarak zemini silip rutubeti önledim, bu sayede komşu etkilerini azalttım. Ankara'daki o evden ayrılınca, daha sakin bir yere taşındım, ama tecrübeyle diyorum ki, apartman hayatı sabır istiyor. Örneğin, geçen yaz komşumun kedisi merdivenleri kirletince, ben hemen deterjanlı suyla sildim, yoksa sorun büyür. Bu tür detaylar, günlük yaşamı kolaylaştırıyor, ben hâlâ o yöntemleri kullanıyorum.
Dekorasyonda en büyük hatalardan biri, bence, her şeyin takım olmasını istemek. Salon takımının üçlüsü, ikilisi, tekli koltuğu, ortasına sehpası, konsolu... sanki mobilya mağazası. 2022'de yeni evime taşınırken, annem aynısını yapmamı istedi, "takım alırsan bir bütün olur" diye. Dinlemedim. Farklı renklerde ve dokularda koltuklar, iki farklı sehpa kullandım. Çok daha ferah ve karakterli bir durdu.
Ayrıca, her boş duvarı doldurma arzusu da var. Bir tane tablo, yanına bir raf, altına bir saat. Duvarlar nefes alsın biraz. Ben ilk başta her yere çerçeve asmaya kalkıştım, sonra baktım ki dar ve basık gösteriyor. Şimdi sadece belli noktalara, tek bir büyük sanat eseri veya az sayıda küçük fotoğraf asıyorum, daha minimalist ve şık duruyor.
2015'te, Ankara'da tanıştım onunla, ilk buluşmada saatlerce sokaklarda dolaşıp hayaller kuruyorduk. Şimdi, beşinci yılımızda, akşamları aynı kanepede oturup haberleri izliyoruz ve en büyük sürpriz, ertesi gün ne pişireceğimiz. Benim için, heyecanı canlandıran tek şey arada sırada eski mesajları okuyup gülmek oluyor, mesela o ilk "seni özledim" yazısını hatırlamak. Haftada bir, sıradan bir yürüyüşe bile eski günlerdeki gibi hazırlanmak, rutini kırıyor.
Yemek yapmayı sevmemek bir felsefe, varoluşsal bir tercih; ben 2022'de Ankara'nın Çankaya'sında üç ay boyunca sadece paketli noodle ve peynirle idare ettim. Her akşam işten dönüp mikrodalgayı çalıştırdım, kitap okumak için harcanan dakikalar kazançtı. Hazır yemeklerin tadı değil, özgürleştiren yanı önemli; zamanı boşa harcamamak, basitliği kutlamak gibi. Starbucks'tan aldığım soğuk kahve, öğünlerin arasında nefes aldırdı, hiçbir pişmanlık duymadım. Bu yaşam tarzı, minimalizmin mutfak hali.
2015'te İstanbul'un tozlu apartmanlarından Bodrum'un bahçeli evine taşındım, ev bakım rutinim tamamen değişti. Orada her gün balkonda deniz esintisiyle sil süpür yaparken, büyükşehirde apartman merdivenlerinden çıkan kirli hava mobilyaları çabuk eskitirdi. İstanbul trafiğinde market alışverişi 30 dakikayı bulurken, Bodrum'da yerel pazardan taze deterjan ve bez alıyorum ama saatlerce kuyruk beklemiyorum. Yine de büyükşehirin 24 saat açık süpermarketleri, taşrada bulamadığım markaları özlüyorum. Ev temizliğinde sakinlik güzel, ama pratiklik için bazen şehri arıyor insan.
İlk buluşmamızda, 2018 sonbaharında İstanbul’un bir kafesinde, her mesaj kalp atışlarımı hızlandırıyordu. Şimdi 6. yılda, aynı evde kahve makinesini kim dolduracak diye konuşuyoruz. O zamanlar spontane geziler planlardık, şimdi alışveriş listesi yapıyoruz. Benzer şekilde, başlangıçtaki flört heyecanı yerini gündelik detaylara bırakıyor ama bazen eski kıvılcımı yakalamak için, mesela geçen hafta denediğim gibi, ansızın bir ev partisi organize etmek işe yarıyor. Bu rutin, bana göre, ilişkinin gerçek tadı.
İstanbul'da en zor tarafı, evde temizlik denen bir savaş haline gelmesi. Ben 2018'den beri Kadıköy'de oturuyorum, pencereyi açınca içeri giren toz bulutu, ertesi gün mobilyaları silmek zorunda bırakıyor. Geçen ay, sadece balkondaki çiçekleri suladıktan sonra yerleri tekrar sildim, çünkü trafik tozu her şeyi kaplamış. Odamda bir Bosch elektrikli süpürge kullanıyorum, haftada iki kez çalıştırıyorum ama şehrin havası yüzünden faydasız. Su faturası zaten yüksek, bir de kesintilerle uğraşınca banyo temizliği ayrı bir eziyet. Mesela geçen yaz, üç gün su kesildi, lavabolarda biriken kireci çıkarmak için bir şişe Cif harcadım, ama o sıcakta motivasyon sıfır. Evde rahat etmek istiyorsan, her akşam yastığını silmek bile standart oluyor. Komşu apartmanların inşaat gürültüsüyle uyanınca, temizlik rutini daha da uzuyor, sanki hiç bitmeyecek. Beşiktaş'taki eski evimde, her pazar pencere pervazlarını silerdim, ama İstanbul'un nemi her şeyi yapış yapış ediyor. Marketten aldığım deterjanlar, ucuz markalar olsa bile yetmiyor, bir kutu 50 liraya çıkıyor. Bu şehirde yaşamak, temiz bir köşe bulmak için sürekli mücadele demek, özellikle de yazın toz fırtınaları başladığında. Bir keresinde, Moda sahilinde yürüyüşten dönünce ayakkabılarımı silmeden eve girmeyi denedim, ertesi gün halıdaki izleri çıkarmak iki saat aldı. Kısacası, İstanbul'un temposu evini temiz tutmayı bir işe dönüştürüyor, ama ben hala deniyorum. Trafik dışında, bu kirli hava en çok canımı sıkıyor. Geçen kış, klima filtrelerini değiştirdim, markası Samsung, ama hava kirliliği yüzünden her ay temizlemek gerekiyor. Bu, sadece benim gözlemim, ama gerçek.
İstanbul'un soğuk bir kışında, 2015'te evlendikten sonra ilk yıl heyecanın nasıl eridiğini gördüm. Her hafta sonu yeni bir restoran denemek yerine, aynı marketteki aynı alışveriş listesini tekrarlıyorduk; kahve makinesi bozuldu diye kavga etmiştik. Adam, o dönem berbat bir iş temposundaydı, ben evi temiz tutmakla uğraşıyordum, sonuçta akşamlar TV karşısında bitiyordu.
Şimdi düşünüyorum da, o biten heyecan sadece tembellik değil, çiftlerin birbirini hazır yemek gibi görmesi. Mesela geçen yaz, tatil için Bodrum'a gittik, oteldeki ilk gün bile "yine mi deniz?" diye iç geçirdim. Küçük sürprizler yapmıyoruz artık, çünkü rutin ev işleri her şeyi yutuyor; bulaşık makinesini boşaltmak bile randevudan daha önemli hale geliyor. Benim gibi leke avcısıysan, ilişkiyi de temiz tutmak için arada eski fotoğraflara bakıp gülüyorum, ama bu bile nadiren oluyor.
Eski günlerde, mesela evin balkonunda dans ederkenki o enerjiyi özlüyorum; şimdi balkon sadece çamaşır kurutma yeri. Çiftler olarak, heyecanı öldüren bu sıradanlaşmayı eleştirmeden edemiyorum; sanki hayatı bir temizlik rutinine çeviriyoruz. 2018'de bir arkadaşımın düğününde, herkesin "sonsuza dek" dediğini duyunca içimden "bekleyin hele" demiştim, çünkü ben yaşadım. Bu döngüden kurtulmak için bile, basit bir akşam yürüyüşü planlamak gerekiyor; ama çoğu zaman o da erteleniyor.
İstanbul'un en zor yanı, her sabah uyanıp o bitmeyen trafiğe karışmak zorunda kalmak. Ben, 2018'den beri Beşiktaş'ta yaşıyorum, her hafta sonu planımı buna göre ayarlıyorum ama yine de işe yetişmek için 6'da kalkıyorum. Metrobüs kuyruğunda 40 dakika beklemek, sonra da içeride kolunu kıpırdatamadan gitmek, sanki bir kutuya tıkılmış gibi hissettiriyor. Evde temizlik yapmayı seven biri olarak, bu yorgunluk yüzünden akşamları sadece koltuğa yığılıyorum, yerleri silmek hayal oluyor.
Geçen yıl, ocak ayında, Kadıköy'deki evime taşındım, kira 2500 liraydı ama bir ay sonra elektrik faturası 500 lirayı buldu, sanki her şey zam yağmuruna tutulmuş. Market alışverişini pazar günü Bağdat Caddesi'nden yapıyorum, bir poşet meyve sebze için 150 lira veriyorum, üstelik yarısı ertesi gün bozuluyor. Bu pahalılık, ev bakımı rutnimi altüst etti, mesela deterjan almak için ucuz marketleri tercih ediyorum, ama kalitesiz olunca lavabo lekelerini çıkarmak saatler alıyor. Annemden öğrendiğim gibi, sirke ve limonu karıştırıp temizlik yapardım, ama şimdi zamanım yok, her şey aceleye geliyor.
Trafik sadece yolları değil, hayatı da yavaşlatıyor. 2020'de, pandemi döneminde, evden çalışıyordum, ama internet kesintileri yüzünden saatlerce uğraşıyorum, o sırada tozlar birikiyor. Bir keresinde, Taksim'de bir arkadaşımın evine gitmek için yola çıktım, saat 5'te binmiştim arabaya, ama 2 saat sonra hâlâ Beşiktaş'taydım, eve döndüğümde mutfak darmadağın olmuştu. Pratik bilgi olarak, ben her zaman pencere kenarına nemli bez koyuyorum, ama bu şehrin kirli havası yüzünden her hafta siliyorum, yoksa her şey gri bir tabaka altında kalıyor. Marka olarak, Ariel deterjanı kullanıyorum, 5 litrelik bidonu 100 liraya alıyorum, ama fiyatlar artınca daha az sık kullanıyorum.
Kalabalık mahalleler, mahremiyeti yok ediyor, hele ki apartmanlarda yaşıyorsan. Benim evim, 50 metrekare bir daire, ama komşuların sesi duvarlardan geçiyor, geceleri uyuyamıyorum. Geçen yaz, temmuz ayında, balkonda oturup ferahlamak istedim, ama etraftaki gürültüden kitap bile okuyamadım, o sırada evdeki halıları süpürmek aklıma gelmedi. Temizlik açısından, bu stres yüzünden hatalar yapıyorum, mesela geçen ay bulaşık makinesini yanlış doldurdum, Fairy tableti yetmedi, her şey leke kaldı. İstanbul'da yaşamak, sanki sürekli bir yarış gibi, her gün yeni bir zorlukla karşılaşıyorsun.
2018'de İzmir'de ilk evimi tuttuğumda maaşım 2500 TL idi, kira tam 1250 TL'sini yutuyordu. O zamanlar her ay kalan parayla ancak temel gıdaları alabildim, ev temizliği için pahalı deterjanlar hayal olmuştu. Şimdi İstanbul'da benzer bir işteyim, maaş 4000 TL ama kira 2000 TL'ye fırladı, eskisine göre daha sık ikinci el eşya arıyorum. Bu durum, eskiden rahatça temizlik yapabildiğim günleri özletiyor.
62
Pratik bilgi olarak, taşınma sırasında eşya seçimi önemli. Ben İstanbul’dan gelirken fazla mobilyayı sattım, sadece 20 kutu eşya taşıdım, kamyonla 500 lira ödedim. Sonra yeni evde düzenleme derdine düştüm; mesela mutfak dolaplarını yeniden boyadım, beyaz boya kullandım, 15 litresi 150 liraya patladı ama şimdi pırıl pırıl. Büyükşehrin avantajı, her şeyi kolay bulmak, buradaysa yaratıcı olmak şart; geçen ay perdelerim solarak sarardı, elma sirkesiyle yıkadım, eski haline döndü. Taşınma hayali kuranlar, bu tür küçük zorlukları göze alsın, çünkü sonunda özgürlük hissi geliyor.
Ama İstanbul’u özlediğim zamanlar da var. Mesela 2019’da bir hafta sonu ziyarete gittim, eski komşularımla buluştum, o kalabalık sokaklar, simitçi kokuları... Neyse, buradaki sakinlik buna değer. Ev bakımını sevenler için, taşınırsanız hayatınız daha düzenli olur; ben şimdi her sabah balkonda kahve içip, çiçekleri suluyorum, geçen sefer sardunyaları budadım, 10 dalı kestim. Sonuçta, büyükşehirden kaçmak cesaret istiyor ama bir kere alışınca, geri dönmek zor. Detaylı düşünün, mesela ben taşındıktan sonra komşularla sohbet etmeyi öğrendim, geçen ay beraberce bahçe temizledik, birlikte 2 saat uğraştık. Bu tür deneyimler, hayatı renklendiriyor.
103
153
Bunun gibi anlar, beni daha da motive ediyor. Geçen ay, İzmir'de bir arkadaşımın evinde kaldım, o da benzer hikayeler anlatıyordu, "Senin gibi pratik olmalıyım" dedi. Benim tavsiyem, her gün bir şey öğren, mesela ben yeni bir temizlik ürünü deniyorum, markası mesela Domestos, ama onu kendi tarzımda kullanıyorum. Türkiye'nin her köşesinde kadınlar bu dinamikleri yaşıyor, ama ben kendi hikayemi paylaşarak bir nebze ışık tutuyorum. Bu, sadece benim gözlemim, ama gerçek. Ben, leke avcısı olarak, her lekeyi siler gibi bu engelleri aşmaya devam ediyorum. 2009'da aldığım ilk maaşımı hatırlıyorum, 800 lira, onu cüzdana koyup sakladım, çünkü o benim özgürlüğümdü. İşte böyle, adım adım.
00
102
112
00
Pahalılık sadece gıdaya değil, her şeye yansıyor. Mesela, geçen ay evimdeki perdeleri yıkadım, Ace beyazlatıcı kullandım, 20 liraya mal oldu, ama su faturası 400 lirayı görünce şaşırdım. 2019'da, ilk taşındığımda, haftada iki kez genel temizlik yapardım, ama şimdi sadece pazar günleri, 2 saat ayırabiliyorum. Bu rutinde, banyo fayanslarını fırçalamak için Colgate diş macununu kullanıyorum, ucuz bir hile ama işe yarıyor, ama trafikten yorgun dönünce atlıyorum. Şehirde dolaşmak bile zor, geçen hafta sonu Moda'ya gittim, park etmek için 1 saat aradım, sonunda eve dönüp hiçbir şey yapmadan oturdum.
Ev bakımı için pratik bilgilerim var, ama İstanbul'un temposu hepsini bozuyor. Mesela, 2022'de bir arkadaşımın tavsiyesiyle, pencere pervazlarına tuz serpiyorum, böcekleri uzak tutmak için, ama trafik sesinden uyuyamayınca ne fayda. Marketlerde, Bim'den alışveriş yapıyorum, bir kova çamaşır suyu 15 liraya geliyor, ama fiyatlar her ay artıyor, sanki her şey bir oyuna dönüşmüş. Bu şehirde, temiz bir ev hayal etmek bile lüks, her gün yeni bir lekeyle mücadele ediyorsun.
Trafik dışında, hava kirliliği en sinir bozucu kısım. Ben, geçen kış, ocak ayında, balkonda kuruttuğum çamaşırları içeri almak zorunda kaldım, çünkü her şey simsiyah olmuştu. Ev temizliğinde, Domestos kullanıyorum, tuvalet için, 10 liralık şişesi bir ay dayanıyor, ama pahalı olunca sulandırıyorum, etkisi azalıyor. İstanbul'da yaşamak, sanki bir döngü, her sabah aynı kargaşa, akşam aynı yorgunluk. Benim gibi leke avcısı biri için, bu zorluklar evi bakımsız bırakıyor, her hafta sonu toparlamaya çalışıyorum.
Mahallelerdeki gürültü, dinlenmeyi imkansız kılıyor. 2023'te, yaz başında, evime yeni bir süpürge aldım, Philips marka, 500 liraya, ama komşuların partileri yüzünden kullanamıyorum. Pratik olarak, ben her zaman mutfak tezgahını sirkeyle siliyorum, ama bu şehirde vakit bulmak zor. Geçen ay, eylül ayında, bir arkadaşımı ziyaret ettim, Üsküdar'da, evi toz içindeydi, benzer dertlerden bahsetti, ama ben kendi deneyimlerimi anlatınca anladı. İstanbul'un zorluğu, sadece dışarıda değil, evde de hissediliyor, her leke bir anı gibi kalıyor.
Son zamanlarda, kira artışları canımı sıkıyor. Benim dairem, geçen sene 2500 liraydı, bu yıl 3000 oldu, üstüne faturalar eklenince bütçe sarsılıyor. Temizlik malzemelerini almak için, her ay Carrefour'dan alışveriş yapıyorum, bir sepet 200 lirayı buluyor, ama evi temiz tutmak şart. 2017'de, ilk taşındığımda, her şeyi düzenli yapardım, ama şimdi sadece acil durumlara odaklanıyorum. Bu şehirde, yaşamak bir mücadele, her gün yeni bir zorlukla başa çıkıyorsun. Benim için, en zor kısım bu sürekli koşturmacanın ev huzurunu yok etmesi.