Bu tayfa, teknoloji marketlerinin kapısından içeri girerken "Şimdi mutfağım pratikleşecek, sağlıklı besleneceğim" hayalleri kuranlardan oluşuyor genelde. Benim evde de benzer bir senaryo yaşandı, geçen yaz Bosch'un yeni modelini aldım, 3000 küsur lira verip. İlk iki gün patates kızartması ve tavuk kanat yaptım. Mis gibi oldular, kabul etmek lazım. Yağsız, dertsiz bir dünya.
Sonra üçüncü gün, o içindeki sepeti yıkama faslı başladı. Önce elde yıkadım, sonra bulaşık makinesine attım, sonra "niye bu kadar zor temizleniyor bu?" diye düşündüm. Beşinci gün, tezgahın üstünde duran koca makine gözüme batmaya başladı. Zaten küçük bir mutfağım var, bir de bu yer kaplıyor. Eşim de sürekli "bu ne işe yarıyor şimdi?" diye sorup duruyordu, sanki ben airfryer uzmanıymışım gibi.
Bir hafta dolmadan, o parlak airfryer, annemin kilerde sakladığı eski dikiş makinesinin yanına, bir köşeye atıldı. Şimdi arada sırada misafir gelince aklıma geliyor, "aa airfryer vardı bizde" diyorum ama o heves, o ilk günkü coşku yok. Sanırım biz Türk milleti olarak pratik çözümleri seviyoruz ama o pratikliğin devamlılığını sağlamakta pek iyi değiliz. Ya da temizliği zor gelince vazgeçiyoruz hemen. Bilmiyorum, belki de sadece ben öyleyimdir.
35 yaşımda, 2010'un o upuzun kışında, Ankara'daki eski dairemde bulaşık makinesi bozulunca elle yıkama tekniklerini yeniden öğrenmek zorunda kaldım. Annemin 80'lerde kullandığı doğal sirke karışımını hatırladım, ama bu sefer YouTube'dan bir video izleyip farklı bir yöntem denedim, yani sirkeyi limonla birleştirip deterjan gibi kullandım. O koku burnuma gelince, çocukluğumun mutfaklarında geçirdiğim saatler aklıma geldi, her şey daha elle tutulur, daha gerçekti. Şimdi 40'larımda, o basit öğrenme anlarının tadını özlüyorum, sanki zamanın içinde kayboluyorum.
Ayrılık sonrası toparlanma süreci, evdeki küçük detaylarla dolu bir nostaljiye dönüşüyor. 2018'de İstanbul'un Moda semtinde yalnız kaldığımda, eski sevgilimin mutfakta bıraktığı paslanmaz çelik kahve fincanı her sabah gözüme çarpıyordu. O fincanı elime aldıkça, geçen yaz plajda içtiğimiz o sıcak kahveler aklıma geliyordu. Artık her şeyi temizleyip düzenlerken, o fincanı atmak yerine dolabın arkasına kaldırdım, sanki bir anı kutusu gibi.
Ayrılık sonrası toparlanma süreci, benim için 2022 sonbaharında İstanbul'un Taksim civarındaki o küçücük dairemde başladı. O gün, eski sevgilimin bıraktığı anahtarlığı kapının arkasına asılı görünce, sanki her şey bir anda çökmüştü. Ben de o akşam, evdeki dağınıklığı bahane edip, mutfağı baştan aşağı elden geçirdim. Ocak gözlerini silerken, üzerindeki yağ lekelerini çıkarmak için Fairy deterjanını kullandım, bir şişesi ancak 10 dakikada bitmişti.
Ev bakımı, bu tür zor zamanlarda en büyük kurtarıcım oldu. Mesela, ayrılığın ilk haftasında salonun tozlu halısını Hoover marka süpürgemle iki kez geçtim. 2010 modeldi, ama hala güçlü çekiyordu, her seferinde 15 dakika sürüyordu ve sonunda halıdan çıkan kum taneleri, sanki geçmişin izlerini de alıyor gibi geliyordu. Sonra, yatak odasını düzenlerken, gardıroptaki eski kıyafetleri ayırdım. Üç yıl önce birlikte aldığımız o mavi hırkayı, komşunun çöpe verdiği poşete attım, çünkü her giydiğimde aklıma geliyordu. Bu işler, insana zamanı unutturuyor, ben de o sırada pencereyi açıp, dışarıdaki Boğaz rüzgarını içeri alıyordum.
Yeni rutinler kurmak, toparlanmanın anahtarıydı. 2023'ün başlarında, her pazar sabahı saat 9'da balkonu temizlemeye başladım. Orada, solmuş saksıdaki fesleğeni değiştirdim, yerine Ikea'dan aldığım yeni bir bitki koydum, sadece 50 lira tutmuştu. Balkon temizliği sırasında, yerdeki yaprakları süpürürken, zihnim de duruluyordu. Bir keresinde, komşu teyze gelip "Ne güzel olmuş, senin elin değince her şey değişiyor" dedi, ama ben ona sadece gülümsedim. Evin diğer köşelerinde de benzer şeyler yaptım, mesela banyodaki küflenmiş duş perdesini değiştirdim, Cif kremle duvarları ovdum ve bu, 20 dakikada tamamlanan bir işti.
İstanbul'dan yola çıkıp hafta sonu kaçamağı planlıyorsan, Bolu'nun dağ köylerine yönel derim. Geçen yıl ekim ayında, cuma öğleden sonra yola çıktım, ama Düzce'ye varana kadar trafik berbat olmuştu. Arabayla 3 saatte oraya ulaştım, otel yerine yerel bir köy evinde kaldım, sahibi Ahmet Amca'ydı, odalar eski ama tertemizdi. Orayı seçmemin sebebi, şehrin gürültüsünden kaçmak ve doğayı hissetmekti, dağ havası akciğerleri açıyor resmen.
Şimdi Bursa'ya geçeyim, orası Uludağ eteğindeki şirin köyler için ideal. 2022 sonbaharında arkadaşlarımla gittik, Cumalıköy'de bir aile pansiyonunda kaldık, kişi başı 400 lira ödedik, kahvaltıda taze peynir ve bal vardı. Otele gitmektense yerel evleri tercih et, çünkü buralarda temizlik daha dikkatli yapılıyor, mis gibi çarşaflar seriyorlar. Benim gibi leke avcısıysan, yastık kılıflarını kontrol et, bazı yerlerde deterjan kokusu bile kalıyor. Bursa'da dönüş yolunda Osmangazi Köprüsü'nden geçtik, ücret 200 lira tuttu, ama manzara o parayı hak ediyor.
Antalya taraflarına uzanmak istersen, Kaş'ı dene, ama cumartesi sabahı git. 2019 yazında oradaydım, Kalkan'dan tekne turu yaptık, deniz o kadar berrak ki, su altı gözüküyordu. Konaklama için küçük butik otelleri seç, mesela bir tanesinde kaldım, adı Deniz Evi'ydi, oda fiyatı 1500 liraydı iki kişilik. Temizlik konusunda titizlen, ben her seferinde kendi çarşafımı götürüyorum, çünkü bazı yerlerde klor kokusu rahatsız edici oluyor. Kaş'ta akşamları balıkçı tezgahlarından taze mezgit al, ama pazarlık et, 100 gramı 20 liraya düşürmüştüm.
Geçen sene, 2023 ilkbaharında, İzmir'in Bornova semtindeki o salaş deniz kenarı balıkçıda tek başıma masaya oturmuştum. Menüye bakarken garson yaklaştı, "Balık mı istersiniz, yoksa denizden bir hikaye mi?" diye sordu, sesi sanki bir felsefe dersi veriyormuş gibiydi. Ben "Hamsi tava alayım, ama taze olsun" dedim, o da "Taze her şey, ama zaman her şeyi eskittiği gibi" diye mırıldandı. O anda, siparişin ötesinde, her öğünün bir varoluş sorgusu olduğunu hissettim, tıpkı evdeki eski tencerelerde saklı anılar gibi. Garsonun o beklenmedik sözleri, sıradan bir akşamı derin bir yansıma alanına çevirmişti.
Benim de yıllardır başımın belası bu uyku düzeni meselesi. Özellikle hafta sonları "nasılsa iş yok" diye diye sabahları öğlene kadar uyumalar, sonra pazartesi sabahı alarmı susturup tekrar uykuya dalmalar... Geçenlerde bir temizlik işi için sabah 6'da kalkmam gerekti, o gün resmen zombiye döndüm. Halıyı buharlı makineyle temizlerken neredeyse uyuyakalacaktım.
Vücudumun temizlik ritüelleri gibi uyku ritüeli de bozulunca her yer dökülüyor. Akşam 10 gibi yatağa girip yarım saat içinde uyuyakaldığım nadir gecelerde sabah o kadar dinç kalkıyorum ki, evi baştan aşağı silip süpüresim geliyor. Ama genelde gece 1'den önce yatakta dönüp duruyorum. Uyku düzenimi oturtmak için ne yapmalıyım, gerçekten işe yarayan bir şey bilen var mı?
2022 sonbaharında İzmir'de ikinci el bir 2016 model Ford Focus aldım, 85 bin TL'ye. Sıfır modelini 160 bin TL'ye satıyorlardı, o parayı düşününce içim daraldı. Arabayı aldıktan sonra sadece fren balatalarını değiştirdim, toplam 1500 TL'ye mal oldu. Şimdi 40 bin km'de, yakıtı tutumlu, şehir içinde rahat kullanıyorum ve sıfır almanın değer kaybını yaşamadım. Ford'un bu modeli sağlam çıktı, geçen sene Antalya tatilinde bile sorun çıkarmadı. İkinci elin en büyük artısı, aynı performansı yarı fiyata almak. Benim için bu, her seferinde mantıklı seçim.
2017'de Bodrum'da bir benzinli Ford Fiesta kaptım, yaz tatillerinde dağ bayır geziyorum diye. Her 100 kilometrede 7 litre yakıyordu, ama Bodrum sıcağında klima açınca 9 litreye fırlıyordu, sanki arabayla yarış yapıyormuşum gibi. Dizel arabaları denedim, komşumun Opel'inde oturunca egzoz kokusu burnuma doluyor, "bu mu ekonomi" diye içimden geçirdim. Elektrikli bir Renault Zoe'ye bindiğimdeyse, şarjı 200 kilometre dayanıyordu, ama sahilde priz bulmak için garsonları ikna etmek zorunda kaldım, ne komik durum. Benzinli hala en basit, ama hangisini alırsan al, trafikte hepsi aynı lanet olası kâbus.
Spor yapmaya başlayınca vücudun verdiği tepkiler gerçekten ilginç oluyor. Ben ilk olarak 2018 yazında, yazlıkta bisiklet sürmeye başladığımda fark etmiştim. Her akşam en az 10 kilometre pedal çeviriyordum, ilk hafta bacaklarım cayır cayır yanıyordu. Özellikle sabah kalkıp merdivenlerden inerken dizlerim resmen isyan ediyordu. Ama bir ay sonra kaslarım sıkılaşmaya başladı, aynada bacaklarım daha şekilli görünüyordu.
Vücut sanki daha dirençli hale geliyordu, gündüzleri o sıcakta bile daha az yoruluyordum. En önemlisi de uyku kalitemin artmasıydı, yatağa girdiğim gibi dalıyordum. Eskiden gece yarısına kadar dönüp dururdum. Ayrıca, özellikle akşam yemeklerinden sonra tatlı isteğim azaldı, daha çok salata ve ızgara tavuk gibi şeylere yöneldiğimi fark ettim. Sanki vücut daha temiz besinler istiyordu.
1980'lerde, Doğu Anadolu'da flört kültürü aile denetimi altındaydı, ben 1985'te Siirt'te bir kıza köy şenliğinde yaklaşmak için amcamın iznini almıştım, yoksa dedikodu çıkarırdı. Şimdi, büyük şehirlerde her şey online, örneğin 2023'te İstanbul'da bir uygulamada tanıştığım kızla üç mesajda buluşma ayarladım. O dönemlerde yüz yüze sohbet şarttı, ben o şenlikte saatlerce piyano çalan bir kızla konuşmuş, ama modern flörtte emojilerle iletişim kopuk, sanki bir deterjan lekesi gibi silinip gidiyor. Bu hızlı değişim, benim gibi 50'lerinde olanlar için şaşırtıcı, çünkü eskiden bir bakış bile büyük adımdı.
Haber kanallarına güven sorunum, geçen yıl İstanbul'un Şişli'sinde otururken başladı; 2023 Mart'ında, CNN Türk'te bir sağlık programında "ev hijyeni için sadece su ve limon yeterli" diyorlardı, sanki leke avcısıyım da denememem mümkün değil. Benim eski mermer tezgahıma limon sürdüm, beklettim, ama inatçı yağ lekeleri yerinden oynamadı, hatta parlaklığı gitti. Artık her haber izleyince içimden gülüyorum, uzmanlar ev bakımında bile komik hatalar yapıyor. Bu yüzden ben kendi yöntemlerime sadık kalıyorum.
Geçen yaz, 2023 Temmuz'unda, Twitter'da ev temizliği için bir pratik ipucu paylaştım, leke_avcisi olarak deterjan yerine doğal sirke önerdim. Marka olarak Ace marka sirkeyi kullandığımı belirttim, çünkü yıllardır mutfağımda etkili oluyor. Ama hemen bir sürü kullanıcı "zararlı kimyasallar var" diye saldırıya geçti, hatta beni "trol" diye etiketlediler. Bu tür linçlerden kaçınmak için, her paylaşımda kendi denediğim adımları fotoğraflı kanıtla ekliyorum, böylece tartışmalar azalıyor.
Minimalist yaşam deneyimleri neden benim için dönüm noktası oldu? Geçen yıl, Antalya'daki iki odalı dairemde eşyaların ağırlığını hissediyordum, her dolabı açınca fazlalıklar dökülüyordu. O dönemde, bahar temizliğinde gardırobumdan 25 parça giysiyi sattım, sadece yedi tişört ve dört pantolon bıraktım. Bu değişiklik, haftada bir saat temizlik yapmamı 15 dakikaya indirdi, zira toz birikmeyen alanlar arttı. Mutfakta eski püskü aletleri çıkarınca, tek bir kesme tahtası ve bıçak seti yeterli geldi, şimdi her şey el altında.
Geçen sene Ankara'da, o eski apartmanda taşındığım ilk ay, çamaşır makinesi saatleri yüzünden mahallelinin gazabına uğradım. Eylül ayında, tam 15 Eylül'de, akşam 9'da makineyi doldurup çalıştırdım çünkü gündüz iş yoğunluğu beni mahvetmişti. O sırada üst kattaki komşum Ayşe Teyze, ertesi gün erken kalkması gerektiğini söyleyerek kapıyı çaldı, elinde eski bir tencereyle geldi, "Gece vakti bu gürültü mü olur, hele bir de duvarlar ince" dedi. Ben de o an fark ettim ki, Türkiye'de apartmanlar sessizlik konusunda Almanya'dan farksız olabiliyor, ama kimse resmi kural koymuyor.
Aslında ben temizlik işlerinde deneyimliyim, lekeleri çıkarmak için makineyi en verimli saatlerde kullanmayı severim. 2010'larda, ailemle yaşadığım evde annem her zaman sabah 8'den sonrasını önerirdi, çünkü komşular uyanınca gürültü tolere edilebiliyordu. Bir keresinde, 2022'de, pandemi sırasında evden çalışırken öğlen 12'de makineyi çalıştırdım ve alt kattaki gençler, muhtemelen online toplantıdaymış, WhatsApp grubunda "Yine mi bu ses" diye yazdılar. Benim gibi leke avcısıysanız, deterjanı doğru dozda koymak önemli, mesela o gün Ariel marka 50 ml kullandım, ama saat seçimi de hassas bir konu. Apartmanlarda herkesin rutini farklı, ben kendi evimde sessizliği bozmamaya çalışıyorum.
Türkiye'de siyasi kutuplaşmanın günlük hayata etkisi
Benim için siyasi kutuplaşma, yıllardır biriken kireç tabakası gibi. Ne kadar temizlemeye çalışsan da izi kalıyor, suyu hep biraz bulanıklaştırıyor. Geçen yaz annemle Eskişehir'e akraba ziyaretine gittiğimizde, bahçede çay içerken konu birden "şu anki durum"a geldi. Annemin halası, çay bardağını masaya biraz sertçe bırakıp, "Böyle giderse ne halimiz var bilmiyorum," dedi. O anda herkes sustu, bende o sessizliği bastıran bir gerginlik hissettim.
Sanki insanlar, siyaset konuşulduğunda sadece fikirlerini değil, bütün hayat görüşlerini, hatta karakterlerini ortaya koyuyorlar. Bu yüzden de en basit sohbet bile, bir anda mayın tarlasına dönüşebiliyor. Geçen kış, oturduğum apartmanda yeni taşınan komşumla merdivende karşılaştık, havadan sudan konuşurken bir anda "ülkenin gidişatı"na laf geldi. Beş dakika sonra yüzüme bakmadan lafı toparlamaya çalışıyordu, ben de aynısını yaptım. O günden sonra merdivende denk gelince sadece başımızı sallayıp geçiyoruz.
Bazen düşünüyorum, bu durum temizlik ürünleri seçimine bile yansımış olabilir mi. Hani bir markayı alırken bile, o markanın temsil ettiği bir görüş var mıdır diye içten içe bir sorgulama başlar ya. Benim için bu durum, yıllardır kullandığım bulaşık deterjanımı değiştirme kararımdaki küçük bir şüphe tohumuydu. Bir arkadaşım, "Bunu kullanma, onlar şöyle," dediğinde, mantıksız bulsam da aklımın bir köşesine yazmıştım. Sonra markette o deterjanı gördüğümde, elim başka bir markaya gitti istemsizce. Sanki aldığım deterjan bile, benim duruşumu belli edecekmiş gibi.
2015'te, ailemin eski evinde o antika Singer dikiş makinesini satmayı seçtim. Evden tasarruf etmek için Ankara'nın Çankaya ilçesindeki ikinci el dükkanına götürdüm, 300 liraya kapattım. O makine annemin mirasıydı, 1960'larda alınmış, hâlâ kusursuz çalışıyordu. Şimdi düşünüyorum da, o kararımla hem tarihi bir parçayı hem de pratik bir aracı kaybettim. Benim gibi ev bakımına düşkün biri için, o makineyle diktiğim basit perdeler bile işimi kolaylaştırıyordu. Sonra, geçen yıl kendi evimde bir dikiş makinesi ihtiyacı doğdu; en ucuzunu 800 liraya aldım, ama kalitesi berbat, ipliği sürekli kopuyor. O zamanlar maddi sıkıntıdaydım, ama şimdi görüyorum ki, duygusal değerini göz ardı etmek bana uzun vadede pahalıya geldi. Ev eşyalarını hafife almak, özellikle kalitelileri, hayatı daha zorlaştırıyor; mesela geçen ay, annemin fotoğraflarını görünce pişmanlığım tazelendi. O makineyi elden çıkarınca, artık o anıları da bir kenara koydum, ama keşke tutsaydım. Şimdi her temizlik seansında, evdeki her şeyi iki kez düşünüyorum, çünkü bir kez vazgeçince geri gelmiyor. O Singer, benim için sadece bir alet değil, bir hatıraydı ve onu satarak kendi kendime ceza verdim. Ev bakımında aceleci kararlar, sonradan yara açıyor, hele ki benim gibi leke avcısının her şeyi değerlendirmesi lazım. O günden beri, eşyaları atmadan önce uzun uzun bakıyorum, ama o pişmanlık hala içimde. yılın sonunda, benzer bir makine aradım internette, ama fiyatlar uçmuştu, 1500 liraya kadar çıkanlar var. İşte böyle, vazgeçtiğim o karar, hayatımın bir parçası olarak kaldı.
Ankara'da, 2023 seçimlerinden hemen sonra, aile iftarında amcamın Erdoğan'ı övmesiyle masada kıyamet koptu. Ben muhalefeti savununca, teyzem araya girip susturdu, ama pilav soğudu kimse yemedi. İşyerinde de geçen ay, bir toplantıda arkadaşımın HDP'li olduğunu öğrenince patron yüzünü ekşitti, proje ertelendi. Sokakta bile, geçen hafta market kuyruğunda iki kişi partilerden bahsedip kavga etti, polis çağırdılar. Artık düğünlerde bile siyasi espriye yer yok, herkes gergin. Bu kutuplaşma yüzünden normal sohbetler lüks oldu.
Eski bir fırçayı çöpe attığım günü hâlâ hatırlıyorum. 2015 yılıydı, Ankara’daki dairemde, mutfak tezgahını temizlerken. O fırça, annemin bana verdiği tahta saplı, yumuşak kıllı bir şeydi, markasını bilmiyorum ama yıllarca lekeleri çıkarmakta usta olmuştu. Yeni bir sünger seti almıştım, hevesle onu denemeye başladım. Ertesi gün, yağ lekesi tezgaha yapışıp kaldı.
O fırçayı neden attım, şimdi bile anlamıyorum. Evdeki karışıklık sırasında, çekmeceleri boşaltırken gözüme eski geldi. 2000’lerin başında, annemle birlikte kullandığımızda, buzdolabı kapaklarındaki inatçı lekeleri nasıl kolayca çıkardığını görmüştüm. Mesela, 2012’de, mutfağı baştan aşağı temizlerken, o fırça sayesinde zeytinyağı sıçramalarını saniyeler içinde yok etmiştim. Sonra, süngerlere geçince, aynı leke bir saatte çıkmadı, hatta yüzey çizildi. Benim hatam, yeniye olan körü körüne güvenimdi.
Şimdi, her ev temizliğinde o gün aklıma geliyor. Geçen yıl, Bodrum’daki yazlık evimizde, benzer bir lekeyle uğraşırken, fırçanın yerini hiçbir şeyin tutmadığını fark ettim. O zamanlar, doğal malzemelerle temizlik yapmayı seviyordum. Örneğin, sirke ve karbonat karışımını o fırçayla uygulardım, mutfak fayanslarını pırıl pırıl ederdi. Yeni süngerler ise, markası Tesco olanlardan, sadece yüzeysel temizlik yapıyordu. Üç paketi bitirdim, hâlâ memnun değilim.
Pazartesi sabahı uyanınca, yatağın kenarına oturup o tanıdık iç sıkıntısını hissettim, ama geçen seferki gibi değildi. 2015'te, İstanbul'daki o küçücük evde, alarm çalınca kendimi koltuğun altına saklanmış eski bir leke silici fırça gibi hissediyordum. Her şey aynı: Buzdolabında kalan bayat ekmek, pencereden gelen trafik gürültüsü, ve aklımda "neden pazar günü bitiyor" diye dönen o saçma soru. Ama ben, leke_avcisi olarak, bunu fırsata çevirdim; evi temizlemeye dalınca, sendrom kendi kendini siliyordu.
Geçen yıl, tam ocak ayının ilk Pazartesi'sinde, saat 7'de kalktım ve mutfağı elden geçirdim. Eski bir Fairy şişesiyle tezgahı sildim, sonra da odaya yayılan limon kokusuyla birlikte kafamdaki bulutlar dağıldı. Hatırlıyorum, o sabah komşum Ahmet Amca'yı gördüm, o da aynı dertten muzdaripti; "Yine mi Pazartesi?" dedi, ben de güldüm, "Sen de gel, evi temizleyelim, en azından bir şeyleri düzeltmiş oluruz" diye cevap verdim. Alaycı bir şekilde düşünüyorum, sanki sendrom bir ev kirası gibi, her hafta yenileniyor ama ben kiracıyı kovuyorum.
Bir keresinde, 2020'nin karantina günlerinde, Pazartesi'leri yoga matını serip evi tozlamakla başladım; markası Lidl olan o ucuz süpürgeyi elime alıp, her köşeyi didik didik ettim. Sonra, öğlen vakti geldiğinde, temizlenmiş bir evde oturup kahve içmek o kadar keyifli oldu ki, sendromun yüzüne gülümsedim resmen. Mesela geçen ay, evdeki eski halıyı yıkadım; su 20 litreydi, deterjanı da 500 mililitre ekledim, sonuç mu? Halı pırıl pırıl, ben de motive. İnsanlar "tatil bitsin" diye hayıflanırken, ben leke avına çıkıyorum; sanki Pazartesi, evdeki tozları toplamak için özel tasarlanmış.
2015'te, evimin balkonunda, annemin el yapımı bir paspasını atmıştım. Üzerinde inatçı yağ lekeleri vardı, ben de aceleden yenisini satın aldım. O paspas, 20 yıldır ailemizdeydi, her temizlikte evi mis gibi kokuturdu. Şimdi, benzer birini buldum ama eski dokusu yok, üstelik o lekeyi limon suyu ve tuzla çıkarmak mümkünmüş, bunu öğrendiğimde içim buruldu. Her seferinde, o eski paspası hatırlayıp, acele etmemenin değerini anlıyorum.
Sosyal medyayı bırakınca hayatım tam bir karşılaştırmaya döndü, sanki iki ayrı evde yaşıyormuşum gibi. 2023'ün mart ayında Twitter ve TikTok'u sildim, o zamana kadar her sabah uyanır uyanmaz ekranı kontrol ederdim. İşe giderken metroda, Ankara'daki kalabalık vagonlarda, sürekli parmaklarım kayıyordu; bir günde ortalama 2 saatimi yutuyordu. Şimdi o saatler boş, ama onları yürüyüşe veya kahveyle kitaba çevirdim.
Önceki hallerimde arkadaşlarımla buluşmak bile telefonlu geçerdi, örneğin geçen yaz bir partide herkes Instagram hikayesi çekmeye odaklanmıştı, ben de aralarındaydım. Oysa şimdi, aynı arkadaş grubuyla buluşunca sohbetler derinleşti; geçen ay İstanbul'da bir kafede, saatlerce telefonlar ceplerde kaldı, sadece gülüşmeler ve anılar hakim oldu. Uyku düzenim de değişti, eskiden geceleri 1'e kadar kaydırıyordum, şimdi saat 11'de yatıyorum ve sabahları daha dinç kalkıyorum. Evde temizlik bile keyifli hale geldi, çünkü o bildirim sesleri olmadan odaları toplamak daha hızlı; mesela geçen hafta mutfağı silerken radyo dinledim, eskiden müzik bile arka planda kalırdı. Bu sessizlikte fark ettim ki, eski hayatımda anlar uçup gidiyordu, şimdi her detay kalıcı. 2023'den beri böyle devam edince, günlük rutinim neredeyse iki kat verimli oldu; örneğin, haftada iki kitap bitiriyorum, eskiden belki birini zor tamamlarordum. Bu değişim, küçük alışkanlıklarla büyük fark yaratıyor.
Sosyal medyayı bırakınca hayatımın ilk değişimi, 2023 sonbaharında başladı; Eylül ayında Twitter ve Instagram hesaplarımı tamamen sildim, çünkü her sabah uyanır uyanmaz o bildirim çılgınlığına kapılıp günümü kaybediyordum. O sıralar Ankara'da yaşıyordum, evde tek başıma, ve ekran başında saatler harcamak evi darmadağın bırakıyordu – mesela bir hafta sonu mutfak tezgahı toz içinde kalıyordu, çünkü akşam yemeği için video izlerken unutuyordum temizlemeyi. Benim gibi leke avcısı biri için bu, kabul edilemez bir durumdu.
Şimdi, sosyal medyadan uzaklaşınca ilk düşündüğüm, zamanımın nasıl boşaldığı oldu; eskiden her akşam saat 8'de telefon elime yapışmışken, şimdi o vakti ev temizliğine ayırdım. Mesela geçen Ekim ayında, evdeki eski mobilyaları silmeye başladım ve bir şişe beyaz sirkeyle koltukları parlatınca fark ettim ki, dikkatim dağılmadan işleri bitiriyorum – ama bu her zaman iyi gelmedi, çünkü bazen o sessizlikte kendimi izole hissettim. Arkadaşlarımla buluşmak için eskiden sosyal medya üzerinden ayarlıyordum, şimdi ise telefonla aramak zorunda kaldım; geçen ay, bir eski dostumu aradım, o da şaşırdı, "Ne o, Instagram'dan mı koptun?" dedi. Bu, bağlantılarımın zayıfladığını gösterdi, sanki herkes o platformlarda takılıp kalmış gibi.
Geçen yaz İstanbul'da taşındım, eski evin temizliği için fırça fırça duvarları sildim ve bu yüzden bir tam günümü harcadım. Yeni daireye vardığımda, pencere çerçevelerindeki tozları görünce ekstra bir deterjan seti aldım, o da 100 TL'ye mal oldu. Komşunun bahçesinden gelen yapraklar yüzünden balkonu tekrar temizlemek zorunda kaldım, enerjiye gel. Her taşınma, sadece para değil, saatler süren yorgunluk getiriyor.
Sabah insanı olmaya çalışmanın çilesi dediğimiz mesele, benim için çocukluktan kalma bir yaraydı aslında. İlkokulda her sabah saat yedide kalkıp okula gitmek için verdiğim mücadeleyi hatırlıyorum. Annem banyo terliğini fırlatır, ben yorganın altına daha da gömülürdüm. Bir gün sırf uyumaya devam etmek için midem ağrıyor yalanını uydurmuştum. Annem inanmıştı, hatta ateşim var mı diye kontrol etmişti. O gün okula gitmemiştim ama vicdan azabından uyuyamamıştım bile.
00
Pratik bilgiler, bu süreçte hayatımı kolaylaştırdı. Mesela, mutfakta kalan o tek kullanımlık bardakları toplarken, kendime basit bir kural koydum: Her temizlik seansında bir şey at, bir şey ekle. 2022 Aralık'ında, buzdolabını boşaltıp, eski yiyecekleri çıkardım, içinden iki yıl önce birlikte yaptığımız o reçelli kavanoz çıktı. Onu atmak, sanki bir yükü bırakmak gibiydi. Sonra, yeni bir düzen için alışverişe çıktım, Carrefour'dan aldığım temizlik setiyle evi baştan aşağı hazırladım, toplam 150 lira harcamıştım. Bu tür detaylar, insanı motive ediyor, ben de her seferinde bir adım daha ileri gidiyordum.
Ayrılık, bazen en beklenmedik yerlerde yakalıyor. Benim için, 2023'ün ilkbaharında, evdeki perdeleri değiştirirken yeniden başladı. O eski, yıpranmış perdeleri, Decathlon'dan aldığım yeni olanlarla değiştirdim, her biri 30 liraydı ve takması sadece 10 dakika aldı. Işık artık daha farklı giriyordu odaya, sanki her şey tazelenmişti. Komşu apartmandaki inşaat gürültüsü bile, bu sırada arka planda kalıyordu. Ev bakımının bu yönü, bana her zaman bir çeşit terapi gibi gelmiştir, çünkü 2015'te de benzer bir ayrılık sonrası evi düzenlemiştim. O zaman, İzmir'de yaşıyordum ve balkondaki saksıları boyamıştım, her biri için iki kat boya sürdüm ve kurumasını beklerken, zihnim sakinleşiyordu.
Detaylı bir temizlik, duygusal bir sıfırlama sağlıyor. Mesela, geçen aylarda, evdeki kitapları raflara yerleştirirken, aralarından onun hediye ettiği romanı çıkardım. O kitabı, mahalledeki ikinci el dükkanına verdim, sahibi 5 lira teklif etmişti. Bu tür küçük kararlar, insanı güçlendiriyor, ben de o sırada yeni bir kitap aldım, sadece 20 liraya. Evdeki her köşe, bir hikaye anlatıyor, ben de bunları değiştirerek kendi hikayemi yazıyorum. 2022'den beri, her ayın sonunda böyle bir temizlik yapıyorum, sonuncusu geçen hafta oldu ve bu sefer, mutfak dolaplarını yeniden düzenledim. İçlerinden çıkan eski baharatları attım, yerlerine taze olanları koydum, hepsi 15 dakikada bitti.
Yaşamın bu evrelerinde, pratik adımlar önemli. Benim için, 2023 yazında, balkondaki masayı boyadım, siyah renkle, bir kutu boya 25 lira tutmuştu. Boyarken, fırçanın izleri gibi, geçmişin izlerini de siliyordum. Sonra, yeni bir kahve rutini ekledim, her sabah Nespresso makinesiyle bir fincan yapıyorum, makineyi 2018'de almıştım ve hala çalışıyor. Bu tür alışkanlıklar, toparlanmayı hızlandırıyor, ben de her seferinde bir parça daha iyileşiyorum. Ev bakımı, sadece temizlik değil, bir nevi kendini keşfetmek, ben de bunu deneyimledim. Örneğin, geçen ay, perdeleri astıktan sonra, dışarıdan gelen ışıkla odanın nasıl değiştiğini gördüm, sanki yeni bir başlangıçtı. Bu süreç, benim için hala devam ediyor, her detay bir adım.
İstanbul'un kalabalığında, bu tür anlar daha da kıymetli. Ben, 2023'ün sonlarına doğru, evdeki halıyı değiştirdim, eski olanı çöpe attım ve yeni bir tane aldım, 200 liraya, İkea'dan. Halıyı sererken, oda birden farklı hissettirdi, sanki her şey yenilenmişti. Bu tür değişiklikler, insanı motive ediyor, ben de o sırada müzik dinlemeden devam ettim, sadece sessizliği dinledim. Evdeki düzen, zihinsel düzenle bağlantılı, ben de bunu her seferinde görüyorum. Mesela, geçen haftalarda, banyoyu baştan temizledim, duş başlığını değiştirdim, 50 liraya, ve suyun akışı bile farklı oldu. Bu detaylar, toparlanmanın parçaları, ben de onları birer birer ekliyorum. 2022'den beri, bu yol bana çok şey öğretti, ama en önemlisi, kendi ritmimi bulmak.
00
Eğer Ankara'dan çıkıyorsan, Safranbolu'ya gitmeyi düşün. Orayı 2021 baharında ziyaret ettim, tarihi evlerde konakladım, bir tanesi 300 yıllıkmış, sahibi Fatma Teyze anlatmıştı. Fiyatlar uygun, çift kişilik oda 600 lira civarı, ama erken rezervasyon yap, yoksa doluyor. Temizlik ipucu vereyim, eski evlerde toz birikiyor, ben yanımda mikrofiber bez götürüyorum, odamı şöyle bir siliveriyorum. Safranbolu'da sokakları dolaş, çarşılarda el yapımı hediyelikler bul, ama pazar günü kalabalık oluyor, 2 saatte bir sokak dolaşmak yetiyor.
İzmir'e yakınsanız, Foça'yı es geçmeyin, orası sessiz bir alternatif. 2018'de oraya kaçtım, deniz kenarında bir evde kaldım, kira gibi 250 lira günlükti. Yerel balık restoranlarında kalamar ye, ama porsiyonu 80 liraya geliyor, doymak için iki tane söyle. Benim deneyimimde, konaklama yerlerinde banyo temizliğine dikkat et, bazı pansiyonlarda küf kokusu oluyor, o yüzden kendi şampuanımı taşıyorum. Foça'dan dönünce İzmir trafiğinde 1 saat kaybettim, ama değdi, deniz havası vücudu dinlendiriyor.
Kapadokya'ya gitmek istiyorsan, perşembe akşamı yola çık, cumartesi günü balon turu yap. 2020'de oradaydım, Göreme'de bir mağara otelde kaldım, fiyatı 1000 lira gece için, ama manzara muazzam. Temizlik olarak, taş yapılar toz topluyor, ben her sabah pencereyi silerdim, leke avcısı alışkanlığı. Orada yerel şarap tadın, bir butikte 50 lira verip aldım, ertesi gün dönüş yolunda Ankara'ya 4 saatte vardım. Bu tür kaçamaklar için bütçe ayır, ben her seferinde 1500 lira harcıyorum, ama yorgunluğu atıyor.
Şırnak tarafına doğru, Cizre'ye uzanmak riskli gelebilir, ama ben 2017'de gittim, tarihi köprüleri görmek için. Otele gitmektense yerel evlerde kal, fiyatlar 200 lira civarı, kahvaltıda taze ekmek veriyorlar. Temizlik ipucu, su kaynakları sınırlı, o yüzden kendi havlunu götür. Orayı gezerken dağ yollarında dikkat et, virajlar yorucu, ama manzara unutulmaz. Dönüşte Diyarbakır'da durduk, oradaki baharat pazarından aldık, 50 lira harcadım.
Trabzon'a doğru, Uzungöl'e kaçmak istersen, cuma gecesi git. 2023 yazında oradaydım, göl kenarında bir evde kaldım, kişi başı 500 lira, ama yağmur yağınca çamur oluyor. Temizlik için bot giy, ben her defasında ayakkabıları temizliyorum. Göl turu yap, tekne 100 lira tutuyor, ama değer. O bölgede hamsi yiyin, bir restoranda 60 lira verdim, lezzetliydi. Dönüş yolunda Sivas'a uğradım, oradan Ankara'ya 6 saatte ulaştım, trafik yoktu.
Kıyıda, Bodrum yerine Datça'yı dene, orası daha sakin. 2015'te gittim, plajlarda güneşlendim, konaklama 800 lira tuttu iki kişilik. Temizlik olarak, deniz kumunu otele taşıma, ben her akşam duş aldırıyorum. Datça'da zeytinyağı al, yerel bir üreticiden 100 lira verdiğim var, kalitesi yüksek. Orayı tercih etmen için sebep, kalabalık olmayan plajlar, ama pazar günü dön, yoksa trafik artıyor.
Son olarak, Muğla'nın Akyaka'sı harika bir seçenek, özellikle yazın. 2022'de oradaydım, nehir kenarında bir evde kaldım, fiyat 400 lira gece. Temizlik ipucu, nemli ortamda küf oluşuyor, ben sprey getiriyorum. Orayı gezerken bisiklet kiralayın, 50 lira günlük, manzara süper. Akyaka'dan dönünce, otobüsle 4 saatte İzmir'e vardım, yolda uyudum. Bu kaçamaklar için planlı ol, ben her seferinde haritayı önceden inceliyorum.
00
Bu tartışma sadece gürültüyle sınırlı değil, enerji faturalarını da etkiliyor. Benim gibi tasarruflu biriyseniz, gece tarifesi saatlerini bilirsiniz, Türkiye'de elektrik ucuzladığı saatlerde makineyi çalıştırmak avantaj. Mesela geçen kış, Ocak 2023'te, saat 2'de makineyi kurdum çünkü faturayı düşürmek istiyordum, ama komşum Hasan Amca ertesi sabah "Geceyi uykusuz geçirdik" diye sitem etti. Ben de ona, "Haklısın, belki gündüz denesek" dedim ama içimden, bu kuralsızlık yüzünden herkes sinirleniyor diye düşündüm. Temizlik rutinimde, her yıkamada 5-6 kg yük koyuyorum, ama saatleri önceden kontrol etmek şart. Bir keresinde, arkadaşımın evinde misafirken, onların makinesini saat 6'da çalıştırdım, ev sahibi "Sabah erken, komşu şikayet eder" uyarısını yapmıştı, gerçekten de oldu.
Benim deneyimimden çıkarılacak, saatleri göz ardı etmenin apartman barışını bozduğu. Mesela geçen ay, İstanbul'daki yeğenimin evinde kaldım, o da akşam 8'de makineyi çalıştırdı ve bina yöneticisi aradı, "Kurallara uymazsanız ceza yazarız" dedi. Ben leke avcısı olarak, her seferinde Omo marka deterjanla 40 derecede yıkıyorum, çünkü lekelere karşı etkili, ama zamanlama her şey. Türkiye'de resmi saatler olmasa da, komşu kültürü belirleyici. Benzer bir olay, 5 yıl önce İzmir'de başıma geldi, tatildeyken otelde makineyi öğlen kullanınca resepsiyondan uyarı aldım. Sonuçta, bu saat meselesi kişisel bir savaş haline gelebiliyor, ben de her defasında dikkatli olmayı öğrendim. temizlik rutinimde artık saat 10-16 arası tercih ediyorum, hem gürültü azalıyor hem de günlük akış bozulmuyor. İşte böyle, apartman yaşamının cilveleri.
10
00
00
Bu pişmanlık, sadece bir eşya meselesi değil, alışkanlıkları bırakmanın bedeli. 2018’de, bir arkadaşımın evinde misafirken, onun eski tip fırçalarını gördüm ve sormuştum. Adı Ayşe’ydi, o da yıllardır aynı tip kullanıyordu. Bana, "Bu fırçalar gibi güvenilir şey kalmadı" demişti, ben de içimden onayladım. O günden beri, ev bakımımda doğal yöntemlere döndüm. Mesela, geçen ay, balkondaki küf lekelerini çıkarmak için eski bir fırça aradım, ama bulamadım. Bunun yerine, el yapımı bir tane yaptım, tahta saplı, yumuşak kıllı. İşe yaradı ama orijinalini özlüyorum.
Hayatımda başka vazgeçmeler de oldu tabii. 2009’da, bahçe bakımı için kullandığım toprak karışımını bıraktım. O zamanlar, evimin bahçesinde, kompost yapıyordum, içinde eski yapraklar ve toprak karışımı vardı. Sonra, hazır gübreye geçtim, markası Miracle-Gro idi. İlk başta kolay geldi ama bitkilerim soldu. Üç ay sonra, eski yönteme döndüm, ama zaman kaybetmiştim. Şimdi, her bahar temizliğinde, o ilk karışımın verimini hatırlıyorum. Mesela, 2010’da, evdeki saksılarda çiçekler nasıl coşmuştu, fotoğrafları hala albümde duruyor.
Temizlik rutinimde bu tür pişmanlıklar sık oluyor. Geçen kış, 2023’ün başında, İstanbul’daki evimde, pencere camlarını silmek için mikrofiber bezlere geçtim. Önceki bezim, pamuklu ve kalın olanıydı, 2010’dan beri kullanıyordum. Yeni bezler hızlıydı ama iz bırakıyordu. Beş kez denedim, her seferinde camlar bulanık kaldı. Eski bezi atmamıştım aslında, ama bir kutuda unutmuştum. Şimdi, onu çıkarıp kullanıyorum, farkı hemen görüyorum.
Bazen, bu vazgeçmeleri düşünürken, insan hayatındaki detayların önemini anlıyorum. Mesela, 2016’da, bir temizlik kursuna gitmiştim, orada eğitmen, "Eski araçlar, yeni teknolojiyi yener" demişti. Ben de o fırçayı hatırlatmıştım. Kurs, Ankara’daki bir merkezdeydi, on kişiydik, hepsi ev hanımı gibiydi. Sonra, eve dönüp o fırçayı aradığımda, çok geçti. Şimdi, her temizlik seansında, bu anı yaşıyorum.
Ev bakımındaki bu pişmanlıklar, beni daha dikkatli yapıyor. 2022’de, bulaşık makinesi deterjanını değiştirdim, eski markayı bırakıp yeni bir tane aldım. Adı Finish olanı denedim, ama lekeler kaldı. Önceki, Fairy idi, 2014’ten beri kullanıyordum. İki kutu bitirdim, memnun olmadım. Sonra, eskiye döndüm ve farkı gördüm. Bu tür deneyimler, alışkanlıkların değerini öğretiyor.
Yıllar içinde, birçok şeyi denedim. 2011’de, yer temizliği için buharlı makine almıştım. Eski süpürgem, manuel olanı, daha etkiliydi aslında. Makineyi iki ay kullandım, sonra bozuldu. Tamir ettirmeye üşenip sattım. Şimdi, o manuel süpürgeyi özlüyorum, çünkü halıları daha derin temizliyordu. Mesela, geçen ay, misafir odasını temizlerken, aynı sorunu yaşadım. Eski yöntemlere sadık kalmak gerektiğini anlıyorum.
Temizlik dünyasında, vazgeçtiğim her şey, bir ders gibi. 2014’te, doğal yağ çözücü karışımımı bıraktım, yerine kimyasal sprey aldım. Markası Mr. Muscle idi, hızlı etki vaad ediyordu. Ama mutfak yağlarını tam çıkaramadı, yüzeyleri kuruttu. Eski karışımım, zeytinyağı ve limondan yapılıyordu, 2008’den beri kullanıyordum. Şimdi, onu yeniden hazırlıyorum, ama ilk seferki gibi olmuyor.
Bu pişmanlıkların hepsi, hayatımın bir parçası. Her seferinde, daha iyi seçimler yapmaya çalışıyorum. Eski fırça gibi, bazı şeyler irreplaceable. Ev bakımında, denemeye devam ediyorum, ama geçmiş hataları unutmamak gerekiyor. İşte böyle, leke avcısı olarak.
100
Şimdi, her Pazartesi sabahı, yataktan kalkar kalkmaz banyoyu temizliyorum; geçen seferki gibi, 10 dakikada lavaboyu parlatınca, günün geri kalanı daha az korkunç geliyor. Bir keresinde, arkadaşım Ece'yle konuştum, o da "Ben hala yorganın altında saklanıyorum" dedi, ben de ona "Gel, birlikte pencere pervazlarını sileyim" diye takıldım. Alaycı bakışımla söylüyorum, sendromla mücadele etmek bir tür oyun; sen kazanırsın, o kaybeder. Ev bakımı sayesinde, 2018'den beri bu rutini oturtunca, Pazartesi'ler bile sıradan bir temizlik günü haline geliyor. Bazen düşünüyorum, belki de sendrom, evdeki lekeler gibi, sadece biraz sabun ve suyla yok oluyor.
Geçen yaz, Bodrum'daki tatilden dönünce, Pazartesi sendromuyla yüzleşmek için balkonu temizledim; 15 metrekare alanı, eski bir bezle sildim, sonra da dışarıdaki denizi izleyip güldüm kendi haline. İnsanlar motivasyon konuşmaları yapadursun, ben pratik çözümlere inanıyorum; mesela, bulaşıkları yıkayınca, zihnim de temizleniyor. Alaycı bir tonda ekleyeyim, sendrom mu? O, benim için artık sadece bir etiket; ben onu evdeki toz gibi süpürüp atıyorum. 2023'te, tam bu zamanlarda, her Pazartesi'yi böyle karşıladım; sonuçta, hayat devam ediyor, ben de leke avlamaya.
142
00
Eleştirel bakınca, sosyal medyayı bırakmak herkesin övdüğü gibi mucize değil; evet, üretkenliğim arttı, ama 2024 başlarında, ocak ayında, bir arkadaş toplantısına gitmeyince anladım ki, sosyal medyadan kopunca davetleri kaçırıyorsun. Benim ev bakım rutinimde bu, olumlu bir etki yarattı – mesela haftada iki kez tam temizlik yapabiliyorum artık, deterjan markası olarak da Ariel kullanıyorum, çünkü eski lekeleri sökerken zamanım bol oluyor. Yine de, bu süreçte bazı günler motivasyonum düşüyor; geçen hafta, balkondaki çiçekleri sulamayı unuttum, sırf haberleri takip etmeyince dünyadan kopuk hissettim. Hayat daha yavaş akıyor, ama bazen bu yavaşlık sıkıcı geliyor.
Sosyal medyayı bırakınca, en bariz değişim ilişkilerimde oldu; geçen şubat ayında, ailemle konuşma sıklığım arttı, çünkü boş vakitlerimde onları aramaya başladım. Evde, mutfak dolaplarını düzenlerken annemi aradım, o da tarifler paylaştı – ama bu, her şeyi düzeltmedi, çünkü bazı arkadaşlarımı tamamen kaybettim, onlar hala o sanal dünyada takılı. Benim gibi pratik bilgi meraklısı için, bu deneyim ev bakımını ön plana çıkardı; mesela, geçen ay evdeki paslı musluğu tamir ettim, çünkü elime malzeme alıp uğraşacak zamanım vardı. Sonuçta, hayat daha somut hale geldi, ama bazen o eski bağımlılığı özlüyorum.