2015'te, ailemin eski evinde o antika Singer dikiş makinesini satmayı seçtim. Evden tasarruf etmek için Ankara'nın Çankaya ilçesindeki ikinci el dükkanına götürdüm, 300 liraya kapattım. O makine annemin mirasıydı, 1960'larda alınmış, hâlâ kusursuz çalışıyordu. Şimdi düşünüyorum da, o kararımla hem tarihi bir parçayı hem de pratik bir aracı kaybettim. Benim gibi ev bakımına düşkün biri için, o makineyle diktiğim basit perdeler bile işimi kolaylaştırıyordu. Sonra, geçen yıl kendi evimde bir dikiş makinesi ihtiyacı doğdu; en ucuzunu 800 liraya aldım, ama kalitesi berbat, ipliği sürekli kopuyor. O zamanlar maddi sıkıntıdaydım, ama şimdi görüyorum ki, duygusal değerini göz ardı etmek bana uzun vadede pahalıya geldi. Ev eşyalarını hafife almak, özellikle kalitelileri, hayatı daha zorlaştırıyor; mesela geçen ay, annemin fotoğraflarını görünce pişmanlığım tazelendi. O makineyi elden çıkarınca, artık o anıları da bir kenara koydum, ama keşke tutsaydım. Şimdi her temizlik seansında, evdeki her şeyi iki kez düşünüyorum, çünkü bir kez vazgeçince geri gelmiyor. O Singer, benim için sadece bir alet değil, bir hatıraydı ve onu satarak kendi kendime ceza verdim. Ev bakımında aceleci kararlar, sonradan yara açıyor, hele ki benim gibi leke avcısının her şeyi değerlendirmesi lazım. O günden beri, eşyaları atmadan önce uzun uzun bakıyorum, ama o pişmanlık hala içimde. yılın sonunda, benzer bir makine aradım internette, ama fiyatlar uçmuştu, 1500 liraya kadar çıkanlar var. İşte böyle, vazgeçtiğim o karar, hayatımın bir parçası olarak kaldı.
00