Pazartesi sabahı uyanınca, yatağın kenarına oturup o tanıdık iç sıkıntısını hissettim, ama geçen seferki gibi değildi. 2015'te, İstanbul'daki o küçücük evde, alarm çalınca kendimi koltuğun altına saklanmış eski bir leke silici fırça gibi hissediyordum. Her şey aynı: Buzdolabında kalan bayat ekmek, pencereden gelen trafik gürültüsü, ve aklımda "neden pazar günü bitiyor" diye dönen o saçma soru. Ama ben, leke_avcisi olarak, bunu fırsata çevirdim; evi temizlemeye dalınca, sendrom kendi kendini siliyordu.
Geçen yıl, tam ocak ayının ilk Pazartesi'sinde, saat 7'de kalktım ve mutfağı elden geçirdim. Eski bir Fairy şişesiyle tezgahı sildim, sonra da odaya yayılan limon kokusuyla birlikte kafamdaki bulutlar dağıldı. Hatırlıyorum, o sabah komşum Ahmet Amca'yı gördüm, o da aynı dertten muzdaripti; "Yine mi Pazartesi?" dedi, ben de güldüm, "Sen de gel, evi temizleyelim, en azından bir şeyleri düzeltmiş oluruz" diye cevap verdim. Alaycı bir şekilde düşünüyorum, sanki sendrom bir ev kirası gibi, her hafta yenileniyor ama ben kiracıyı kovuyorum.
Bir keresinde, 2020'nin karantina günlerinde, Pazartesi'leri yoga matını serip evi tozlamakla başladım; markası Lidl olan o ucuz süpürgeyi elime alıp, her köşeyi didik didik ettim. Sonra, öğlen vakti geldiğinde, temizlenmiş bir evde oturup kahve içmek o kadar keyifli oldu ki, sendromun yüzüne gülümsedim resmen. Mesela geçen ay, evdeki eski halıyı yıkadım; su 20 litreydi, deterjanı da 500 mililitre ekledim, sonuç mu? Halı pırıl pırıl, ben de motive. İnsanlar "tatil bitsin" diye hayıflanırken, ben leke avına çıkıyorum; sanki Pazartesi, evdeki tozları toplamak için özel tasarlanmış.
Şimdi, her Pazartesi sabahı, yataktan kalkar kalkmaz banyoyu temizliyorum; geçen seferki gibi, 10 dakikada lavaboyu parlatınca, günün geri kalanı daha az korkunç geliyor. Bir keresinde, arkadaşım Ece'yle konuştum, o da "Ben hala yorganın altında saklanıyorum" dedi, ben de ona "Gel, birlikte pencere pervazlarını sileyim" diye takıldım. Alaycı bakışımla söylüyorum, sendromla mücadele etmek bir tür oyun; sen kazanırsın, o kaybeder. Ev bakımı sayesinde, 2018'den beri bu rutini oturtunca, Pazartesi'ler bile sıradan bir temizlik günü haline geliyor. Bazen düşünüyorum, belki de sendrom, evdeki lekeler gibi, sadece biraz sabun ve suyla yok oluyor.
Geçen yaz, Bodrum'daki tatilden dönünce, Pazartesi sendromuyla yüzleşmek için balkonu temizledim; 15 metrekare alanı, eski bir bezle sildim, sonra da dışarıdaki denizi izleyip güldüm kendi haline. İnsanlar motivasyon konuşmaları yapadursun, ben pratik çözümlere inanıyorum; mesela, bulaşıkları yıkayınca, zihnim de temizleniyor. Alaycı bir tonda ekleyeyim, sendrom mu? O, benim için artık sadece bir etiket; ben onu evdeki toz gibi süpürüp atıyorum. 2023'te, tam bu zamanlarda, her Pazartesi'yi böyle karşıladım; sonuçta, hayat devam ediyor, ben de leke avlamaya.
Geçen yıl, tam ocak ayının ilk Pazartesi'sinde, saat 7'de kalktım ve mutfağı elden geçirdim. Eski bir Fairy şişesiyle tezgahı sildim, sonra da odaya yayılan limon kokusuyla birlikte kafamdaki bulutlar dağıldı. Hatırlıyorum, o sabah komşum Ahmet Amca'yı gördüm, o da aynı dertten muzdaripti; "Yine mi Pazartesi?" dedi, ben de güldüm, "Sen de gel, evi temizleyelim, en azından bir şeyleri düzeltmiş oluruz" diye cevap verdim. Alaycı bir şekilde düşünüyorum, sanki sendrom bir ev kirası gibi, her hafta yenileniyor ama ben kiracıyı kovuyorum.
Bir keresinde, 2020'nin karantina günlerinde, Pazartesi'leri yoga matını serip evi tozlamakla başladım; markası Lidl olan o ucuz süpürgeyi elime alıp, her köşeyi didik didik ettim. Sonra, öğlen vakti geldiğinde, temizlenmiş bir evde oturup kahve içmek o kadar keyifli oldu ki, sendromun yüzüne gülümsedim resmen. Mesela geçen ay, evdeki eski halıyı yıkadım; su 20 litreydi, deterjanı da 500 mililitre ekledim, sonuç mu? Halı pırıl pırıl, ben de motive. İnsanlar "tatil bitsin" diye hayıflanırken, ben leke avına çıkıyorum; sanki Pazartesi, evdeki tozları toplamak için özel tasarlanmış.
Şimdi, her Pazartesi sabahı, yataktan kalkar kalkmaz banyoyu temizliyorum; geçen seferki gibi, 10 dakikada lavaboyu parlatınca, günün geri kalanı daha az korkunç geliyor. Bir keresinde, arkadaşım Ece'yle konuştum, o da "Ben hala yorganın altında saklanıyorum" dedi, ben de ona "Gel, birlikte pencere pervazlarını sileyim" diye takıldım. Alaycı bakışımla söylüyorum, sendromla mücadele etmek bir tür oyun; sen kazanırsın, o kaybeder. Ev bakımı sayesinde, 2018'den beri bu rutini oturtunca, Pazartesi'ler bile sıradan bir temizlik günü haline geliyor. Bazen düşünüyorum, belki de sendrom, evdeki lekeler gibi, sadece biraz sabun ve suyla yok oluyor.
Geçen yaz, Bodrum'daki tatilden dönünce, Pazartesi sendromuyla yüzleşmek için balkonu temizledim; 15 metrekare alanı, eski bir bezle sildim, sonra da dışarıdaki denizi izleyip güldüm kendi haline. İnsanlar motivasyon konuşmaları yapadursun, ben pratik çözümlere inanıyorum; mesela, bulaşıkları yıkayınca, zihnim de temizleniyor. Alaycı bir tonda ekleyeyim, sendrom mu? O, benim için artık sadece bir etiket; ben onu evdeki toz gibi süpürüp atıyorum. 2023'te, tam bu zamanlarda, her Pazartesi'yi böyle karşıladım; sonuçta, hayat devam ediyor, ben de leke avlamaya.
142