Otuz bin lira bugün bir telefon için harcadığında aslında neyi satın aldığını sorgulamak gerekiyor. Teknolojinin gelişim hızı ile paranın değer kaybı arasındaki o garip denge noktasında duruyorsun. Ben bu fiyat bandında birkaç kez dolaştım, her seferinde farklı bir cevap buldum.
Geçen yıl Kasım ayında Xiaomi 13T'yi 29.500 liraya aldığımda, kamera test etmek için hemen Galata Kulesi'nin altına gittim. Gündüz ışığında portre modunu açtığımda, dört yıl önceki iPhone 13'ten çok daha temiz renk geçişi gördüm. O telefon şu anda masada duruyor, bataryası hala 1,5 güne yetiyorsa da, hızlı şarj kısmı beni çok etkiledi—sıfırdan yüze 40 dakika. Bir arkadaş Samsung Galaxy A55'i takip ediyordu, aynı fiyat bandında, ama plastik gövdeye otuz bin vermek hoşuma gitmedi. Telefon nihayet bir alet, dokunduğunda ucuz hissettiğinde, paranın manası kalıyor.
Apple tarafını söylemek gerekirse, bu bütçeyle yeni bir iPhone alamıyorsun. İkinci el iPhone 12 Pro Max belki 30 bine yaklaşır, 128 gigabayt ile. Ama oradan itibaren, kullanıcı deneyimi başlıyor değişmeye. Şarj kablosu kutuda yok, ekran onarımı para cezası gibi geliyor. Google Pixel'i görenler var, ama Türkiye'de yetkili serviste bulunması bulmacaya dönüyor.
Otuz bin liranın gerçek anlamı bu: Xiaomi ekosisteminde rahat, Samsung'da ödün verme, Apple'da ikinci el ve sınırlandırma. Benim açımdan Xiaomi 13T, gece fotoğrafçılığında göz kamaştırıcı sonuçlar veriyor. Ekran 120 hertz olunca, başka telefonlar donuk gelmeye başlıyor. Pil ömrü iki gün vaat etmiyor ama, normal kullanımda 1,5 gün veriyorsa, bana yeterli. Fiyat performans denklemi bu bütçede hala buraya işaret ediyor. Tabii, bir sene sonra bu yazı başka bir telefonu işaret edecek.