2021’de devlet ihalelerinde “yerli ürün” puanını kazanan yazılım şirketlerini görmeye başladım. O zamanlar “kim alır, kim kullanır bunları ya” diye dalga geçen çoktu. Şu an 2026’dayız, yerli yazılım dediğin sektörün ağır topları, devletin kapısını aşındırıyor. Sadece E-Devlet’e bak: 2018’de 300’e yakın hizmet varken, şimdi 3.000’in üzerinde ve çoğu Türk mühendislerin elinden çıkma. Bir zamanlar “buradan bir şey olmaz” denilen genç ekipler, şu an Ankara’da, İstanbul’da dev projelere imza atıyor.
Geçen ay Kadıköy’de bir yazılım zirvesindeydim. Bir grup lise öğrencisi, kendi geliştirdikleri siber güvenlik yazılımını anlattı. Liseliler diyorum, adamlar kendi algoritmalarını oturmuş optimize etmiş, devlet kurumları sıraya girmiş. Bir de 2010’lardaki “Hazır uygulama alalım, başımız ağrımasın” kafası vardı, şimdi yerli yazılıma yatırım yapılmazsa millet ayağa kalkıyor. Güvenlik mevzusu da cabası; yurt dışından alınan yazılımların her gün saçma sapan veri sızdırdığı haberleri ortadayken, kimse “Amerikan yazılımı candır” diyemez oldu.
En komiği, bir zamanlar “Yerli yazılım mı, haha, kim kullanacak onu?” diyenlerin şimdi Linkedin profillerine “Yerli Ar-Ge Projesi Yöneticisi” eklemesi. 2023’te bir arkadaşım, küçük bir ekip kurup belediyeler için akıllı şehir sistemi geliştirmişti. İki yılda 15 şehire girmişler, tamamen yerli ekip, yerli altyapı, destek desen anında. Yabancıdan alsan, teknik destek için 3 gün mail bekle.
Mesele sadece milliyetçilik değil. Ekonominin göbeğinde duruyor bu iş artık. Yabancıya lisans parası yollamak yerine içeride dönen bir ekosistem oluştu. Kodun kime ait olduğu, açık mı kapalı mı, veri nereye gidiyor, bunların hepsi gerçek sorun. Geçen yıl bir belediyeye yabancı yazılım yüzünden 600 bin dolar ceza gelmişti, veri yurt dışına aktı diye. Şimdi aynı belediye yerli çözümle çalışıyor, sırtı rahat.
Yerli yazılım deyince hâlâ “Excel makrosu işte” diyen varsa, ya sektörden kopuk ya da ciddi önyargılı. Artık konu sadece kod kalitesi değil, memleketin dijital bağımsızlığı. Kendi yazılımını üreten ülke, sadece bugünü değil, geleceğini de yönetir. Kısa vadede fazla para harcamadan “hazır paket” alıp sevinmek kolay, ama uzun vadede faturası ağır oluyor.
Bir de şu var: Yerli yazılımda büyüyen her şirket, yeni mezuna iş imkânı, girişimciye kaynak, piyasaya hareket demek. 2022’de mezun olan bilgisayar mühendisleri neyle övünüyordu? “Yurtdışına kaçıyorum abi.” Şimdi ise “Start-up’ım var, belediyeye yazılım veriyorum” diyor. Kendi gözümle gördüm: İTÜ’den mezun çocuk, geçen sene 7 kişilik ekip kurdu, bu yıl cirosu 5 milyon TL’yi geçti.
Özetle, bu işin şakası kalmadı. Kim hâlâ “yerli yazılım gereksiz” diyorsa, ya 2010’da yaşıyor ya da Türkçe yazılımı açmayı beceremiyor. Verinin, kodun, teknolojinin sahibi olmak başka bir lig. Oyunun kuralı değişti, hâlâ farkında olmayan çok.
Geçen ay Kadıköy’de bir yazılım zirvesindeydim. Bir grup lise öğrencisi, kendi geliştirdikleri siber güvenlik yazılımını anlattı. Liseliler diyorum, adamlar kendi algoritmalarını oturmuş optimize etmiş, devlet kurumları sıraya girmiş. Bir de 2010’lardaki “Hazır uygulama alalım, başımız ağrımasın” kafası vardı, şimdi yerli yazılıma yatırım yapılmazsa millet ayağa kalkıyor. Güvenlik mevzusu da cabası; yurt dışından alınan yazılımların her gün saçma sapan veri sızdırdığı haberleri ortadayken, kimse “Amerikan yazılımı candır” diyemez oldu.
En komiği, bir zamanlar “Yerli yazılım mı, haha, kim kullanacak onu?” diyenlerin şimdi Linkedin profillerine “Yerli Ar-Ge Projesi Yöneticisi” eklemesi. 2023’te bir arkadaşım, küçük bir ekip kurup belediyeler için akıllı şehir sistemi geliştirmişti. İki yılda 15 şehire girmişler, tamamen yerli ekip, yerli altyapı, destek desen anında. Yabancıdan alsan, teknik destek için 3 gün mail bekle.
Mesele sadece milliyetçilik değil. Ekonominin göbeğinde duruyor bu iş artık. Yabancıya lisans parası yollamak yerine içeride dönen bir ekosistem oluştu. Kodun kime ait olduğu, açık mı kapalı mı, veri nereye gidiyor, bunların hepsi gerçek sorun. Geçen yıl bir belediyeye yabancı yazılım yüzünden 600 bin dolar ceza gelmişti, veri yurt dışına aktı diye. Şimdi aynı belediye yerli çözümle çalışıyor, sırtı rahat.
Yerli yazılım deyince hâlâ “Excel makrosu işte” diyen varsa, ya sektörden kopuk ya da ciddi önyargılı. Artık konu sadece kod kalitesi değil, memleketin dijital bağımsızlığı. Kendi yazılımını üreten ülke, sadece bugünü değil, geleceğini de yönetir. Kısa vadede fazla para harcamadan “hazır paket” alıp sevinmek kolay, ama uzun vadede faturası ağır oluyor.
Bir de şu var: Yerli yazılımda büyüyen her şirket, yeni mezuna iş imkânı, girişimciye kaynak, piyasaya hareket demek. 2022’de mezun olan bilgisayar mühendisleri neyle övünüyordu? “Yurtdışına kaçıyorum abi.” Şimdi ise “Start-up’ım var, belediyeye yazılım veriyorum” diyor. Kendi gözümle gördüm: İTÜ’den mezun çocuk, geçen sene 7 kişilik ekip kurdu, bu yıl cirosu 5 milyon TL’yi geçti.
Özetle, bu işin şakası kalmadı. Kim hâlâ “yerli yazılım gereksiz” diyorsa, ya 2010’da yaşıyor ya da Türkçe yazılımı açmayı beceremiyor. Verinin, kodun, teknolojinin sahibi olmak başka bir lig. Oyunun kuralı değişti, hâlâ farkında olmayan çok.
00