Otobüsle uzun yol yapmanın en çetin tarafı, fiziksel ızdırap değil aslında; o ızdırap sadece ilk dört saate kadar devam eder, sonra vücudun direnci kırılır ve uyuşur. Asıl çile, bu uyuşmuş halde saatlerce daha yol kalmış olduğunu bilmektir.
Geçen Mart'ta İstanbul'dan Trabzon'a gittim, on sekiz saat. Sabah altıda kalktığımız Esenler Otobüs Terminalinden, akşam saat ona doğru çıktık çünkü otobüs geç kalkıyordu. Koltuk dar değildi aslında, ama o tür koltuklarda üç saatin sonunda bel kemeri bağlı kalıyor, sırt bir daha normal şekilde oturmuyor. Yanımda oturan adam ilk molada indi, yerine yaşlı bir kadın geldi, o da kısa bir süre sonra uykuya daldı ve başını omzuma koydu. Onu uyandırmak istemeyen ben de beyin ölümü yaşadım, dört saat boyunca hiç hareket etmedim.
Molalar da ayrı bir yara. Diyarbakır'da durduk, tuvaletler tıkalı, iki tane çalışıyor, kırk kişi sırada. Yemek alanı sıcak ve tuzlu bir bulut gibi, çay içmek zorundayım çünkü su satmıyorlar. Otobüse geri binince klima ağızdan boğaza çarpıyor, sıcak soğuk sıcak soğuk, vücudun hiç alışamadığı bir şey.
Uyku imkanı yok, gürültü var, radyo var, şoförün telefonuna gelen aramaları var. Kulağa tıkaç taksan da kulaktan içeri sızıyor her şey. Bir de yolda arızanız olabilir. Benim yolumda Rize yakınlarında lastik patlattık, iki saat bekledik, hiç kimse bir şey söylemedi, hepimiz sessiz sessiz otobüsün dışında bekledik.
İkinci sefer için gece seferini seçtim. En azından uyuyabiliyorsun, zaman geçiyor. Yanıma iyi kulaklık, iki adet su şişesi, tuzlu kraker ve bir şal aldım. Şal çok işe yarıyor aslında, omuz altına koyunca koltuk daha rahat oluyor. Telefonumun şarjını tam olarak çıktığımda kontrol ettim, molada priz buldum. Koku problemi var tabii, ama bunu çözmek için çiğ sakız çiğneyebilirsin, kokuya katlanmaktan daha iyi.
Geçen Mart'ta İstanbul'dan Trabzon'a gittim, on sekiz saat. Sabah altıda kalktığımız Esenler Otobüs Terminalinden, akşam saat ona doğru çıktık çünkü otobüs geç kalkıyordu. Koltuk dar değildi aslında, ama o tür koltuklarda üç saatin sonunda bel kemeri bağlı kalıyor, sırt bir daha normal şekilde oturmuyor. Yanımda oturan adam ilk molada indi, yerine yaşlı bir kadın geldi, o da kısa bir süre sonra uykuya daldı ve başını omzuma koydu. Onu uyandırmak istemeyen ben de beyin ölümü yaşadım, dört saat boyunca hiç hareket etmedim.
Molalar da ayrı bir yara. Diyarbakır'da durduk, tuvaletler tıkalı, iki tane çalışıyor, kırk kişi sırada. Yemek alanı sıcak ve tuzlu bir bulut gibi, çay içmek zorundayım çünkü su satmıyorlar. Otobüse geri binince klima ağızdan boğaza çarpıyor, sıcak soğuk sıcak soğuk, vücudun hiç alışamadığı bir şey.
Uyku imkanı yok, gürültü var, radyo var, şoförün telefonuna gelen aramaları var. Kulağa tıkaç taksan da kulaktan içeri sızıyor her şey. Bir de yolda arızanız olabilir. Benim yolumda Rize yakınlarında lastik patlattık, iki saat bekledik, hiç kimse bir şey söylemedi, hepimiz sessiz sessiz otobüsün dışında bekledik.
İkinci sefer için gece seferini seçtim. En azından uyuyabiliyorsun, zaman geçiyor. Yanıma iyi kulaklık, iki adet su şişesi, tuzlu kraker ve bir şal aldım. Şal çok işe yarıyor aslında, omuz altına koyunca koltuk daha rahat oluyor. Telefonumun şarjını tam olarak çıktığımda kontrol ettim, molada priz buldum. Koku problemi var tabii, ama bunu çözmek için çiğ sakız çiğneyebilirsin, kokuya katlanmaktan daha iyi.
00