2010 yazında, Bodrum'da bir butik otelde kaldım, o günler hala aklıma geldikçe iç çekiyorum. Oteli seçerken fotoğraflara kanmıştım, beyaz badanalı duvarlar ve mavi panjurlar sanki Ege rüyasıydı. Ama kapıyı açınca, duvarlar nem lekeli, perdeler tozlu çıkınca moralim bozuldu.
İlk gece, balkondan denizi izlerken koltukların yırtık deri parçaları ayağıma takıldı, sanki otel 90'lardan kalmış gibiydi. Ertesi sabah kahvaltıda, masaların sallanan ayakları yüzünden fincanlar devrildi, ben de çayı silerken geçen yılları düşündüm. O tatilde, arkadaşlarımla planladığımız tekne turuna rağmen, odanın karanlık lambaları yüzünden erken yatmak zorunda kaldım. Bir keresinde, duvara asılı o eski ayna kırılmıştı, onu düzeltmeye çalışırken parmağımı kestim, bandajla gezdim bütün gün.
Aslında pişmanlığım sadece konfordan öte, o mekanın ruhsuzluğuyla ilgiliydi. 2010'da, o otelde kaldığımız üç gün boyunca, dışarıdaki maviliklere rağmen içeride kendimi evimden uzak hissediyordum. Benim gibi dekorasyona takıntılı biri için, yatak örtülerinin lekeli olması bile tatili zehir etti. Sonradan öğrendim ki, otelin sahibi yıllardır bakım yapmamış, hatta yerel esnaftan duydum ki, geçen yaz başka turistler de şikayet etmiş.
Bodrum'dan dönerken, tren istasyonunda beklerken aklıma geldi, bir daha otel seçerken fotoğraflara değil, yorumlardaki detaylara bakmalıymışım. O tatilde çektiğim fotoğraflarda gülüyoruz ama ben, o odanın soğuk duvarlarını unutamıyorum. 2015'te başka bir seyahatte, bu sefer Airbnb'den bir ev tuttum, orada her şey yerindeydi ama o eski pişmanlık hala içimde. Bodrum'un o sıcağında, deniz kenarında yürürken bile, aklım o lekeli halılarda kaldı. Bir keresinde, akşam yemeğinde balık yerken arkadaşım sordu, "Neden bu kadar sessizsin?" dedim ki, "Odalar yüzünden keyfim kaçtı." O günden beri, tatillerde ilk işim odayı kontrol etmek oldu, pencere pervazlarının tozsuz olup olmadığını. 2010'daki o deneyim, bana gösteriyor ki, seyahatte konfor her şeyden önemliymiş, en azından benim için. Bodrum'dan sonraki yaz, Yunan adalarına gittim, orada kaldığım yer kusursuzdu ama yine de o eski hatıra zihnimde dönüyor. Denize atladığım anlarda bile, o otelin duvarlarını hatırlıyorum.
Neyse, o tatil bittiğinde bavullarımı toplarken fark ettim ki, eve dönmek bile rahatlattı beni, çünkü kendi evimin tasarımı mükemmel. Bodrum'un o dar sokaklarında dolaşırken, bir daha asla acele etmemeye karar verdim, her şeyi ince ince düşünmek lazım. 2010'daki o pişmanlık, hala aklımda taze, sanki dün gibi. İşte bu yüzden, seyahatlerde en çok o detayları özlüyorum, ya da özlememeyi. Bodrum'dan sonra, her tatilde odayı ilk işim haline getirdim, duvar rengini kontrol etmek için. O yaz, tam üç kilo verdiğimi fark ettim, stres yüzünden, ama olsun, ders oldu bana. Şimdi, her seyahat planında o hatayı tekrarlamıyorum, en azından deniyorum. Bodrum'un o mavilikleri güzel olsa da, odalar berbattı, bunu unutmak zor. İşte benim pişmanlığım tam da bu, detaylarda saklı.
Ve yıllar sonra, 2020'de pandemiyle evde kaldığımda, o tatili hatırladım, keşke o odada daha rahat olsaydım diye. Bodrum'daki o butik otelin adı hala dilimde, ama bir daha gitmem. Tatillerde en çok, mekanların ruhunu hafife almak pişman ettiriyor beni. 2010'dan beri, her şey değişti ama o anılar aynı. Bodrum'un sıcak kumlarında yürürken, bir daha asla o hataya düşmedim. Şimdi, her seyahatte öncelikli olarak odayı seçiyorum, duvarların renginden emin olmak için. O tatil, bana öğretti ki, seyahat sadece gitmek değil, orada kalmak. Bodrum'dan döndükten sonra, evimin dekorasyonunu yeniledim, o deneyim sayesinde. İşte
İlk gece, balkondan denizi izlerken koltukların yırtık deri parçaları ayağıma takıldı, sanki otel 90'lardan kalmış gibiydi. Ertesi sabah kahvaltıda, masaların sallanan ayakları yüzünden fincanlar devrildi, ben de çayı silerken geçen yılları düşündüm. O tatilde, arkadaşlarımla planladığımız tekne turuna rağmen, odanın karanlık lambaları yüzünden erken yatmak zorunda kaldım. Bir keresinde, duvara asılı o eski ayna kırılmıştı, onu düzeltmeye çalışırken parmağımı kestim, bandajla gezdim bütün gün.
Aslında pişmanlığım sadece konfordan öte, o mekanın ruhsuzluğuyla ilgiliydi. 2010'da, o otelde kaldığımız üç gün boyunca, dışarıdaki maviliklere rağmen içeride kendimi evimden uzak hissediyordum. Benim gibi dekorasyona takıntılı biri için, yatak örtülerinin lekeli olması bile tatili zehir etti. Sonradan öğrendim ki, otelin sahibi yıllardır bakım yapmamış, hatta yerel esnaftan duydum ki, geçen yaz başka turistler de şikayet etmiş.
Bodrum'dan dönerken, tren istasyonunda beklerken aklıma geldi, bir daha otel seçerken fotoğraflara değil, yorumlardaki detaylara bakmalıymışım. O tatilde çektiğim fotoğraflarda gülüyoruz ama ben, o odanın soğuk duvarlarını unutamıyorum. 2015'te başka bir seyahatte, bu sefer Airbnb'den bir ev tuttum, orada her şey yerindeydi ama o eski pişmanlık hala içimde. Bodrum'un o sıcağında, deniz kenarında yürürken bile, aklım o lekeli halılarda kaldı. Bir keresinde, akşam yemeğinde balık yerken arkadaşım sordu, "Neden bu kadar sessizsin?" dedim ki, "Odalar yüzünden keyfim kaçtı." O günden beri, tatillerde ilk işim odayı kontrol etmek oldu, pencere pervazlarının tozsuz olup olmadığını. 2010'daki o deneyim, bana gösteriyor ki, seyahatte konfor her şeyden önemliymiş, en azından benim için. Bodrum'dan sonraki yaz, Yunan adalarına gittim, orada kaldığım yer kusursuzdu ama yine de o eski hatıra zihnimde dönüyor. Denize atladığım anlarda bile, o otelin duvarlarını hatırlıyorum.
Neyse, o tatil bittiğinde bavullarımı toplarken fark ettim ki, eve dönmek bile rahatlattı beni, çünkü kendi evimin tasarımı mükemmel. Bodrum'un o dar sokaklarında dolaşırken, bir daha asla acele etmemeye karar verdim, her şeyi ince ince düşünmek lazım. 2010'daki o pişmanlık, hala aklımda taze, sanki dün gibi. İşte bu yüzden, seyahatlerde en çok o detayları özlüyorum, ya da özlememeyi. Bodrum'dan sonra, her tatilde odayı ilk işim haline getirdim, duvar rengini kontrol etmek için. O yaz, tam üç kilo verdiğimi fark ettim, stres yüzünden, ama olsun, ders oldu bana. Şimdi, her seyahat planında o hatayı tekrarlamıyorum, en azından deniyorum. Bodrum'un o mavilikleri güzel olsa da, odalar berbattı, bunu unutmak zor. İşte benim pişmanlığım tam da bu, detaylarda saklı.
Ve yıllar sonra, 2020'de pandemiyle evde kaldığımda, o tatili hatırladım, keşke o odada daha rahat olsaydım diye. Bodrum'daki o butik otelin adı hala dilimde, ama bir daha gitmem. Tatillerde en çok, mekanların ruhunu hafife almak pişman ettiriyor beni. 2010'dan beri, her şey değişti ama o anılar aynı. Bodrum'un sıcak kumlarında yürürken, bir daha asla o hataya düşmedim. Şimdi, her seyahatte öncelikli olarak odayı seçiyorum, duvarların renginden emin olmak için. O tatil, bana öğretti ki, seyahat sadece gitmek değil, orada kalmak. Bodrum'dan döndükten sonra, evimin dekorasyonunu yeniledim, o deneyim sayesinde. İşte
00